BİRİ HASTANE Mİ DEDİ?

Duyan duymayanlara haber versin tez vakit. Öyle bir mekân inşâ edildi ki, içeri hasta giren şifa buluyor… Ve öyle bir binaya adım atıyorsunuz ki, kendi içinde kocaman bir yaşam alanı. Kapıdaki temizlik personelinden doktoruna, güvenliğinden danışmanına kadar herkesin güler yüzle karşıladığı hastalarla olan diyaloglarına alışık olmadığınız için, ister istemez kendinizi hayal âleminde sanıyorsunuz. 

Yaklaşık 3 hafta kadar önce bir sağlık problemi için randevu aldığım Bursa Şehir Hastanesi’ne ilk defa gidiyordum. Ulaşımı kolay olan bu hastane uzaktan görünmeye başladığı andan itibaren inanmakta güçlük çektim. Yaklaştıkça buranın bir hastaneden çok insanın hastane algısını yerle bir eden bir yapı olduğunu fark ettim. 

Bilirsiniz, hepimizde şu durum vardır. Hastaneye ne zaman gitsek ya daha da hasta bir şekilde dönüyor, ya da bizde hiç bir sorun olmadığı hâlde bir yakınımızı götürmüşsek kendimiz de hastalanarak geri dönüyoruz. Bunu hepimiz yaşamışızdır. Sorun hastalarla aynı ortamda bulunuyor olmaktan mı kaynaklanıyor peki? Hayır. Bu mekânlar tamamen hayattan ve insandan izole, kapısından içeri girdiğiniz an size ölümü hatırlatacak kadar buhranlı, ilaç kokusunun yemek kokusuna eşlik edip de midenize oturan ağır atmosferle eşlik eden bir havanın bu yerlerin vazgeçilmez parçası olması itibariyle kafamızda oluşturulan bir mekân algısı olması meselenin aslı. Hayat bulmaya değil de, ölmeye geldiğinizi size düşündüren, içerisinde şifa bulacağınıza emin olmadığınız bir ruh hâlini insana aşılıyor. 

Sadece bunlar da değil. Bizler sabahın 04. 00’ında sıra almak için kapısında beklediğimiz, ilaç kuyruğuyla muayene kuyruğunun birbirine karıştığı, ilaç kuyruğuna girsek muayeneyi kaçıracağımız, muayene kuyruğuna girsek ilaçsız kalacağımız, iyi olmaya değil de gaz odalarına girmek için sıra beklediğimizi düşündürten bir muameleyle doktorların her birimize çaktığı, hemşirelerin popomuza iğne değil de çivi sapladığı, hasta odalarında köpek bağlasanız durulmayacak, dışarıdan birinin hastane camına gözü kayıp da baktığında; ”acaba içeride Hitler mesai mi yapıyor?” diyeceği türden bir manzarayla karşı karşıya kalacağı bir döneme şahitlik etmiş nesilleriz. Hele Altıparmak SSK’da nam salmış sarışın bir hemşire vardı ki, hastane değil de ahırda mesai yapıyor gibi her önüne gelene çiftesini savuruyordu. O çifteye maruz kalmadınız diye kendinizi hiç şanslı saymayın, içeride doktor ifadenizi bir güzel alıp hemşiresinin günlük çifte kotasını doldurmaya yardımcı oluyordu. Bu durum ülkenin yöneticilerinin oluşturduğu havanın etkisiyle de ilgiliydi. Kaderine terk ettikleri bu yapıların içerisinde ne türden ilişkilerin döndüğünü ve muayene sisteminde oluşturdukları sistemsizlik sebebiyle ne tür mahrumiyetlerin baş gösterdiğiyle ilgilenmediklerinden dolayı, sağlık personelinin öfkesini vatandaşın üzerine kusmak suretiyle ve bundan kaynaklı vatandaşın hakkını arayacağı, şikayette bulunacağı bir mercinin olmaması, hastaneleri tamamen kaderine terkedilmiş vaziyette kaos ortamına dönüştürmüştü. Ülkeyi yönetenin ruh hâli, fikir dünyası, aile terbiyesi, ahlâk anlayışı o ülkenin vatandaşlarını doğrudan etkileyen ve ülkenin üzerinde etkisi büyük olan bir durumdur. Zamanında ülkenin tepesine nice ruh hastaları oturmuştur ki, bu da milleti yöneticisine benzeterek doktorundan amelesine, bakkalından savcısına herkesin üzerine bu hâl sirayet etmiştir. 

Oysa şimdi böyle mi? Gittiğiniz her hastanede tüm sağlık personeli ağzınızın içine bakıyor ve siz derdinizi dile getirmeden kendinizi bir anda o güler yüzlerin kuşatması altında buluyorsunuz. 
 
Kocaman bir yapı. Devasa. Bir bölümden diğerine gitmek için efor sarf etmeniz gereken bu binanın içerisinde insanın her türlü ihtiyacını karşılayacağı cinsten mekânlar mevcut. İçeriye girdiğinizde buraya hastane demeniz mümkün değil. Kozmetik mağazalarından cafelerine, lokantasından içinde yatmayı bile düşündürecek kadar tertemiz tuvaletlerine, dolu dolu bir yaşam algısıyla beraber insanı hayatın sonuna gelmiş yargısını kırmaya kadar ruhunuza iyi gelecek tüm içerikler mevcut. Kapıdan içeri girer girmez size şifa depolayan bu bina insanı tüm korkulardan arındırarak konforlu bir ortamda sizi kucaklıyor. Zamanla oturacak türden olan eksikleri muhakkak mevcut lâkin ruha bu kadar iyi gelen, sizi kapısından içeri girince morgda son bulacak bir yolculuğa çıkmış hissini yaşatmayan, kendinizin vebalı, veremli olduğunuzu sanacak kadar sizi dışlamayan bir personelle kurduğunuz diyalog, bu eksiklerin çok da mühim ve can alıcı olmadıklarını size düşündürtüyor. 

Bakmayın siz karşı cenahın attığı çamura. Bir zamanlar hastanelerin ilaç kokusundan çok dışkı kokusu soluyan, şimdiki hastanelerin kapısından içeri girdiklerinde hasetlerinden kıvırdıkları burunları değil sadece tıkalı olan. Algılama kanalları dışkı kokusuna alıştığı için bir yerden sonra error veriyor. Beyne oksijen de gitmediği için sağa sola burun kıvırıyorlar. 
 
Onlar konuşur Erdoğan yapar. Hafta sonu muhteşem bir kalabalıkla karşılanan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Allah başımızdan eksik etmesin. Ha bir de kanatsız melekler olan doktor, hemşire ve tüm sağlık personelini de. Sağlıklı günleriniz olsun efendim. Hayırlı bayramlar dilerim hepinize. 

YORUM EKLE