O DEDİĞİN SADECE FİLMLERDE DEĞİL ARTIK…

Evet, bu sektör tamamen bir yaşam tarzı, plânlayıcısı olarak ekranlardan evlere servis ediyor tüm ahlâksızlıkları. Sadece filmlerde olur dediğimiz ne varsa önce senaryolara dökülüp sonra ekranlara ve ardından özenilen hayat algısıyla bilinçlere zorlama yaparak en zayıf ve hassas yerlerinden yakalıyor, o film ve dizileri hayatın kendisi olması gerektiği fikriyle izleyiciyi içinde bulunduğu kültüre isyan etme süreciyle başlayan bir yozlaşmaya doğru sürüklüyor. Çok küçük yaşlardan bu yana yabancı dizi ve filmleri mercek altına almış ve bu bilinçle seyretmeyi tercih eden bir bakış açısıyla edindiğim izlenimler, ülkenin ahlâkî yapısının üzerinde oynanan oyunların ne kadar tehlikeli boyutlarda olduğunu gösteriyor. 

Son zamanlarda Netflix denen ‘bobby tuzağı’ bir kanal icad edildi ki; her türlü ahlâksızlığa şirin maskeler takıp senaryoların sürükleyici etkisine izleyicinin dikkatini çekerek el ve bel altından mesajları verdikten sonra beyinleri uyuşturup şehvetleri uyandıran metinler, görseller ve subliminal diyaloglara dikkat etmez ve bilincinizi de açık tutmazsanız tacize uğramadık hiç bir hücreniz kalmayacaktır.  

Bu senaryoları yazan ve yöneten ekip bizdeki bakkaldan bozma, kasaptan olma yönetmenler olmayıp, üzerinde ciddi anlamda ahlâksal ve bilinçsel mesajları içeren metinlerle, hatta en ufak bir objenin bile sahnenin neresinde durması gerektiğini dâhi danışacağı psikologlar eşliğinde bu işi ciddiye almışlardır. Siz bıçağın ucuna takılmış meyvenize uzanırken senaryoda kimin öleceği ve bunun nasıl bir bilinçaltı mesaja dönüşeceğini hesap edebilmek, yediğiniz armut kadar tatlı olmayacaktır.  

Amerikan film endüstrisi bu işe tek bir amaç için soyunmuştur; 

Sadece teknolojide değil, ahlâkî ölçütlerde de süper güç olmak.  

Piyasaya sürdükleri tüm reklam, film ve dizilerde pompalanan ahlâk algısı bir Japonya’yı etkilemezken, tüm Ortadoğu ülkeleri insanlarını kendinden geçirtiyor, Amerikan rüyaları kurduruyor ve bu yozlaşmanın içerisinde hedef kitle tam da istenilen ürünü veriyor. Neden mi Japonya değil?Bizim milletin kodlarını iyi bilen ve bu kodlar üzerinde yeminli çalışmayı ana görev olarak hayatına şiar edinen, bu ülkenin ekmeğini yiyerek millete küfreden yeminli ahlâksızlar sayesinde gençlik de, ahlâk da elden kayıp gidiyor. Üstelik bu ahlâksızlara hem para kazandırıp hem de küfrederek kendi açmazımızda tuhaf bir forma giriyoruz. Bugün Japonya ‘Japonya’ olduysa, kültürel kodlarını bu kadar rahat satılığa çıkartmamış olmasındandır. Bizdeki bel altı işçiliğine soyunan fantezi nakkaşları, kutsal ibadet yerleri olan Hollywood etrafında ettikleri tavaf sayesinde ödüle lâyık görülmeyi Cennet beratı saydıklarından, paranızla ettiğiniz küfürler bunlara övgü olarak geri dönüyor. Kendi kendini taşlayan şeytandan bir farkınız kalmıyor.  

Amerikan yapımı dizi ve filmlerde gay, lezbiyen, biseksüel ve diğer ucu kaçmış tercihlerin aralarındaki diyalogları derinlemesine gözlemlediğiniz ve psikolojik alt metnine indiğinizde, aralarında hangi tür ahlâksızlıklar yaşanıyor olursa olsun, hangi yasaklı ve zararlı maddeyi kullanıyorlarsa kullansınlar, kişilik yapılarında hiç bir yozlaşma, ruhsal hiç bir dengesizlik göremezsiniz. Film ve dizilerdeki bu karakterler her zaman en yüksek ve hassas ruha, en iyiliksever rollere, en övülesi sahnelere kondurulup hedef kitlenin (gençlerin) zihinlerinde bulanıklığa, ’acaba’larla dolu bir kişilik yapılanmasına sebep oluyor, gay ya da lezbiyen dürtülerinin ahlâki bir çöküntüye ve düşük bir kişiliğe sebep olmayacağı fikrine ve niyetine izleyiciyi sürüklüyor. Senarist ya da psikologların biçtikleri roller ve yazdıkları diyaloglar öyle derin anlamda bu karakterlere mâl ediliyor ve öyle bilgece metinlerle destekleniyor ki;siz hangi cinsel tercihte bulunursanız bulunun, hangi zararlı maddeyi kullanırsanız kullanın, sizi siz yapan bu tercih ve maddeler değil, bu yaşam tarzının sizin kişiliğinizi oluşturmanızda herhangi bir zararı yoktur mesajıyla zihinleri bulandırıyor, genç beyinleri özendiriyor ve geriye sadece kalp temizliğinin dışında hiç bir değer kalmadan tamamen cinsiyetsiz, hiç bir dînî hassasiyet gözetilmeden tamamen inançsız bir nesil ile baş başa kalıyorsunuz. Cinsel tercihi karmaşıkların elinde olan bu sektörde şöhret olmanın, paranın dibine vurmanın, her türlü lükse sahip olmanın tüm değerleri bir kenara bırakmaktan geçtiğini satır aralarında bizlere ve gençlere sunan bu yapımlar, nesli buhrana sürükleyip her türlü ekranda kendisini tatmin etmeye çalışan, fark edilmek için yapabileceği en ahlâksız ve boş işleri Youtube, İnstagram, Facebook gibi türlü kanallarla dolaşıma sokan bir nesil ve toplum ile imtihân ediliyoruz. 

Uzun yıllardır televizyon ve görsel yayınları mercek altına almış bulunmaktayım. Bizdeki senarist ve yönetmenler henüz bu anlamda egosal tatminlerini bir türlü doyuramadıkları için hiç bir müdahaleye izin vermemeleri, psikolog ve uzmanlarla çalışma isteklerini hakaret saymaları, aslında bir anlamda yozlaşma sürecini sekteye uğratıyor, iyi de oluyor. Ciddiye almadıkları ve bunu cepleri doldurmaktan öteye gitmeyen bir sektör olarak gördükleri için, bu sektörün kıblesi olan Hollywood tarafından da pek kââle alınmıyorlar. Kapağı Hollywood’a atma derdiyle dertlenen 3-5 hevesliyi fark eden bu ibadethâne de ne kadar kullanılmaya müsait olduğuna bakarak övgüler diziyor, 1-2 sahnede parlatıyor, sonra da endüstrinin çöplüğüne göndererek ait olduğu yerde öğütüyor.  

Henüz istedikleri kadar yozlaşmadık. Ne ekranda bilge gaylar boy gösterdi, ne lezbiyen çiftler evlat edindi, ne de marihuanalar dumanaltı etti bilinçlerimizi. Daha henüz umut var. Evet, bir ahlâk kıyımı söz konusu fakat ustaca işlenen yapımlar değil. Psikoloji bilimini bu işe dâhil etmedikleri sürece kavram karmaşası yaşayamayacak olduğumuzdan bizim ve neslin adına sevindirici diyebiliriz. Ülkede çekilen yapımlar birilerinin desteğiyle hayat bulsa da, henüz bilinci dumanaltı olmamış bir kesim tarafından itiraz seslerinin yükselmesi bizdeki umudu diri tutuyor.            
Ya kültürel kodlarınıza sahip çıkar özünüze dönersiniz, ya da bizdeki özenti senarist ve yönetmenlerin örtü altından senaryolarına gayların, lezbiyenlerin Konfüçyus metinlerini dâhil ederek  Hollywood’dan kabul edilme, berat alma törenlerine sessiz sedasız dâhil olursunuz. 

Ekran deyip geçmeyin, bilinçli seyirler efendim. 

YORUM EKLE