MEZARCI

     Eski zamanların birinde küçük bir İlçe varmış. Bu ilçede insanlar çok uzun yaşarmış. Tabiri caiz ise çok nadir ölüm vakası olurmuş. İnsanlar huzur içinde sorunsuz yaşayıp gidermiş. İlçeye yeni seçilen Belediye Başkanı ilk iş olarak ilçe mezarlığını gezmiş. Mezarlığın bakımsız ve çöplerle dolu oldu, her yerini ot basmış koca mezarlığı temizletip bakımını yapması için oraya bir mezarcı görevlendirmiş. Yeni göreve başlayan mezarcı çok çalışkan ve dürüst biriymiş. Haramla işi olmaz, namazında niyazında tam bir Müslüman biriymiş. 

     Adam çalışıp çabalayıp mezarlığı tertemiz çiçek gibi yapmış. Her gün mezarlığı temizliyor, otlarını yoluyor, ağaçları suluyor ve kalan gün boyu oturup ibadetini yapıyormuş. Ancak zamanla yapacak başka iş olmayınca boş durmaktan ve emeğinin karşılığı olan maaşı hak etmediğini düşünüp kendi kendine:
     “Hiç insan da ölmüyor bu memlekette, mezar kazıp aldığım maaşı hak edeyim yahu!” diye yakınıp duruyormuş. Mezarcı her namazın sonunda ellerini açıp: “Allahım, ben aldığım bu maaşı hak etmiyorum. Bana gün boyu çalışıp helalinden kazanacağım bir iş nasip eyle!” diyormuş.

     Bir gece rüyasında bir ses mezarcıya: “Ey mezarcı sen bildiğin işi yap! Mezar kaz. İlla ki, kazdığın mezara gömülecek fani bulunur!” Mezarcı ter kan içinde uykusundan uyanıp sabah ezanına kadar dua ettikten sonra sabah ilk iş olarak rutin temizliğin ardından kazma ve küreğini eline alıp başlıyor o Temmuz ayının sıcağı altında mezar kazmaya. Her gün üç-beş mezar kazıp duruyor. Bu hali görenler Belediye Başkanına bildiriyorlar. Mezar kazma işlerini tamamlayıp tam oturup dinlenecektir ki, Belediye Başkanı mezarlığa varıp, mezarcıya: “Sen ne yapıyorsun bre mezarcı? Bu kadar mezar kazmak ta ne oluyor? İlçemizde pek ölüm vakası olmaz. Nedir bu kadar mezar kazmak?”

     Mezarcı elindeki kazmayı yere bırakıp: “Beyim bütün gün oturup dururum. Kazandığım parayı hak etmediğimi düşünürüm. Bende boş oturmaktansa işimi yapıp paramı helalinden kazanayım diye çalışırım. Hem elbet bu mezarlara gömülecek fani bulunur!” cevabını verince, Belediye Başkanı iyice kızıp: “Sen anlamaz mısın be adam! Bu ilçede kolay, kolay ölüm vakası olmaz dedik ya! Madem boş oturuyorsun ve kazancının helal olmasını istiyorsun öyleyse şimdi açtığın bunca mezarları kapat bakalım!” diyip Belediye Başkanı oradan ayrılıyor.

     Mezarcı yazın kavurucu sıcağında ter kan içinde kalmıştır: İki eline yüzüne kapatıp yere oturarak dinlenmeye çalışır. Tam bu sırada korkunç bir gürültü sarsılmayla doğrulur. Adeta yer yerinden oynamakta, mezarlığa yakın binalar birer, birer yıkılmaktadır. Mezarcı deprem olduğunu anlayıp, enkaz altında kalanları kurtarmak amacı ile kazmasını küreğini kaptığı gibi, yıkıntılar arasına dalar. Kurtarma çalışmaları tamamlanıp ölülü sayısı tespit edilir. Sıra mevtaları gömme işine gelir. İlçe halkı bu kavurucu sıcakta bunca ölüyü defnetme işi günler alır diye çaresizce düşünürken mezarcı devreye girip: “Meraklanmayın ey cemaat bütün mevtaların mezarı hazır. Buyurun onları defnedelim.” Der. İlçe de hayli bir ölü vardır. Toplanan bütün ölüler mezarcının kazmış olduğu mezarlara defnedilir. Ölü sahipleri ölü sayısı kadar mezarın hazır olmasına hayli şaşırmıştır. Defin işleri bittikten sonra ilçe halkı mezarcıya teşekkür ederek: “Allah senden razı olsun sen bu mezarları kazmamış olsaydın ölülerimiz bu sıcakta kokacaklardı!” diye memnuniyetlerini dile getirmişler. Bu durum İlçenin Belediye Başkanını bir hayli düşündürmüş olmalı ki, mezarcının yanına varıp: “Sen deprem olacağını nereden biliyordun? Diyelim ki bunu bir şekilde tahmin ettin. Peki, ölü sayısını nasıl biliyordun. Bu kadar mezar kazmana bir anlam veremedim. Nedir bunun hikmeti?” 

     Mezarcı boynunu büküp: “Ben işimi yaptım Başkanım!” diye cevap verir ve kazmayı küreği yerden kaldırıp mezarlık deposuna götürür.
     Sizleri bilmem ama ben bu kıssadan birkaç ders çıkardım. 

Mesela:
1-    Allah-u Teâlâ (c.c.) “ Senden tedbir, benden takdir!” diye buyuruyor.
2-    Boş oturmayı, tembellik edip havadan para kazanmayı kim sever? Burada çalışıp kazanmanın önemi konu ediliyor.
3-    Helalinden kazanç elde etmek! Yani bütün günü yatıp hak etmeden kazanç sağlama konusu vurgulanıyor.
4-    Hiç ölümü düşünmeyip, gününü gün etmenin yanlış olduğu anlatılmakta!
5-    Mezarcının her sabah mezarları temizlemesi, onun her şeyin başı temizlik olduğu dersi vermesi işlenmekte.
6-    Bu İlçede hiç ölüm olmaz diyen Belediye Başkanına: “Her fani bir gün ölümü tadacaktır!”  Ayeti’nin hatırlatılması da belirtilmekte!
7-    Herkesin bildiği işi yapması ve sürekli iş değiştirip bir işin sahibi olamaması da vurgulanmakta!
Tabi sizlerde bu kıssadan birkaç mana çıkarabilirsiniz.
Benim için en önemli konu olan, helalinden kazanç elde etme konusudur. Şöyle etrafınızı bir inceleyecek olursanız, insanlarımızın birçoğu kazancını helalinden elde etmediğine üzülerek şahit olursunuz. Her şey de bir hile, her yerde bir haksız kazanç ve haram yollardan para kazanma furyası var. Hiç mezarı ve öte dünyayı düşünen yok. Ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, her an ölecekmiş gibi de tedbirli olma nasihati bunlar için değilmiş gibi bir durum söz konusu. 
Ne diyelim; Allah bu zihniyette olanları ıslah eylesin!

YORUM EKLE

banner45