Yirminci yüzyıl başlarında ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa´yı ikiye böldü. Bir tarafta itilaf devletleri (İngiliz´ler, Fransız´lar, Rusya ve daha sonra İtalyanlar bu guruba katıldı), diğer tarafta ittifak devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı devleti.) 1. Dünya Savaşında İngiliz´ler ve Fransız´ların Çanakkale Boğazını ele geçirmek amacıyla Osmanlı Devletine karşı açtıklar savaşlardır. Sebeplerine gelince, İngiliz ve Fransız´lar müttefik olduklara Rusya´ya silah ve mühimmat sevkiyatı yapabilmek için Almanların kontrolünde olan Baltık Denizinden gidemeyince Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını ele geçirerek Karadeniz üzerinden yardımlarını Rusya´ya ulaştırabilmekti. İkinci sebep ise 10 Ağustos 1914 de İngiliz donanmasından kaçan Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçerek Osmanlılara sığınması ve sonuçta başka yabancı gemilerin geçişine boğazların kapatılması ve izin verilmeyişi sebep gösterilmiştir.

Çanakkale savaşları, deniz ve kara savaşları olarak cereyan etmiştir. 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihleri arasında yapılan deniz savaşı sonucunda hiç yenilmemiş olan İngiliz donanması ağır yenilgi almıştır. Her savaş kendi kahramanlarını da yaratır. Benim burada anlatmak istediğim savaşların nasıl cereyan ettiğinden ziyade Çanakkale´yi Geçilmez yapan o kahramanları anlatmak olacaktır. Elbette savaşa katılan erinden komutanına kadar hepsi kahramandır. Onları minnetle şükranla yad ediyoruz. Ancak içlerinden bazıları var ki hem savaşların seyrini hem de ülkelerin kaderlerini değiştiriyor.

Çanakkale Deniz savaşlarının iki unutulmaz kahramanı vardır. Birisi Nusret Mayın Gemisi ikincisi topçu eri Koca Seyittir. Mayın gurup komutanı Hafız Nazmi Bey boğazın mayınlarla döşeme işini Nusret Mayın gemisi komutanı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Beye verir. Hakkı Bey kalbinden rahatsızdır, ama onun vatan aşkı daha üstün gelmiş ve hastalığı bu görevi kabul etmesine engel olamamıştır. 7 Martı 8 Mart´a bağlayan gece, Nusret Mayın gemisi gecenin zifiri karanlığında ışıklarını yakmadan, düşman gemileri arasından bir kuğunun sessizliğinde süzülerek, yakalanmadan elde kalan 26 mayını Çanakkale´nin derin sularına bırakmayı başarmıştır. Dönüşte bir ara yakalanma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Düşman gemilerinden yakılan projektör ışıkları Nusret Mayın gemisini yakalamak üzereyken, karadan yakılan Türk projektörünün ışıkları düşman ışıklarını kesmiş ve Nusret Mayın gemisinin yakalanmasını önlemiştir. Bu esnada Yüzbaşı Hakkı Beyin hasta kalbi bu strese dayanamayarak durur ve orada şehit olur. İngiliz´lerin Bouvet ve İrrestabl gemileri bu mayınlara çarparak parçalanmış ve mürettebatı ile birlikte sulara gömülmüştür. Düşman gemilerinden üçü daha yara alarak saf dışı kalmıştır.

Deniz savaşlarının ikinci kahramanı, Çanakkale Rumeli Mecidiye Bataryasındaki topçu eri Koca Seyit´tir. Düşmanın Queen Elizabeth gemisinden atılan top mermisiyle bu batarya ağır hasar görmüş erleri şehit olmuş, batarya komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey ile Koca Seyit ve arkadaşı Ali yaralı olarak kurtulmuşlardır. Arkadaşlarının şehit olduğunu gören Koca Seyit yattığı yerden kalkarak topa doğru koşar. Topun sağlam, ancak topun namlusuna mermiyi süren vincin parçalanmış olduğunu görür. Koca Seyit, vatan, millet, bayrak ve sancak sevgisi ve imanıyla yerde duran 275 kg. ağırlığındaki top mermisini sırtlayarak merdivenlerden çıkarak mermiyi topun namlusuna sürerek infilak ettirir. Hedefte Ocean zırhlısı vardı. Tam isabetle vurulan Ocean zırhlısı sulara gömülür. Koca Seyit´in bu başarısından sonra kendisine onbaşılık rütbesi verilir. İşte 18 Mart 1915 de kazanılan bu zafer, Çanakkale savaşlarının birinci bölümü olan DENİZ SAVAŞLARIDIR.

Artık Çanakkale Boğazını aşamayacağını anlayan İngiliz ve Fransız´lar, Avusturalya ve Yeni Zelanda´dan getirdikleri Anzak askerleriyle karadan cephe açmak amacıyla Gelibolu´da Kabatepe ile Küçükarıburun arasındaki kumsala birliklerini çıkarırlar. Burada şunu belirteyim; Osmanlı ordusuna Alman Mareşalı Liman Von Sanders komuta etmektedir. Kurmay Yarbay Mustafa Kemal 19. Tümen komutanıdır. İtilaf devletlerine ait savaş gemilerinin topçu atışlarıyla desteklenen Anzak Kolordusu ve diğer düşman birlikleri ile Osmanlı ordusu arasında Arıburnunda, Conkbayırında, Seddülbayırda çetin amansız savaşlar yapılır. Yarbay Mustafa Kemal üstün zekası ile komuta ettiği birliklerle düşmana geçit vermez, başarı üstüne başarı kazanır. Bunun üzerine Albaylığa terfi ettirilir ve Anafartalar Grup Komutanlığına atanır. Ordu Komutanlığının ve Genel Kurmayın itirazlarına rağmen Albay Mustafa Kemal bütün birliklerin komutanlığını uhtesine almayı da başarır. Çetin geçen kara savaşları sırasında 4 gün 4 gece hiç uyumadan birliklerini başarıyla sevk ve idare eden Albay Mustafa Kemal düşmana ağır yenilgiler yaşatmıştır. Büyük kayıplar veren düşman Kasım 1915 de savaşı sonlandırır, 1916 ya gelindiğinde Gelibolu yarım adasında bir tek İngiliz ve Fransız askeri kalmamıştır. İtilaf devletlerinin kaybı 200 000 bini aşmıştır. Türk tarafı ise 186 869 şehit vermiştir. Bizim 57. Alayımızla birlikte İstanbul´dan Galatasaray Lisesinden ve Balıkesir Lisesinden Çanakkale´de savaşmak için gelen 15-18 yaşlarındaki tüm gençlerimiz burada şehit olmuşlardır. Onları ve tüm şehitlerimizi rahmetle minnetle, şükranla yad ediyoruz. Mekanları cennet olsun. İtilaf devletleri İngiliz ve Fransızlar amaçlarına ulaşamamış, müttefik oldukları Rusya´ya yardım da götürememiş, Rusya´da büyük karışıklıklar zuhur etmiş 1917 Bolşevik ihtilaline de zemin hazırlanmış oldu. 10 Ağustos saldırıları sırasında düşman şarapnellerinin birisi Mustafa Kemalin göğsüne isabet etmiş, göğsünde bulunan saat parçalanmış Mustafa Kemal´de mutlak ölümden kurtulmuştur. Ordu Komutan Alman Mareşalı Liman Von Sanders Mustafa Kemal´den savaş hatırası olarak bu saat ister, kendiside altın saatini Mustafa Kemal´e hediye eder. Savaş sonrası Liman Von Sanders paşa Osmanlı Harbiye Erkanına Mustafa Kemal´i Anafartalar kahramanı olarak takdir edici övgü dolu raporunu göndererek Generalliğe terfi etmesini de sağlamıştır. Son yıllarda, Çanakkale Zaferi kutlamalarında, Mustafa Kemal´den bahsedilmeyişi, okunan hutbelerde adının anılmaması büyük haksızlık ve nankörlük değil midir?

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİNİZ KUTLU OLSUN.