FİTNE UYKUDADIR, UYANDIRANA LANET OLSUN

İnegöl Aile Hayatını İyileştirme Derneği (AHİD) tarafından “İttihad-ı İslam ve Ümmetin Kadim Fitnesi, ŞİA-DAEŞ ve Reformist Mutezili Akımlar” konulu konferans düzenlendi.

 FİTNE UYKUDADIR, UYANDIRANA LANET OLSUN

Önceki gün dernek binasında düzenlenen konferansa AHİD Başkanı Naci Köseoğlu, yönetim kurulu üyeleri ile vatandaşlar katıldı.

KAFİRLERDEN DAHA FAZLA ZARAR VERİYORLAR

Kur´an-ı Kerim tilavetiyle başlayan konferansta Araştırmacı, Tarihçi, Yazar Harun Çetin, İslam´a kafirlerden daha fazla zarar veren İslami görünen bazı akımlar türediğini belirterek, “Fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun´ buyuran Resul-i Zişan Efendimiz (s.a.v.), bu hadis-i şerifleriyle ümmetinin içinde çıkacak olan fitnelere işaret etmiştir. Bu fitne ateşi, Abdullah İbn-i Sebe ile başlamış ve hâlâ bugün dallanarak, budaklanarak ve çeşitlenerek yanmaktadır. Kafirler, İslam nurunu söndürmeye çalıştılar, lakin muvaffak olamadılar. Ama İslam´a kafirlerden daha fazla zarar veren İslami görünen bazı akımlar türemiştir. Faaliyetlerini, ‘İslam´ı aslına döndürme´, ‘Kur´an ve Sünnete dönüş´ şeklinde isimlendirenler, bilerek veya bilmeyerek Hz. Resulullah´a ihanet etmişlerdir. Allah, onları Hz. Kur´an´da şöyle beyan eder; ‘Kendilerine ´Yeryüzünde fesat çıkarmayın´ denildiği zaman ‘Biz ancak ıslah edicileriz´ derler. İyi bilin ki asıl ortalığı ifsat edenler kendileridir. Lakin anlamazlar. Ayrıca ´dini aslına döndürme çalışmaları´, ´Kur´an dinine çağrı´ gibi söylemleri bayraklaştıranlar hakkında Resulullah Efendimizin (s.a.v.) şu tespitleri de sanırım yol gösterici olacaktır; ‘Onlar putperestleri bırakıp Müslümanlarla savaşacaklar. Kur´an okuyacaklar fakat okudukları Kur´an gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek´ Evet, Müslümanların dini hallerinin elbette düzeltilmeye ihtiyacı vardır. Lakin bu İslam´ı ifsad ederek değil, Müslümanlara İslam´ı anlatarak, onlara İslam ilimlerini okutarak gerçekleşir. Biz bu çalışmamızda, tarih boyunca İslam´a kastedenleri isim ve akım olarak anlatarak, ümmet-i Muhammed´e, Ehl-i Sünnet´in önemini hatırlatmak istedik” dedi.

İLAHİ NİZAMDA REFORM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR

İtikad olarak aşırı görüşlerin İslam´la bağdaştırılmasının düşünülemeyeceğini ifade eden Çetin, “Şu noktayı asla aklınızdan çıkarmayın; hiçbir bidat ehli kendisini bidatçı olarak ifade etmez, etmemiştir. Enes bin Malik (r.a.)´in rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyruluyor; ‘İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya bölündüler. Bunlardan yetmiş fırka helak olmuş, bir fırka da kurtulmuştur. Benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Hepsi de sapıklık davetçileri ve fitnenin öncüleri olup, ´İş benim işimdir. Doğru olan benim dediğimdir derler. Bunların hepsi sapıktır, sapıtıcıdır ve Cehenneme sevk edicidirler. Bunlar arasından Sevâd-ı A´zam müstesna. Siz ona sarılın, uyun denildi ki, ‘Ey Allah´ın Resülü! Sevâd-ı A´zam nedir?´ O da, ‘Benim ve Ashabımın yolu üzere olandır´ diye cevap verdi. Fırka-i Nâciyede yani Ehl-i Sünnet dairesinde kalabilmek için dost kim, düşman kim öğrenmek lazımdır. Peygamber-i Zişan Efendimiz (s.a.v.): ‘Yalanlar yazılır, adetler ibadetlerle karıştırılır ve ashabıma dil uzatılınca, doğruyu bilenler herkese bildirsin. Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyenlere olsun´ buyurmuştur” dedi.

BİZLER BİLDİKLERİMİZİN ALİMİ, BİLMEDİKLERİMİZİN TALİBİYİZ

Çetin, “Gücümüz nispetince, Ehl-i Sünnet çizgisinde olanlara hizmet etmeye, olmayanlara da gerçekleri göstermeye gayret ediyoruz. Aklınıza, İslam´ın bu kadar zıt anlayışları aynı çatı altında barındırması mümkün müdür diye bir sual gelebilir. Tabi ki, itikad olarak aşırı görüşlerin İslam´la bağdaştırılması düşünülemez. Lakin ameli hususlarda Ehl-i Sünnet dairesi içerisinde elbette ki farklılıklar olabilir. Reform, bir sistemi, kurulu bir düzeni daha iyi bir hale getirmek için yeniden düzenlemek, değiştirmek demektir. Reform kuruluşunda yanlışlık yapılabilen, asra ve mekana göre değişebilen müesseseler için geçerli olan yeniliklerdir. Halbuki bu mana ile reform ancak insan eliyle yapılmış kanun ve müesseselerde olur. İlahi nizamda reform söz konusu değildir. Zira bunu iddia etmek, Hz. Allah´a ve gönderdiği emir ve yasaklara hakaret etmektir, isyan etmektir. Çünkü değişebilen insandır ve sahip bulunduğu düşüncelerdir. Reformu, Allah´u Zülcelal Hazretlerinin gönderdiği hükümlere düşünmek, haşa O´na insani özellikler yakıştırmak iğrençliğine girer. Reform diyerek, dini hükümlerde yenilik ve değişiklik isteyenlere Allah şu ayet-i celilesi ile cevap buyurmuştur; ‘Bugün sizin için dininizi ikmâl eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyet´i vermekle razı oldum.´ İmam-ı Rabbani Hazretleri de bakın bu konuyla ilgili şöyle buyuruyor; ‘Bid´at ehli, yapacağı değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannederek bid´at çıkarıyor. Bid´atlerın zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalışıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki, din noksan değil, kamildir” dedi.

İCTİHAT YAPILACAK MESELE KALMAMIŞTIR

Harun Çetin konuşmasına şöyle devam etti: “Dini noksan sanıp, tamamlamaya, çağa uydurmaya ve çeşitli bid´atler çıkarmaya çalışmak, Maide Süresinin ‘Bugün sizin için dininizi ikmâl eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyet´i vermekle razı oldum´ mealindeki 3. ayetine inanmamak olur. Dinde reform isteyenler, Hazret-i Peygamber Efendimizin (s.a.v.) müjdelediği ehl-i necat (kurtuluşa erenler) olan Ehl-i Sünnete ters düşmüşler. Felsefi ve nefsi yorumlarını ön plana çıkarmışlardır. Bu kimseler oryantalizmle de pek alakadardırlar. Emirleri gayet net olan dini mübini yeniden şekillendirmek istemişler, çok az bilgileri ile ictihat yaptıklarını zannederek yanlışlıklar yapmışlardır. Evet, ictihat kapıları açıktır. Lakin ictihat yapılacak mesele kalmamıştır. Mesela, yalnız İmam-ı Azam Hazretlerinin 60 bin ictihatı vardır. Bunlardan 12 bini namaz ile ilgilidir. Diğer müctehitlerin ictihatları ile beraber düşünüldüğünde cevapsız sual kalmadığı görülecektir. Bundan sonra yapılan ters görüşler ictihat değil, imamların ictihatlarına ihtilaftır ki, bu çok büyük bir tehlikedir. Halledilmemiş mesele kalmamışken yeni görüşler ortaya atmaya çalışarak kafaları bulandırmak, nefisten gelen bir arzunun neticesidir. Dört mezhebe sarılmanın zorunlu olduğunu Şah Veliyullah-ı Dehlevi Hazretleri şöyle beyan ediyor; ‘Tanzim ve tedvin olunmuş bu dört mezhebin günümüze kadar taklit edilmesinin cevazı hakkında bu ümmetin ve ümmetten kabul edilen herkesin ittifakı ve icmaı vardır. Bu mezheplerin taklidinde, özellikle azim ve gayretin son derece azaldığı, insanlara heva ve hevesin hakim olduğu, herkesin kendi görüş ve düşüncesinden başkasını beğenmediği günümüzde göz ardı edilemeyecek faydalar vardır” şeklinde konuştu. 

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2017, 08:57
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER