DEMOKRASİNİN BİTTİĞİ BİR ÜLKE HALİNE GELDİK

Seçim çalışmalarına İnegöl’de devam eden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili adayları Orhan Sarıbal ve Erkan Dönmez, parti binasında basın toplantısı düzenlediler.

DEMOKRASİNİN BİTTİĞİ BİR ÜLKE HALİNE GELDİK

Basın toplantısına CHP Bursa Milletvekili adayları Orhan Sarıbal ve Erkan Dönmez’in yanı sıra CHP İlçe Sekreteri Yasemin Soydan ve yönetim kurulu üyeleri ile partililer katıldı.

TOPRAK ADAMA BAŞARILAR DİLİYORUZ

CHP İlçe Sekreteri Yasemin Soydan, “Her gün bir vekil adayımızı yanımıza alarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugün meclisteki halkın sesi olarak tanıdığımız, kendisine toprak adam diye hitap ettiğimiz 2. Bölge 1. sıra adayımız Orhan Sarıbal yanımızda. Kendisine başarılar diliyoruz” dedi.

CHP’NİN ÜLKEYİ LAYIK OLDUĞU YERE TAŞIYACAĞINA İNANIYORUM

CHP Bursa Milletvekili Adayı Erkan Dönmez ise, “Meclisin de, Türkiye’nin de, Bursa’nın da çok yakından tanıdığı bir ağabeyim bugün burada. 24 Haziran’da yapılacak seçimlerde CHP’nin ülkeyi layık olduğu yere taşıyacağına inanıyorum. İnegöl beni yakinen tanıyor. Bursa Milletvekili adayıyım, Bursa’mıza ve ülkemize yardım edeceğiz. Bu bölgenin sorunlarını her zaman Orhan vekilim ile birlikte Ankara’ya taşıyacak olmanın sevinç ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bana destek verdikleri için İnegöl’deki tüm hemşerilerimize de teşekkür ediyorum” diye konuştu.

DEMOKRASİNİN BİTTİĞİ BİR ÜLKE HALİNE GELDİK

“16 yıllık bir deneyimle karşı karşıyayız” diyerek konuşmasına başlayan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise, “16 yıllık AK Parti ve saray rejiminin Türkiye’ye getirdiği süreç açık. OHAL koşulları, demokrasinin bittiği, insanların söz söyleyemediği, düşünce ve görüşünü paylaşamayan bir ülke haline geldik. Basın araçları siyasal iktidar ve saray tarafından kuşatıldı. İnsanlık zaman zaman açlığa da, yoksulluğa da direnmiştir, savaş ve zulüm de görmüştür ama insanların düşünce ve fikirleri hiç bu kadar baskı altına alınmamıştır. Fikir ve düşünceler baskılanamaz ama toplumla paylaşamadığınız sürece, büyük seslerle ifade edilmediği sürece, düşünce ve fikirler tutsaktır. Krallar ve padişahlar kendi yanlarındaki yamak ve yalakalar sayesinde söyledikleri her şeyin doğru olduğuna, kendi yaptıklarının doğru olduğuna, başkalarının söyleyeceği her şeyin yanlış olacağına inanarak, kendi diktatörlüklerini devam ettirmek isterler. 24 Haziran şunu ifade ediyor; halkımıza açık beyanımızdır, 24 Haziran bir diktatörlüğün, bir otoriterliğin, bir tek adamlığın devam etmesini istemekte midir yoksa demokrasi, özgürlük, insanların kendini ifade edeceği başka bir döneme gidişin en önemli günü müdür?” dedi.

EKONOMİ YÜZDE 1’LİK ZENGİN İÇİN BÜYÜMÜŞ

Sarıbal, “AK Parti iktidarı tarafından deniyor ki, 16 yılda biz ülkeyi 3-4 kat büyüttük, 230 milyar dolardan 450 milyar dolara çıkardık. Güzel, sıkıntı yok. O zaman soruyu şuradan soruyoruz, eğer bir ülkenin ekonomisi, GSMH’sı 4 kat büyümüşse bunun karşısında benim İnegöl köylümün gelir seviyesinin, huzurunun ve yaşam kalitesinin 3 kat artması gerekmez mi? İşsizlik oranımızın 3 kat azalması gerekmez mi? Kadrolaşan insanımın emeği sömürülerek önce taşeronluğa şimdi de işsizliğe sürüklenmesi, bu 3 kat büyümüş olmanın bir sonucu olmalı mı? Yine bizim köylülüğü bırakıp İnegöl’de Bursa’da, Kahramanmaraş’ta, Çanakkale’de köyünden uzaklaşıp, kente gelip yoksulluğa talim eden ya da Soma’da zeytinini bırakıp maden altında ölmesi nasıl ifade edilebilir? İş cinayetleri nasıl ifade edilebilir? 27 milyon insanın yoksulluk sınırı altında yaşadığını nasıl ifade edebiliriz? Günde 1 milyona yakın insanımızın karnı doymadan aç yatağa gittiğini nasıl ifade edebiliriz? 2002-2003 yılında 230 milyar doları elinde bulunduran kesimin büyük kısmının bir avuç zengin olduğunu görüyoruz. 230 milyar doların yüzde 39’unu hapseden, paylaşan yüzde 1’lik bir sınıf. O sınıf öyle bir olmuş ki, 2017’nin sonunda 850 milyar dolar servetin yüzde 55’ini alıyorlar. Ekonomi yüzde 1’lik zengin için büyümüş. Başka kim için büyümüş? Rantiyeciler, yalancılar, emperyalistler dedikleri. 16 yılda 150 milyar dolar devlet üzerinden faiz verilerek yabancı şirketler. 2002 yılından bugüne kadar içeride bir avuç tefeci banka, şirket, yandaşa verdiği 650 milyar TL faiz. Dışarıya 150 milyar dolar faiz, içeride 650 milyar TL faiz. Büyütülmüş rakamdan para pul alan kesim belli. Başka? Elbette bal tutan parmağını yalar. Eğer sarayın etrafındaysanız, padişahım çok yaşa diyorsanız bütün ülkenin zenginliklerini, servetini devlet eliyle 186 kez değiştirilen kamu ihale kanunu ile akrabalarınıza, eşinize, dostunuza verirsiniz. Bu zenginlik nereden geliyordu? Bu zenginlik 80 milyon halkımızın bireysel zenginliği ve milli servetleriydi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarından kalan ne kadar kamu alanı, maden, ticarethane, tarıma dayalı işletme varsa tümünü sattılar ya da yandaşlarıyla paylaştılar. Bu ülkenin değerlerini sattılar. Büyüyen ekonomi içerisinde ülkenin tarafına harcadıkları parayla fabrika açabilirlerdi, tüm üniversite öğrencilerine yurt açıp bunları cemaatin eline bırakmazlar, onları FETÖ’cü diye içeri atmazlardı. O servet ile yeni bir ülke inşa edilirdi” dedi.

AKP VE YANDAŞLARI TOPLUMU YOKSULLUKLA TERBİYE EDİYORLAR

79 yıl boyunca toplam 713 milyar dolar para harcandığını ifade eden Sarıbal, “1923’ten 2002’nin başına kadar 53 hükümet gelmiş geçmiş, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Celal Bayar, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Tansu Çiller, Erdal İnönü, son hükümet, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz… Bütün bu hükümetler, liderler 79 yıl boyunca toplam 713 milyar dolar para harcamışlar. 2002’den bugüne kadar hep tek başına iktidar olan AK Parti 2 trilyon 94 milyar dolar para harcadı. Bu para Türkiye Cumhuriyetini Kars’tan Edirne’ye, Mersin’den Samsun’a, İzmir’den Artvin’e yeniden inşa ederdi. Bir tek çocuk işsiz, bir tek anne gözyaşı dökmezdi, bir tek terör vakası olmaz, bir tek çocuk istemediği yaşam koşullarına maruz kalmazdı. AKP ve yandaşları toplumu yoksullukla terbiye ediyorlar, yoksulluğu yok etmiyorlar onunla yönetiyorlar. 24 Haziran’a geldiğimiz yolda sadece koltuğu, iktidarı korumak, servet başkalarının eline gitmesin diye koltuk ittifakı kuruyorlar. MHP ile muhafazakâr milliyetçi bir blok oluşturdular. Niyetleri şuydu FETÖ ile her türlü işbirliği yapıp sonra yönetimi bölüşemediler. Ülkenin servetini ve yönetimini elinde tutma anlayışıyla iki cambaz bir ipte oynamazdı, birbirlerine düştüler, çıkarlar çatıştı ve 15 Temmuz olayı oldu. 20 Temmuz 2016’da açıktan bir OHAL ilan ettiler. BM’ye ‘Biz artık bu ülkede normal yargılama yapmayacağız’ dediler. ‘Cezaevine attıklarımıza her türlü muameleyi yapacağız’ dediler ve o günden sonra bu ülkede FETÖ’cü diye tüm yapıyı değiştirdiler. Önce 2010 yılı 12 Eylül referandumuyla FETÖ’yü devlete yerleştirdiler ondan sonra 20 Temmuz 2016’da saray sivil darbesini yaptı, o darbe ile FETÖ’yü devletten temizleyeceğim diye ülkeyi karanlığa sürükledi. Devlet kadrolarında çalışan kim varsa, sarayın dediğinin dışında söz söyleyen kim varsa ya tutukladılar ya gözaltına aldılar ya korkuttular ya işini elinden aldılar ya fabrikasını kapattılar. Farkında olamadılar, artık dünyada Türkiye demokratik olarak yönetilemiyordu ve bunlar da Türkiye’yi demokratik olarak yönetmeyeceklerini açıkça söylediler. Zulüm yapacağız dediler. FETÖ’yü bahane ettik, bu ülkede kendi devletimizi kuracağız dediler. O gün bu gündür binlerce insanı işinden attılar. Binlerce insan tutuklu, gözaltında, cezaevlerinde ama asıl önemli olan 80 milyon insan kendini korku içerisinde ifade edemez durumda. Çok açık ve net…” ifadelerini kullandı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER