<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yıldırım Gazetesi - İnegöl Haber - Son Dakika İnegöl Haberleri</title>
    <link>https://www.yildirimgazetesi.com</link>
    <description>Yıldırım Gazetesi - İnegöl Haber - Son Dakika İnegöl Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yildirimgazetesi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Tüm Hakları Saklıdır. Yıldırım Gazetesi - Copyright © 2024</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2026 11:06:45 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Akbulut: "İklim değişikliği insan sağlığını doğrudan tehdit ediyor"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/kardiyoloji-uzmani-akbulut-iklim-degisikligi-insan-sagligini-dogrudan-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/kardiyoloji-uzmani-akbulut-iklim-degisikligi-insan-sagligini-dogrudan-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Akbulut, iklim değişikliğinin artık sadece çevreyi ilgilendiren bir sorun olmadığını belirtti. Akbulut, bu durumun insan sağlığını doğrudan tehdit eden ciddi bir halk sağlığı problemine dönüştüğünü söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akbulut, tüm Türkiye’de etkisini arttıran sıcaklıklar hakkında değerlendirmelerde bulundu. İklim değişikliğinin artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıktığını ve insan sağlığını doğrudan tehdit eden önemli bir halk sağlığı problemine dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Mehmet Akbulut, "Özellikle aşırı sıcaklıklar, bu tehdidin en görünür ve ölümcül sonuçlarından biridir. 1950’li yıllardan itibaren sıcak hava dalgalarının sıklığında, şiddetinde ve süresinde ciddi artış yaşandı. Küresel ölçekte yalnızca yüksek sıcaklıklar nedeniyle her yıl yaklaşık 17,5 milyon sağlıklı yaşam yıl kaybedildi, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa dünyanın en hızlı ısınan kıtası konumuna gelmiştir. Tüm önleyici çalışmalara rağmen yalnızca 2022 yılında Avrupa’da aşırı sıcaklara bağlı olarak 60 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. İklim değişikliği artık süreklilik kazanan bir halk sağlığı krizine dönüşmüştür" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı sıcaklıkların neden olduğu sağlık sorunlarının önemli bir bölümünün kalp ve damar sistemi kaynaklı olduğunu dile getiren Dr. Akbulut, "Sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm ve hastalık oranlarında belirgin artış görülmeye başlandı. Yapılan araştırmaların, yerel eşik değerlerin üzerindeki her 1 derecelik sıcaklık artışı, kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri yüzde 2,1 oranında artırdığını gösteriyor. Bu oranın inmede yüzde 3,8’e, akut koroner sendromlarda ise yüzde 3,5’e kadar yükseliyor. İnsan vücudunun sıcakla mücadele ederken ciddi bir fizyolojik yük altına giriyor. Sıcak havalarda damarlar genişleyerek, kan dolaşımının periferde gölleniyor ve bundan dolayı kalp daha hızlı çalışmak zorunda kalıyor. Özellikle altta yatan kalp ve damar hastalığı bulunan bireylerde bu durumun oksijen arz ve talep dengesini bozarak akut koroner sendromdan kardiyojenik şoka kadar uzanabilen ciddi tabloları tetikleyebilir" cümlelerini kullandı.</p>

<p>Terleme sonucu oluşan sıvı kaybının yeterince karşılanmamasının da riski artırdığını ifade eden Prof. Dr. Akbulut, "Damar içi sıvı hacminin azalması kalbin yükünü artırdığı gibi başta böbrekler olmak üzere birçok organı olumsuz etkiler. Bu süreçte çoklu organ hasarına kadar ilerleyebilir. Artan kan yoğunluğu, sistemik inflamasyon ve pıhtılaşma eğilimi de trombotik olay riskini yükseltir. Sıcak havalar, ilaçların etkisini de değiştirebilir. Özellikle antitrombosit tedavi ve beta bloker kullanan hastalarda ölümcül olmayan kalp krizi riski anlamlı düzeyde arttı, bu ilaçların birlikte kullanımında riskin yüzde 75’e kadar çıkabildiğini söz konusu etkinin yalnızca ileri yaş grubunda değil, 25-59 yaş aralığındaki bireylerde de görülebilir. Sıcaklık artışı, hava kirliliği ile birleştiğinde etkisinin daha da artıyor. İnce partikül madde (PM2.5), azot dioksit ve ozon seviyelerinin yükseldiği günlerde hem kardiyovasküler hem de solunum sistemi kaynaklı ölümlerin arttığı bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuştur. Isının ozon oluşumunu artırması sonucu kirleticilerin toksik etkilerini yükseltiyor. Kirleticilerin de vücudun sıcaklık düzenleme mekanizmalarını bozarak kalp üzerinde adeta ‘çifte darbe’ oluşturur. Riskin toplumun tüm kesimlerinde eşit dağılmıyor, düşük sosyoekonomik düzeye sahip bireylerin, sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olanların ve uygun olmayan konut koşullarında yaşayan kişilerin daha büyük risk altında bulunuyor. Bu grupların daha az yeşil alan, daha fazla hava kirliliği ve belirgin kentsel ısı adası etkisine maruz kaldığını, iklim değişikliğinin diğer çevresel risklerle birleşerek kardiyovasküler kırılganlığı arttırıyor" sözlerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/kardiyoloji-uzmani-akbulut-iklim-degisikligi-insan-sagligini-dogrudan-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/6a40c6a5881965933d2a76c7.webp" type="image/jpeg" length="69407"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda uyku düzenine dikkat]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/cocuklarda-uyku-duzenine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/cocuklarda-uyku-duzenine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Abdullah Günen, çocuklarda uyku düzeninin sağlıklı gelişim için büyük önem taşıdığını belirtti. Günen, iyi uyuyan çocukların beyin, ruh, zihin ve beden gelişiminin olumlu etkilendiğini, uyku sorunlarının ise hem çocuğun gelişimini hem de aile yaşamını olumsuz etkileyebileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni doğanın ortalama günde 16-17 saat uyuduğunu ifade eden Op. Dr. Abdullah Günen, 4 aylık bebeğin ortalama günde 14-15 saat, 6 aylık bebeğin ise ortalama günde 13-14 saat uyuduğunu belirtti. Çocukların yaş gruplarına göre uyku sürelerinin değişimine dikkat çeken Op. Dr. Günen, 2-5 yaş arasının gece 10 saat uyuduğunu, gündüz uykusunun giderek azaldığını ve 5-10 yaş arası için de yaklaşık uyku süresinin 10 saat olduğunu dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenli ve iyi uyuyan bir çocuğun beyin, ruh, zihin ve beden gelişimini sağladığının altını çizen Op. Dr. Günen, uykusuzluğun gelişim süreçlerindeki rollerine değindi. Çocuklarda uykusuzluğun ortaya çıkış nedenlerini sıralayan Op. Dr. Günen, anne ve babadan ayrılma, kolik ağrıları (gaz, sindirim ağrıları), diş çıkarma, sürünme, yürüme, gece korkması, çevre gürültüsü, geniz eti ve bademciklerin büyük olması, tıkayıcı uyku apnesi, televizyon, bilgisayar izleme, hafta sonları anne babanın geç uyuması ve ilaç kullanma süreçleriyle birlikte uykusuzluğun ortaya çıkabileceğini belirtti.</p>

<p>Çocuk uykusunda dikkat edilmesi gereken konuları dile getiren Op. Dr. Günen, bütün küçük çocukların gece uyandığını ve iki farklı davranış sergilediklerini ifade etti. İlk gruptaki sakin çocukların ağlamadan tekrar uykuya geçtiklerini ve anne ile babaların çocuğun hiç uyanmadığını zannettiklerini belirten Op. Dr. Günen, ikinci gruptaki sinirli çocukların ise uyandığında sürekli ağladıklarını, anne ve babalar kendileriyle ilgilenene kadar susmadıklarını ve uyumadıklarını aktardı.</p>

<p>Uykudaki hatalı ve doğru davranış modellerini açıklayan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Abdullah Günen, "Çocuğun her uyanma ve ağlamasında, panik yapma ve ilgilenme yanlıştır; çocuklar sürekli ilgi bekler. Doğru olan, uyanık dönemlerinde sevgi, şefkat, ilgi gören çocuklar, gece uyanıp ağladığında ilgi gösterilmezse bir süre sonra ağlasalar bile uyurlar. Burada önemli olan anne ve babaların sabırlı olmalarıdır. Yatak başında kitap okuma doğrudur. Sakinleştirici müzik her zaman yararlı olmayabilir, sürekli müzikle uyumak isteyebilir, alıştığı müzik olmayınca uyumayabilir. Anne sütü gece de verilebilir ifadesi doğrudur" dedi.</p>

<p>Beslenme düzeninin uyku üzerindeki olumsuz ve olumlu etkilerine de değinen Op. Dr. Günen, "Yanlış olan, anne sütüne ek verilen gıdaların uykuya girerken ve uyku aralığında verilmesidir. Bu durum reflüye yol açabilir; bu da müzmin öksürüklere, gece uyanmalarına, iştah kaybına, gelişme geriliğine yol açabilir. Doğru olan ise ek gıdanın uyku sonunda ya da uykuya 2 saat kala verilmesidir" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/cocuklarda-uyku-duzenine-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/cocuklarda-uyku-58-1.jpg" type="image/jpeg" length="73716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dermatoloji uzmanı uyardı: "Bronz ten sağlıklı bir görüntü değildir"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/dermatoloji-uzmani-uyardi-bronz-ten-saglikli-bir-goruntu-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/dermatoloji-uzmani-uyardi-bronz-ten-saglikli-bir-goruntu-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıbadem Eskişehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hatice Parlak Subaşı, günlük yaşamda yapılan basit hataların cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Subaşı, güneş koruyucuların tek sürüşte gün boyu etkili olmadığını vurgulayarak, özellikle açık havada uzun süre kalındığında güneş kreminin 2-3 saatte bir yenilenmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında güneş ışınlarının etkisinin artmasıyla birlikte güneş yanıkları, cilt lekeleri, mantar enfeksiyonları ve güneş alerjileri gibi dermatolojik sorunlar da daha sık görülüyor. Güneşten korunmanın yalnızca güneşli günlerde gerekli olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu vurgulayan Subaşı, "Ultraviyole ışınlarının önemli bir bölümü bulutlardan geçebilir. Özellikle leke oluşumuna yatkın kişilerde bulutlu havalarda da güneş koruyucu kullanımı ihmal edilmemelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Güneş koruyucu sadece plaj için değildir"</strong></p>

<p>Günlük yaşamda da önemli miktarda ultraviyole ışınına maruz kalındığını belirten Dr. Subaşı, "Araç kullanırken, yürüyüş yaparken ya da açık havada vakit geçirirken de cilt güneş ışınlarından etkilenir. Bu nedenle güneşten korunma alışkanlığı yalnızca deniz veya havuzla sınırlı olmamalıdır" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Kulaklar ve el sırtları en çok unutulan bölgeler"</strong></p>

<p>Yazın en sık yapılan hatanın güneş koruyucuyu gün içinde yenilememek olduğunu belirten Subaşı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Güneş koruyucuların terleme, yüzme ve havluyla kurulanma sonrasında etkisi azalır. Açık havada uzun süre kalınıyorsa güneş koruyucu 2-3 saatte bir mutlaka yeniden uygulanmalıdır. Bunun yanı sıra koruyucular önerilen miktarın daha altında kullanıldığında da SPF değeri düşer. Bu nedenle yüksek faktörlü bir ürün kullanıyor olmak tek başına yeterli değildir. Ürünün doğru miktarda uygulanması gerekir."</p>

<p>Güneş kremi uygulanırken kulaklar, boyun, dudaklar ve el sırtlarının çoğu zaman unutulduğunu belirten Dr. Subaşı, "Oysa kronik güneş hasarı, lekeler ve deri kanserleri yalnızca yüz bölgesinde değil, bu alanlarda da görülebilmektedir" dedi.</p>

<p><strong>"Bronzlaşmak sağlıklı değil, cildin savunma mekanizmasıdır"</strong></p>

<p>Güneş yanıklarının hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Acıbadem Eskişehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hatice Parlak Subaşı, "Güneş yanıkları sadece geçici kızarıklık oluşturmaz. Özellikle çocukluk döneminde tekrarlayan güneş yanıkları ilerleyen yaşlarda melanom başta olmak üzere deri kanseri riskini artırmaktadır. Bronzlaşma ise sağlıklı bir görünüm değil, cildin ultraviyole ışınlarına karşı geliştirdiği savunma mekanizmasıdır" diye belirtti.</p>

<p><strong>"Son kullanma tarihi geçmiş ürünler koruyuculuğunu kaybedebilir"</strong></p>

<p>Yaz boyunca kullanılan güneş koruyucuların uygun şartlarda saklanmasının önemine dikkat çeken Subaşı, "Yüksek sıcaklıkta bekleyen veya son kullanma tarihi geçen ürünler etkinliklerini kaybedebilir. Bu nedenle geçen yıldan kalan güneş kremleri kullanılmadan önce mutlaka kontrol edilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Subaşı, yaz aylarında güneşten doğru korunmanın, cildi düzenli temizleyip nemlendirmenin ve dermatolojik işlemler sonrasında güneşten kaçınmanın uzun vadede hem cilt yaşlanmasını hem de birçok deri hastalığını önlemede önemli rol oynadığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/dermatoloji-uzmani-uyardi-bronz-ten-saglikli-bir-goruntu-degildir</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/6831ba69a12e54de7c10f2ad.webp" type="image/jpeg" length="64566"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneş çarpması hayati risk taşıyor]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/gunes-carpmasi-hayati-risk-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/gunes-carpmasi-hayati-risk-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte güneş çarpması riskine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Atakan Canbulat, yüksek ateş, baş dönmesi ve bilinç bulanıklığı gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Canbulat, doğru ilk yardım ve erken müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Anadolu Samsun Hastanesi İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı Dr. M. Atakan Canbulat, yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava nedeniyle güneş altında uzun süre kalmanın hayati tehlike oluşturabileceğini belirterek, güneş çarpmasının belirtileri ve ilk yardım uygulamaları hakkında önemli bilgiler verdi. Açık alanlarda uzun süre güneş altında kalan kişilerin, özellikle yaşlıların risk altında olduğunu ifade eden Dr. M. Atakan Canbulat, güneş çarpmasının erken müdahale edilmediğinde ciddi organ hasarına ve ölüme yol açabilecek acil bir sağlık sorunu olduğunu söyledi. Güneş çarpmasının, vücudun ısı düzenleme mekanizmasının aşırı sıcak ve nemli hava şartlarında yetersiz kalması sonucu vücut ısısının 40 derece ve üzerine çıkmasıyla meydana geldiğini belirten Canbulat, "Erken müdahale edilmezse ciddi organ hasarına ve ölüme yol açabilir" dedi.</p>

<p>Güneş çarpmasının başlıca nedenleri arasında aşırı sıcak ve nem, uzun süre güneşe maruz kalma ve yetersiz sıvı tüketiminin bulunduğunu kaydeden Canbulat, kalın sentetik kıyafetler, alkol tüketimi ve ağır yemeklerin de riski artırdığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güneş çarpmasının belirtilerine de değinen Canbulat, yüksek ateş, cildin sıcak ve kuru olması, baş ağrısı, baş dönmesi, zihin karışıklığı, konuşma bozukluğu, hızlı nabız, yüzeysel solunum, mide bulantısı ve kas kramplarının en sık görülen belirtiler arasında yer aldığını söyledi.</p>

<p>İlk yardım uygulamalarının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Canbulat, güneş çarpmasına maruz kalan kişinin serin bir ortama alınması, sırt üstü yatırılması, fazla giysilerinin çıkarılması ve soğuk kompres uygulanması gerektiğini belirtti. Bilinci açık olan kişilere küçük yudumlarla su verilebileceğini ifade eden Canbulat, bilinci kapalı kişilere ise kesinlikle ağızdan sıvı verilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Acil durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi’nin aranması gerektiğini hatırlatan Canbulat, "Ateş düşmüyorsa, bilinç kaybı veya şiddetli kusma varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/gunes-carpmasi-hayati-risk-tasiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/1836666.jpg" type="image/jpeg" length="80909"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İhmal edilen diş apsesi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/ihmal-edilen-dis-apsesi-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/ihmal-edilen-dis-apsesi-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tedavi edilmeyen diş çürükleri, zamanla dişin sinir dokusuna ilerleyerek apse oluşumuna yol açabiliyor. Biruni Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden Doç. Dr. Güzide Pelin Sezgin, diş kökünde başlayan enfeksiyonun ağızla sınırlı kalmayabileceğini belirterek, apselerin çene, yüz ve boyun bölgesine yayılıp ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Basit bir diş çürüğünün zamanında tedavi edilmediğinde dişin iç kısmında yer alan damar ve sinir dokusuna kadar ilerleyebileceğini ifade eden Doç. Dr. Güzide Pelin Sezgin, başlangıçta hafif hassasiyet ya da kısa süreli ağrı ile kendini gösteren çürüklerin ilerleyen dönemde şiddetli ağrı, enfeksiyon ve diş apsesine neden olabileceğini söyledi. Diş ağrısının ertelenmemesi gerektiğine dikkat çeken Sezgin, ihmal edilen apselerin yalnızca ağız ve diş sağlığını değil, genel sağlığı da etkileyebileceğini vurguladı.</p>

<p><strong>"Basit bir çürük zamanla dişin sinir dokusuna ulaşabilir"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diş çürüğünün tedavi edilmediğinde ilerleyici bir süreç izlediğini belirten Doç. Dr. Güzide Pelin Sezgin, "Çürük başlangıçta dişin sert dokularında sınırlı olabilir. Ancak gerekli tedavi yapılmadığında zamanla dentin tabakasına, ardından dişin iç kısmında yer alan pulpa dokusuna ulaşabilir. Pulpa, dişin damar ve sinir yapısını içeren canlı dokudur. Bu bölge enfekte olduğunda sıcak-soğuk hassasiyeti, çiğneme sırasında ağrı, gece artan zonklayıcı ağrı ve ilerleyen dönemde apse gelişebilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Ağrının azalması enfeksiyonun geçtiği anlamına gelmez"</strong></p>

<p>Diş apsesinin bazı hastalar tarafından yalnızca ağrılı bir diş problemi gibi değerlendirildiğini ifade eden Sezgin, ağrının azalmasının her zaman iyileşme anlamına gelmediğini söyledi.</p>

<p>Sezgin, "Ağrı bir süre sonra azaldığında hastalar sorunun kendiliğinden geçtiğini düşünebiliyor. Oysa bu durum her zaman enfeksiyonun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Dişin canlılığını kaybetmesiyle ağrı azalabilir ancak enfeksiyon kök ucunda ilerlemeye devam edebilir. Bu nedenle ağrı kesicilerle geçiştirilen, tekrarlayan veya şişlik ile birlikte görülen diş ağrıları mutlaka diş hekimi tarafından değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Enfeksiyon yüz, çene ve boyun bölgesine yayılabilir"</strong></p>

<p>Tedavi edilmeyen diş apselerinin çevre dokulara yayılabileceğine dikkat çeken Sezgin, "Diş kökünde başlayan enfeksiyon yalnızca ağız içinde sınırlı kalmayabilir. Zamanında müdahale edilmediğinde çene kemiğine, yüz dokularına ve boyun bölgesine yayılabilir. Bu durumda yüzde, çenede veya boyunda şişlik, ağız açmada zorlanma, yutma güçlüğü, ateş, halsizlik ve genel durum bozulması görülebilir" dedi.</p>

<p>Özellikle yüz ve boyun bölgesinde hızla artan şişlik, yutma güçlüğü veya nefes almada zorlanma gibi belirtilerin acil değerlendirme gerektirebileceğini belirten Sezgin, bu tür bulguların ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>"Nadir de olsa sepsis gibi ciddi tablolar gelişebilir"</strong></p>

<p>Diş apsesinin bakteriyel bir enfeksiyon olduğunu vurgulayan Sezgin, tedavi edilmeyen enfeksiyonların nadir durumlarda kana karışarak tüm vücudu etkileyen ciddi tablolara yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Sezgin, "Sepsis, hayatı tehdit edebilen ağır bir enfeksiyon yanıtıdır. Bu risk özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde, kontrolsüz diyabeti olan hastalarda, bazen ileri yaş grubunda ve kronik sistemik hastalıkları bulunan kişilerde daha dikkatli takip edilmelidir. Bu nedenle diş apsesi ‘kendiliğinden geçer’ düşüncesiyle ihmal edilmemelidir" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Üst çene dişlerindeki apseler sinüsleri etkileyebilir"</strong></p>

<p>Üst çene dişlerinin sinüs boşluklarına yakın konumda olduğunu hatırlatan Sezgin, özellikle üst çene arka bölgedeki dişlerde gelişen enfeksiyonların sinüs bölgesini de etkileyebileceğini söyledi.</p>

<p>Sezgin, "Bu hastalarda diş ağrısına yüz ağrısı, basınç hissi veya sinüzit benzeri şikayetler eşlik edebilir. Bu nedenle ağız ve diş kaynaklı enfeksiyonlar yalnızca lokal bir problem olarak değerlendirilmemeli, altta yatan neden doğru şekilde belirlenmelidir" dedi.</p>

<p><strong>"Kanal tedavisi dişi çekilmekten kurtarabilir"</strong></p>

<p>Endodontik tedavinin, halk arasında bilinen adıyla kanal tedavisinin, enfekte olmuş dişlerin korunmasında önemli bir yöntem olduğunu belirten Sezgin, uygun vakalarda kanal tedavisi ile dişin çekilmeden ağızda tutulabileceğini ifade etti.</p>

<p>Sezgin, "Kanal tedavisinde amaç, enfekte veya hasar görmüş pulpa dokusunun temizlenmesi, kök kanallarının dezenfekte edilmesi ve dişin yeniden fonksiyon görebilecek şekilde korunmasıdır. Uygun vakalarda kanal tedavisi sayesinde diş çekilmeden ağızda tutulabilir. Doğal dişin korunması; çiğneme fonksiyonu, estetik görünüm ve ağız sağlığının devamlılığı açısından büyük önem taşır" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Antibiyotik tek başına kalıcı çözüm olmayabilir"</strong></p>

<p>Diş apselerinde enfeksiyon kaynağının ortadan kaldırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Sezgin, antibiyotik kullanımının her zaman tek başına yeterli olmayabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Sezgin, "Bazı durumlarda antibiyotik tedavisi hekim tarafından gerekli görülebilir. Ancak antibiyotik tek başına çoğu zaman kalıcı çözüm sağlamaz. Enfeksiyonun kaynağı olan diş mutlaka değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kanal tedavisi, drenaj veya farklı tedavi seçenekleri gündeme gelebilir. Tedavi planı, hastanın klinik durumuna ve dişin mevcut durumuna göre belirlenir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Erken müdahale hem dişi hem sağlığı korur"</strong></p>

<p>Diş çürüklerinin düzenli kontrollerle erken dönemde tespit edilebileceğini ifade eden Sezgin, diş ağrısının dayanılmaz hale gelmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sezgin, "Erken dönemde fark edilen çürükler daha basit tedavilerle kontrol altına alınabilirken, ilerlemiş vakalarda kanal tedavisi gerekebilir. Tedavi geciktikçe enfeksiyonun yayılma riski ve diş kaybı ihtimali artar. Düzenli diş hekimi kontrolleri, doğru ağız hijyeni, diş ipi kullanımı ve şekerli-asitli gıdaların sık tüketiminden kaçınmak çürük ve apse riskini azaltmaya yardımcı olur" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/ihmal-edilen-dis-apsesi-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/2362026103035553manset-1140-568.jpg" type="image/jpeg" length="82321"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medya akımı hastanelik etti: ‘A4 kağıdına sığmam gerekiyor’ diye diyete başladı, 2 yıldır tedavi alıyor]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/sosyal-medya-akimi-hastanelik-etti-a4-kagidina-sigmam-gerekiyor-diye-diyete-basladi-2-yildir-tedavi-aliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/sosyal-medya-akimi-hastanelik-etti-a4-kagidina-sigmam-gerekiyor-diye-diyete-basladi-2-yildir-tedavi-aliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medya akımları çocukların beden algısını olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, özellikle zayıflama ve incelme akımlarının tehlikeli olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, bu akımların anoreksiya gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="content">Sosyal mecralar toplum hayatına büyük etki ederken, uzmanlar sosyal medyanın çocuklar ve ergenlerin sağlığı üzerinde ciddi etkileri olabildiğini ifade ediyor. Kimi zaman sosyal medyadaki aşırı zayıflık ya da farklı beslenme şekillerine ilişkin akımların 18 yaş altı bireyler tarafından da uygulanabildiğini aktaran Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, önemli uyarılarda bulundu. Antalya’daki bir programda konuşan Kıykım, bir hastasının sosyal medyada kişilerin A4 kağıdını karınlarının önüne tutarak vücutlarının bu ölçüye sığıp sığmadığına yönelik zayıflama çabalarından etkilenerek diyete başladığını ve uzun süredir tedavi almak durumunda kaldığını söyledi. Kıykım, zaman zaman ailelerin de bağışıklığı güçlendirmek, büyümeyi desteklemek gibi amaçlarla çocuklarında fazla ve gereksiz takviye kullanabildiğini söyleyerek, bilinçsiz kullanımların toksik etki yapabileceğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>"Olmasını istediğinizin tam tersine dönebilir işler"</strong></p>

<p>Bilinçsiz takviye kullanımına ilişkin konuşan Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, "Bu, şu anda bütün dünyanın sıkıntısı. Çoklu vitamin kullanalım, ‘Şu vitamin şuna iyi geliyormuş, illaki takviye alalım.’ Sanki takviye almazsak her şey yolunda gitmeyecekmiş gibi bir durum söz konusu hale gelmiş vaziyette. Her vitamin ihtiyaç değildir, toksik etki yapabilir. Başka başka gıda takviyeleri kullanalım, ‘Çocuğumuzun beyni daha gelişsin, boyu uzasın, daha güçlensin’ diye çok sayıda takviye yapılıyor. Çocukta etkili olup olmayacağı belli değil, eş zamanlı da gıda güvenliğiyle ilgili sorun yaşayabilirsiniz. Olmasını istediğinizin tam tersine dönebilir işler" dedi.</p>

<p><strong>"İncelme akımları çok tehlikeli, aileler çocuğu iyi takip etmeli"</strong></p>

<p>Sosyal medya kaynaklı akımlar nedeniyle zaman zaman çocuklarda karşılaştıkları durumlara değinen Prof. Dr. Kıykım, "Kişi tercihiyle veganlık yapabilir, herhangi bir sorun yok. Vegan beslenmede bazı vitamin, mineral eksiklikleri oluşabilir, düzenli takip ediliyor olması lazım. En büyük sorun artık sosyal medyanın girişiyle beraber beden algısının değişmesi. ‘Daha ince ya da daha şişman olmalıyım’. Çocuk, bunun için farklı diyetler ve ürünler kullanabilir, bu önemli bir sıkıntı. Beslenmeyi de sadece bir şey popüler oldu diye yapıyorsa, ‘Şu anda popüler, ben bir vegan besleneyim’ dediğiniz zaman uygun vitamin, mineral ve kaloriyi de alamayabilirsiniz. Hele ki bazı çocuklar anne, babadan da gizleyerek yapmaya çalışıyor, en büyük tehlike onlarda. O zaman kalori açığı ortaya çıkmış oluyor. En son zayıflayacağım baskısı, akran zorbalığı. Bunun sonunda anoreksiya başlayabiliyor. Beslenme düzensizliğine girebiliyor ve bu kalıcı olabiliyor. Çok dikkat edilmesi lazım. Ailenin çocuğu iyi takip ediyor olması lazım, hele bu incelme akımları çok tehlikeli" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Sosyal medya her şey için bir standart belirliyor"</strong></p>

<p>"Anoreksiya her zaman var" diyen Kıykım, "Bir önceki nesilde daha fazlaydı, ‘Çok ince olmak zorundayım’ diye. Ben zayıflamak istiyorum ve ben zayıf değilim, başka bir şey. En büyük sorun beden algısının bozulması ve devamlı devamlı daha fazla zayıflamaya çalışmaktır. Bu, artık tıbbi bir durum, hastalık haline gelir. Mutlaka müdahale edilmesi gerekir. Önemli olan da o seviyeye gelmeden fark edebilmektir. Çünkü açlıkla yaptığınız her şey; hele ki büyüme çağında vitamin, mineral eksiklikleriyle beynin ihtiyaçlarını karşılayamamak haline gelir. Ergenlik çağı en sorunlu zaman. Sosyal medya her şeye dahil artık, her şey için bir standart belirliyor. Sosyal medyanın size getirdiği başka bir şey daha var; yanınızdaki arkadaşınız yapıyor, ‘Sen niye yapmıyorsun?’ diye seni zorlamaya başlıyor. Yapmadığınız zaman zorlanmaya başlıyorsunuz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Hastamız ‘A4 kağıdına sığmam gerekiyor’ diye ’sen zayıfsın’a ikna olamadı"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Çocuğumuzun ne izlediğini ve sürecini de kontrol edebiliyor olmamız lazım" diyen Kıykım, sözlerine şöyle devam etti:</strong></p>

<p>"Gördüm ve özendirdim, sosyal medya bunu bize devamlı dikte diyor. Sosyal medya akımı sonunda bir hastamız ‘Bir A4 kağıdına sığmam gerekiyor’ diye diyete başlayıp, sonra da artık adaptasyonu, vücut algısı bozulduğu için anoreksik olarak devam etmek, çok ciddi tedaviler almak zorunda kaldı. Çünkü artık ‘sen zayıfsın’a ikna olamadı. Yaklaşık 2 yıldır belirli tedaviler ve diyetler almak zorunda kalıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/sosyal-medya-akimi-hastanelik-etti-a4-kagidina-sigmam-gerekiyor-diye-diyete-basladi-2-yildir-tedavi-aliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/sosyal-medya-akimi-hastanelik-etti-a4-kagidi-diyeti-yuzunden-tedavi-oluyor-oro4.webp" type="image/jpeg" length="53333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Stres ve vitamin eksikliği ağız içi yaraları tetikliyor]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/stres-ve-vitamin-eksikligi-agiz-ici-yaralari-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/stres-ve-vitamin-eksikligi-agiz-ici-yaralari-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumun yaklaşık yüzde 20-25’ini hayatlarının bir döneminde etkileyen ağız içi yaralar, yemek yemeyi, konuşmayı ve günlük yaşamı zorlaştıran ağrılı lezyonlar arasında yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt, "Aftlar genellikle kendiliğinden iyileşse de sık tekrarlayan veya 2 haftadan uzun süren yaralarda altta yatan nedenlerin araştırılması büyük önem taşır" dedi.</p>

<p>Ağız içi yaralar, yani aftlar, toplumda sık görülen ve kişinin günlük yaşam konforunu ciddi şekilde etkileyen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yemek yemeyi, konuşmayı, diş fırçalamayı ve hatta gülümsemeyi bile zorlaştırabilen bu ağrılı lezyonların toplumun yaklaşık yüzde 20-25’ini hayatlarının bir döneminde etkilediği belirtiliyor. Özellikle tekrarlayan ağız yaralarının kadınlarda erkeklere göre daha yaygın görüldüğünü ifade eden Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt, aftların genetik yatkınlık, stres, beslenme yetersizlikleri ve bağışıklık sistemiyle ilgili çok sayıda faktörle ilişkili olabileceğini söyledi. Ağız içi yaraların genellikle kendiliğinden iyileştiğini ancak tekrarlayan vakalarda dikkatli olunması gerektiğini belirten Doç. Dr. Barıt, "Bu ağrılı lezyonlar günlük yaşamı, yemek yemeyi, konuşmayı ve hatta gülümsemeyi bile zorlaştırabilir. Aftlar çoğu zaman kendiliğinden iyileşir ancak sık tekrarlayan vakalarda altta yatan nedenlerin araştırılması büyük önem taşır" dedi.</p>

<p>Nedeni tam olarak bilinmiyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağız içi yaraların bulaşıcı olmadığını ve uçukla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Barıt, aftların kesin nedeninin tam olarak bilinmediğini belirtti. Doç. Dr. Barıt, "Ağız içi yaralar bulaşıcı değildir ve uçuk ile karıştırılmamalıdır. Aftların kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte çok faktörlü bir tablo söz konusudur" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yanak veya dudak içini ısırma, sert yiyecekler, diş fırçalama sırasında oluşan tahrişler ya da protez kaynaklı yaralanmaların aftları tetikleyebileceğini aktaran Barıt, stres ve psikolojik faktörlerin de ağız içi yaralarda önemli rol oynadığını söyledi. B12 vitamini, demir, çinko ve folik asit eksikliklerinin aft oluşumunda etkili olabileceğine dikkat çeken Barıt, bağışıklık sisteminin zayıfladığı grip, yorgunluk ve uykusuzluk dönemlerinde de ağız içi yaraların daha sık görülebildiğini kaydetti. Asitli, baharatlı ve sert yiyeceklerin ağız içi yaraları artırabileceğini belirten Barıt, "Portakal, domates gibi asitli gıdalar, baharatlı ve sert yiyecekler ağız içini tahriş ederek mevcut yaraların ağrısını artırabilir. Ayrıca Behçet hastalığı, çölyak hastalığı, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi otoimmün veya inflamatuar hastalıklar da tekrarlayan ağız yaralarıyla ilişkili olabilir" diye konuştu.</p>

<p>Yemek yemek ve konuşmak zorlaşabiliyor</p>

<p>Ağız içi yaraların özellikle asitli ya da sıcak yiyeceklerle temas ettiğinde şiddetli ağrı, yanma ve hassasiyete neden olabileceğini belirten Doç. Dr. Barıt, aftların genellikle beyaz veya sarı renkli yaralar şeklinde görüldüğünü, çevresinde ise kırmızı bir halka oluştuğunu ifade etti. Bu lezyonların kişinin günlük yaşamını olumsuz etkilediğini söyleyen Barıt, "Ağız içi yaralarda şiddetli ağrı, yanma ve hassasiyet görülebilir. Bu şikayetler özellikle asitli veya sıcak yiyeceklerle temas ettiğinde artar. Yutma, konuşma ya da diş fırçalama sırasında rahatsızlık daha belirgin hale gelebilir" dedi.</p>

<p>10 günde geçmezse dikkat</p>

<p>Aftların çoğu zaman 7 ila 10 gün içinde iyileştiğini belirten Doç. Dr. Barıt, yaraların uzun sürmesi ya da sık tekrarlaması halinde mutlaka uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı. Barıt, "Aftlar genellikle 7-10 günde geçer. Ancak sık tekrarlıyor veya 2 haftadan uzun sürüyorsa, altta yatan bir sistemik sorun olabileceği için kulak burun boğaz ve baş boyun cerrahisi uzmanına başvurmak gerekir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Büyük, derin, sık tekrarlayan ya da tedaviye rağmen iyileşmeyen yaralarda zaman kaybedilmemesi gerektiğini belirten Barıt, yüksek ateş, lenf bezi şişliği ve kilo kaybı gibi ek belirtilerin de önemli uyarı işaretleri olduğunu söyledi. Doç. Dr. Barıt, "Yaralar 2 haftadan uzun sürüyorsa, çok büyük, derin veya çok sık tekrarlıyorsa, yüksek ateş, lenf bezi şişliği ve kilo kaybı gibi ek belirtiler varsa ya da tedaviye rağmen iyileşmiyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir" dedi.</p>

<p>Stres ağız içi yaralarda da başrolde</p>

<p>Ağız içi yaraların önlenmesinde stres yönetiminin önemli bir yer tuttuğunu belirten Doç. Dr. Barıt, düzenli yaşam alışkanlıklarının atakları azaltabileceğini söyledi. Barıt, "Stres yönetimini öğrenmek, günlük egzersiz yapmak, meditasyonu hayata dahil etmek ve düzenli uykuya önem vermek ağız içi yaraların kontrolünde destekleyici olabilir" dedi.</p>

<p>Dengeli beslenmenin, vitamin ve mineral eksikliklerinin kontrol ettirilmesinin önemine de değinen Barıt, ağız hijyeninin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Doç. Dr. Barıt, "Dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, vitamin ve mineral eksiklikleri kontrol ettirilmeli, ağız hijyenine dikkat edilmeli ve tahriş edici faktörlerden kaçınılmalıdır. Düzenli diş hekimi ve kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı kontrolleri de ihmal edilmemelidir" diye konuştu.</p>

<p>Evde uygulanabilecek yöntemler</p>

<p>Çoğu ağız içi yaranın kendiliğinden iyileştiğini ancak ağrı ve iyileşme süresini azaltmak için bazı basit uygulamalardan destek alınabileceğini belirten Doç. Dr. Barıt, tuzlu su veya karbonatlı su ile gargaranın fayda sağlayabileceğini ifade etti. Barıt, "Günde 3-4 kez tuzlu su veya karbonatlı su ile gargara yapılabilir. Papatya ya da ada çayı demlenerek gargara olarak kullanılabilir. Doğal bal, Hindistan cevizi yağı veya dut pekmezi uygulaması da destekleyici yöntemler arasında yer alabilir" dedi.</p>

<p>Ağız içini tahriş eden gıdalardan uzak durulması gerektiğini vurgulayan Barıt, "Asitli, baharatlı ve sert yiyeceklerden uzak durmak, yumuşak kıllı diş fırçası tercih etmek ve SLS yani sodyum lauril sülfat içermeyen diş macunu kullanmak ağız içi tahrişleri azaltmaya yardımcı olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzman kontrolünde tedavi gerekebilir</p>

<p>Evde yapılan uygulamaların fayda göstermediği durumlarda uzman kontrolünde tedavi seçeneklerinin devreye girdiğini belirten Doç. Dr. Barıt, topikal kortikosteroid jel veya spreyler, antiseptik ağız gargaraları, lokal anestezik içeren ağrı kesici jeller ve eksiklik tespit edilmesi halinde vitamin ile mineral takviyelerinin kullanılabileceğini söyledi. Sık ve şiddetli tekrarlayan vakalarda daha ileri tedavilerin gündeme gelebileceğini belirten Barıt, "Uygun vakalarda düşük seviyeli lazer tedavisi uygulanabilir. Sık ve şiddetli tekrarlayan ağız içi yaralarında ise sistemik kortikosteroid veya immünsüpresif ilaçlar uzman kontrolünde kullanılabilir. Günümüzde ağız içi yaralar modern yaklaşımlar ve basit önlemlerle daha konforlu şekilde yönetilebiliyor" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/stres-ve-vitamin-eksikligi-agiz-ici-yaralari-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/20260614aw725222.jpg" type="image/jpeg" length="32129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kedilerde ölümcül FIP hastalığında umut veren gelişme]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/kedilerde-olumcul-fip-hastaliginda-umut-veren-gelisme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/kedilerde-olumcul-fip-hastaliginda-umut-veren-gelisme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağatay Esin, geçmişte ölümcül kabul edilen "feline infectious peritonitis (FIP)" hastalığında artık umut verici sonuçlar görüldüğünü açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kedilerde uzun yıllar "ölümcül ve tedavisiz" olarak bilinen FIP hastalığı, günümüzde geliştirilen yeni antiviral tedavilerle birlikte yeniden gündemin en önemli veteriner sağlık başlıklarından biri haline geldi. OMÜ Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağatay Esin, hastalığın hem ortaya çıkış mekanizmasını hem de toplumda sık yapılan hataları detaylarıyla anlattı. FIP’in geçmişte büyük ölçüde ölümcül kabul edilen ve teşhisi oldukça zor bir hastalık olduğunu hatırlatan Esin, günümüzde gelişen tanı yöntemleri ve antiviral tedavi seçenekleri sayesinde bazı vakalarda başarılı sonuçlar alınabildiğini söyledi. Ancak hastalığın hâlâ ciddi ve karmaşık bir tablo olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Esin, son yıllarda kliniklerde FIP vakalarının daha sık görülmesinin yalnızca gerçek bir artışla açıklanamayacağını belirterek, "Farkındalığın yükselmesi, tanı imkânlarının gelişmesi ve daha önce gözden kaçan vakaların artık daha net şekilde teşhis edilmesi bu görünürlüğü artırıyor. Özellikle çok kedili yaşam alanları, barınaklar ve kalabalık ortamlarda kedi koronavirüsünün daha kolay yayılması önemli bir risk faktörü" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hastalığın biyolojik mekanizmasına da değinen Esin, FIP’in basit bir enfeksiyon olmadığını vurgulayarak, "Kedi koronavirüsü bazı durumlarda mutasyona uğrayarak bağışıklık hücrelerinin içine yerleşir ve vücutta kontrolsüz bir bağışıklık yanıtına yol açar. Asıl yıkıcı süreç, virüs ile bağışıklık sistemi arasındaki bu dengesiz mücadeleden kaynaklanır" dedi.</p>

<p>FIP açısından en riskli gruplar arasında genç kediler, stres altında yaşayanlar, safkan ırklar ve çok kedili ortamlarda bulunan hayvanların yer aldığını belirten Esin, ortak mama-su kapları ve yetersiz hijyenin virüsün yayılımını artırdığını ifade etti. Esin, sürekli stres, kötü beslenme ve eşlik eden hastalıkların da hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını söyledi.</p>

<p>Erken belirtilerin çoğu zaman başka hastalıklarla karıştırıldığına dikkat çeken Esin, iştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi bulguların başlangıçta sıradan enfeksiyonlarla benzerlik gösterebildiğini belirtti. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde karın şişliği, gözde renk değişiklikleri ve nörolojik belirtilerin ortaya çıkabileceğini ifade eden Esin, bu bulguların "ciddi uyarı işaretleri" olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumda özellikle sosyal medya kaynaklı bilgi kirliliğine de değinen Çağatay Esin, en büyük hatalardan birinin veteriner hekim kontrolü olmadan tedaviye başlanması olduğunu; internetten edinilen bilgilerle ilaç kullanımı, yanlış dozlar ve erken tedavi bırakma gibi uygulamaların ciddi risk oluşturduğunu açıkladı.</p>

<p>Son yıllarda geliştirilen antiviral tedavilerin FIP’e yaklaşımı değiştirdiğini kaydeden Esin, "Geçmişte ölümcül kabul edilen bu hastalıkta artık umut verici sonuçlar görüyoruz. Ancak tedavi mutlaka veteriner hekim kontrolünde ve ruhsatlı ürünlerle yürütülmelidir" şeklinde konuştu.</p>

<p>Sokak hayvanları açısından ise erken teşhisin zorluğuna dikkat çeken Esin, yerel yönetimler, barınaklar ve gönüllülerin iş birliğinin kritik olduğunu ifade ederek, düzenli sağlık taramaları ve hijyen şartlarının iyileştirilmesinin önemine vurgu yaptı.</p>

<p>FIP’in insanlara bulaşmadığına yönelik yanlış inanışlara da açıklık getiren Esin, "FIP insanlara bulaşan bir hastalık değildir. Etken kediye özgü koronavirüstür. Toplumda görülen korkular bilimsel temele dayanmamaktadır" diyerek, hasta kedilerin dışlanmaması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p>Hastalığın hâlâ ciddiyetini koruduğunu ancak erken tanı ve doğru tedaviyle artık daha umutlu bir tabloya sahip olunduğunu ifade eden Doç. Dr. Esin, bilinçli yaklaşımın hem evcil hem de sokak kedileri için hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/kedilerde-olumcul-fip-hastaliginda-umut-veren-gelisme</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/20260625aw733357.jpg" type="image/jpeg" length="47149"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ABD'den Türkiye'ye şifa için geldi]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/abdden-turkiyeye-sifa-icin-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/abdden-turkiyeye-sifa-icin-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp ameliyatı için birçok ülke arasından Türkiye'yi tercih eden 49 yaşındaki ABD vatandaşı, Bursa Şehir Hastanesi'nde başarıyla tedavi edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan 49 yaşındaki Shakeela Noori, göğüs ağrısı şikayetiyle gittiği hastanede aort kapağı daralması teşhisi aldı. Bunun üzerine kendi ülkesi başta olmak üzere Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerde tedavi imkanlarını araştıran Noori, eşinin arkadaşının tavsiyesi ile Bursa Şehir Hastanesi'nde karar kıldı. Ameliyat için Bursa'ya gelen Noori, Bursa Şehir Hastanesi'nde Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nail Kahraman tarafından operasyon ile sağlığına kavuşturuldu. Serviste tedavisine devam edilen Noori, şifa ile taburcu olarak ülkesine döndü.<br />
Ameliyat sürecine ve hastanın durumuna ilişkin açıklamalarda bulunan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nail Kahraman, yüksek teknoloji ve ekip deneyimi gerektiren bir operasyonu başarıyla tamamladıklarını belirtti. Hastanın operasyon için pek ülke arasından Türkiye'yi tercih ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kahraman, "Hastamıza göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çabuk yorulma şikayetleriyle orada yapılan tetkiklerinde aort kapağında ciddi darlık tespit edilmiş. Biz de yaptığımız tetkik ve taramalarda buna ek olarak aortunun da geniş olduğunu tespit ettik. Yaptığımız kalp anjiyosunda kalp damarlarının temiz olduğunu gördük. Bunun üzerine hastamıza elektif şartlarda bir operasyon planladık. Operasyonda yaşı itibarıyla mekanik kalp kapağını tercih ettik, genişlemiş olan aort dokusunu daralttık. Operasyon yaklaşık 3 saat civarı sürdü. Çok iyi geçti" dedi.<br />
Kalp cerrahisinin yüksek teknoloji, multidisipliner çalışma ve ekip deneyimi gerektiren bir operasyon olduğunun altını çizen Kahraman, "Bu operasyonu Sağlık Bakanlığımız ve İl Sağlık Müdürlüğümüzün destekleriyle, her türlü teknolojik altyapıyla en iyi şekilde gerçekleştirebilmekteyiz. Hastamızın dünyada pek çok ülkede bu araştırmayı yapıp ülkemizi tercih etmesi bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı. Hastamızı sağ salim yürür bir şekilde görmek, şifa ile taburcu edebilmek ise en büyük mutluluğumuz" diye konuştu.<br />
Bursa Şehir Hastanesi'nde eşinin tedavi sürecini yakından takip eden iş adamı Anwar Najeemi ise, ABD'de başlayan teşhis sürecini, yaşadıkları endişeleri ve Türkiye'yi tercih etme nedenlerini aktardı. Hastalığın teşhisi ile büyük bir korku yaşadıklarını dile getiren Najeemi, sözlerini şu şekilde sürdürdü:<br />
"Her şey göğüs ağrısıyla başladı. Birkaç gün sonra kollarda ağrı ve sırt ağrısı şikayetleri de eklenmeye başladı. Şikayetleri başladığında Amerika Birleşik Devletleri'nde bir doktora görünmemiz gerekti. Oradaki doktorlar bize kendisinin bir kalp rahatsızlığı olduğunu söylediler. Böyle bir rahatsızlığı, özellikle de kalp gibi ciddi bir problemi duymak ve bunu kabullenmek gerçekten çok zor bir durum. Bu durumla ilgili olarak daha önce üç ülkeye gitmiştim. Ben bir iş adamıyım, bu yüzden sürekli farklı ülkelere seyahat ederim. Ancak Türkiye'deki Harun adındaki bir arkadaşımla bu durumu paylaştığımda, bana Türkiye'ye gelmemizi tavsiye etti. Bize Doktor Nail'in adını verdi. Biz de sistemi ve doktoru araştırdık; onun adı ve çalışmaları hakkında çok fazla olumlu geri bildirim gördük. Buraya gelip tedaviyi burada yaptırmaya karar vermemizi sağlayan şey tam olarak bu oldu."<br />
<br />
"Eşim tamamen sağlıklı"<br />
Tedavinin çok zor geçeceğini sandıklarını belirten Najeemi, "Ama Allah'a şükürler olsun ki her şey çok kolay geçti. Sağlık ekibi bize çok fazla yardımcı oldu, gerçekten çok iyi ve candan insanlar. Eşim şu an kendisini tamamen normal, sağlıklı bir insan gibi hissettiğini söylüyor. Benim benzer durumları yaşayan ailelere tavsiyem, bu tür durumları olabildiğince geciktirmeden çözüme kavuşturmalarıdır. Özellikle Doktor Nail bu konuda çok başarılı; herkese en azından bir kez gelip Doktor Nail ile görüşmelerini tavsiye ederim" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/abdden-turkiyeye-sifa-icin-geldi</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/a-w733267-01.jpg" type="image/jpeg" length="89602"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel fıtığında tam kapalı endoskopik cerrahi tedavisi: "Amaç çevre dokulara en az müdahale"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/bel-fitiginda-tam-kapali-endoskopik-cerrahi-tedavisi-amac-cevre-dokulara-en-az-mudahale</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/bel-fitiginda-tam-kapali-endoskopik-cerrahi-tedavisi-amac-cevre-dokulara-en-az-mudahale" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde masa başı yaşam tarzı, hareketsizlik, ağır kaldırma ve yanlış duruş alışkanlıklarının bel fıtığı görülme sıklığını artırabildiğini dile getiren Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Selçuk Gözcü, hastaların şikayetlerini uzun süre ertelemesinin tedavi sürecini zorlaştırabildiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="content">Bel fıtığı tedavisinde teknolojik gelişmelerle birlikte daha minimal ve hedefe yönelik cerrahi yöntemlerin öne çıktığını belirten Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Selçuk Gözcü, full endoskopik (tam kapalı) cerrahinin uygun hastalarda etkili bir seçenek olabildiğini ifade etti. Gözcü, "Amaç, fıtıklaşmış disk dokusunu hedef alarak sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak ve çevre dokulara mümkün olan en az müdahaleyi yapmaktır" dedi.</p>

<p><strong>"MR önemli ancak karar için tek başına yeterli değil"</strong></p>

<p>Bel fıtığı tanısı konulan her hastada ameliyat gerekliliği olmadığını vurgulayan Gözcü, "MR görüntüsü önemli bir araçtır ancak tek başına karar için yeterli değildir. Hastanın şikayeti, sinir üzerindeki baskının derecesi, nörolojik bulgular ve günlük yaşam kalitesi birlikte değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p><strong>"Amaç çevre dokulara mümkün olan en az müdahaleyi yapmak"</strong></p>

<p>Full endoskopik (tam kapalı) bel fıtığı ameliyatının küçük giriş noktaları kullanılarak gerçekleştirilen modern bir yöntem olduğunu belirten Gözcü, bu teknikle özel kamera sistemleri sayesinde problemli bölgenin doğrudan görüntülenebildiğini söyledi. Gözcü, "Bu yöntemde amaç, fıtıklaşmış disk dokusunu hedef alarak sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak ve çevre dokulara mümkün olan en az müdahaleyi yapmaktır. Bu yaklaşım, uygun hastalarda daha kontrollü bir cerrahi süreç sunabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Doğru hastaya doğru uygulama olmalı"</strong></p>

<p>Her cerrahi yöntemde olduğu gibi endoskopik yaklaşımda da hasta seçiminin belirleyici olduğunu ifade eden Gözcü, "Her bel fıtığı bu yöntem için uygun değildir. Bu nedenle detaylı muayene ve değerlendirme yapılmadan tedavi planı oluşturulmamalıdır" diye konuştu. Bel fıtığı tedavisinde ilk aşamada ameliyatsız yöntemlerin değerlendirilebildiğini belirten Gözcü, ilaç tedavisi, fizik tedavi, egzersiz programları ve girişimsel uygulamalarla birçok hastada şikayetlerin kontrol altına alınabildiğini söyledi. Ancak ilerleyici sinir basısı, güç kaybı ve yaşam kalitesinde ciddi düşüş olan hastalarda cerrahi tedavinin gündeme geldiğini ifade etti.</p>

<p><strong>"Ağrıyı ertelemek tabloyu ağırlaştırabilir"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bel ve bacak ağrısını uzun süre önemsemeyen hastalarda sinir hasarının ilerleyebileceğine dikkat çeken Gözcü, özellikle uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi bulguların geciktirilmeden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Cerrahi başarının yalnızca kullanılan teknikle değil; hekim tecrübesi, ekip uyumu ve teknolojik altyapı ile birlikte değerlendirildiğini belirten Gözcü, amacın hastaya en uygun tedaviyi doğru zamanda uygulamak olduğunu aktardı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/bel-fitiginda-tam-kapali-endoskopik-cerrahi-tedavisi-amac-cevre-dokulara-en-az-mudahale</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/aw732343-03.jpg" type="image/jpeg" length="43033"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan ’badem göz’ trendi uyarısı: "Kişinin yüz yapısı, kaş pozisyonu ve orta yüz anatomisi birlikte değerlendirilmeli]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmandan-badem-goz-trendi-uyarisi-kisinin-yuz-yapisi-kas-pozisyonu-ve-orta-yuz-anatomisi-birlikte-degerlendirilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmandan-badem-goz-trendi-uyarisi-kisinin-yuz-yapisi-kas-pozisyonu-ve-orta-yuz-anatomisi-birlikte-degerlendirilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıbadem Ankara Hastanesi Plastik, Rekonstruktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Öner, badem göz trendine ilişkin, "Kişinin yüz yapısı, kaş pozisyonu ve orta yüz anatomisi birlikte değerlendirilmelidir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyanın etkisiyle son yıllarda badem göz görünümüne yönelik ilgi artarken, uzmanlar estetik uygulamaların yalnızca trendlere göre planlanmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Plastik, Rekonstruktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Öner, yorgun ve yaşlı görünen yüz ifadesinin her zaman göz kapağı düşüklüğünden kaynaklanmadığını belirterek, "Yüzü bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Amaç, kişinin ifadesini değiştirmek değil; daha dinlenmiş ve enerjik görünmesini sağlamak olmalı" açıklamasında bulundu.</p>

<p>Çekik ve dinamik göz görünümüne yönelik taleplerin arttığını ifade eden Dr. Öner, estetik cerrahide tek bir bölgeye odaklanmanın her zaman doğru sonuç vermeyebileceğini söyledi.</p>

<p>Yorgun görünümün nedeni sadece göz kapakları değil</p>

<p>Birçok kişinin aynaya baktığında göz çevresindeki değişiklikleri fark ettiğini belirten Dr. Öner, "Kişiler çoğu zaman göz kapaklarındaki ağırlığı, kaş düşüklüğünü veya yorgun bakışlarını fark ediyor. Ancak bu görünümün tek nedeni göz çevresi değil. Şakak bölgesi ve orta yüzde zamanla meydana gelen doku sarkmaları da yüz ifadesini belirgin şekilde etkiliyor" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Kişinin yüz yapısı, kaş pozisyonu ve orta yüz anatomisi birlikte değerlendirilmelidir"</p>

<p>Sosyal medyada sıkça karşılaşılan badem göz trendinin estetik beklentileri etkilediğini belirten Öner, "Özellikle gözün dış köşesinde elde edilen hafif yükselme, birçok kişinin daha çekici ve dinamik olarak tanımladığı göz formunun oluşmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak her hasta için tek hedef bu olmamalıdır. Kişinin yüz yapısı, kaş pozisyonu ve orta yüz anatomisi birlikte değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Orta yüzdeki değişiklikler göz ardı edilmemeli"</p>

<p>Yaş alma süreciyle birlikte elmacık kemikleri üzerindeki yumuşak dokuların aşağı doğru yer değiştirdiğini ifade eden Öner, "Bu durum yanakların düzleşmesine, nazolabial çizgilerin belirginleşmesine ve yüzün daha yorgun görünmesine neden olabiliyor. Üst yüzle birlikte orta yüzün de değerlendirilmesi, daha dengeli ve doğal sonuçlar elde edilmesini sağlayabiliyor" dedi.</p>

<p>"Doğal görünüm estetik cerrahinin temel hedefi olmalı"</p>

<p>Estetik cerrahide güncel yaklaşımın yüzü germekten çok, zamanla kaybedilen anatomik yapıların yeniden desteklenmesi olduğunu belirten Öner, "Endoskopik temporal lift yöntemi ile gerçekleştirdiğimiz bu işlemde amacımız kişinin ifadesini değiştirmek değil. İyi planlanmış uygulamalar sonrasında insanlar genellikle ameliyatı fark etmiyor. Ancak kişinin daha dinlenmiş, daha enerjik ve daha genç göründüğünü düşünüyorlar" diye konuştu.</p>

<p>"Her estetik talep, kişiye özel değerlendirilmelidir"</p>

<p>Estetik uygulamaların sosyal medya trendlerinden etkilenerek değil, kişinin ihtiyaçları ve yüz anatomisi doğrultusunda planlanması gerektiğini vurgulayan Öner, "Her estetik talep, kişiye özel değerlendirilmelidir. Kalıcı ve başarılı sonuçların anahtarı doğal görünümü koruyan, bütüncül yaklaşımdır" ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmandan-badem-goz-trendi-uyarisi-kisinin-yuz-yapisi-kas-pozisyonu-ve-orta-yuz-anatomisi-birlikte-degerlendirilmeli</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 21:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/whats-app-image-2020-08-02-at-143157.jpeg" type="image/jpeg" length="26399"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ünlü estetik cerrah açıkladı: "Kepçe kulak ameliyatında 18 yaş beklenmemeli"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/unlu-estetik-cerrah-acikladi-kepce-kulak-ameliyatinda-18-yas-beklenmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/unlu-estetik-cerrah-acikladi-kepce-kulak-ameliyatinda-18-yas-beklenmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ünlü estetik cerrahı Prof. Dr. Hayati Akbaş, kepçe kulak deformitesinin çocuklarda ciddi psikolojik sorunlara yol açabileceğini belirterek, bu tür ameliyatlarda 18 yaşın beklenmemesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kepçe kulak sorununun çocukların özgüvenini olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hayati Akbaş, "Çocuklar kendi bedenlerinin farkına vardıkları andan itibaren kulaklarının büyük ya da öne doğru çıkık olmasından rahatsız olabilirler. Bu durum kız ve erkek çocuklarda benzer şekilde görülür. Kız çocukları saçlarıyla kulaklarını kapatmaya çalışırken, erkek çocukları da istemedikleri halde saçlarını uzatarak kulaklarını gizleme eğiliminde olabilir" dedi.</p>

<p>"Tedavi seçeneği mutlaka değerlendirilmelidir"</p>

<p>İlkokul döneminde akran zorbalığının önemli bir sorun haline gelebildiğini ifade eden Akbaş, "Kepçe kulak gibi durumlar çocukların arkadaş çevresinde baskı unsuru haline gelebiliyor. Bu da zamanla ciddi psikolojik sorunlara neden olabiliyor. Ailelerin bu konuda dikkatli ve bilinçli olması gerekiyor. Eğer çocuk kulaklarını gizlemeye çalışıyor ya da bu durumdan rahatsızlık duyuyorsa tedavi seçeneği mutlaka değerlendirilmelidir" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Mümkünse 6-7 yaş civarında operasyonun yapılmasını öneriyoruz"</p>

<p>Estetik ameliyatlarda genellikle 18 yaşın beklendiğini ancak kepçe kulak ameliyatının istisna olduğunu vurgulayan Akbaş, "Kepçe kulak ameliyatında asla 18 yaşını beklemeyiz. Mümkünse 6-7 yaş civarında operasyonun yapılmasını öneriyoruz. Amaç, çocuğun okul hayatında zorbalığa maruz kalmasını önlemek ve psikolojik gelişimini korumaktır. Bu nedenle ameliyatın ilkokul öncesinde ya da ilk okul yıllarında yapılması en uygun yaklaşımdır" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Ailelerin çocuklarını iyi gözlemlemesi ve destek olması önemlidir"</p>

<p>Kepçe kulak ameliyatlarının plastik cerrahi alanındaki en düşük riskli operasyonlar arasında yer aldığını belirten Akbaş, "Bu ameliyatlar teknik olarak zor operasyonlar değildir. Ailelerin çocuklarını iyi gözlemlemesi ve destek olması önemlidir. Çünkü bazı çocuklar yaşadıkları rahatsızlığı ailelerine ifade etmeyebilir. Kulaklarını saçlarıyla kapatmaya çalışmaları önemli bir işaret olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Tatil dönemleri ameliyat planlaması açısından oldukça uygundur"</p>

<p>Prof. Dr. Akbaş ayrıca şunları söyledi:</p>

<p>"Ameliyat sonrası çocuklarda gözle görülür bir özgüven artışı yaşanıyor. Kepçe kulak ameliyatından sonra çocukların ilk yaptığı şeylerden biri saçlarını toplamak ve kulaklarını görünür hale getirmektir. Bu durum onların kendilerine olan güvenlerini artırmaktadır. Okula giden çocuklar için tatil dönemleri ameliyat planlaması açısından oldukça uygundur. Okul çağında olmayan çocuklarda ise yılın herhangi bir döneminde operasyon yapılabilir. Ancak kişi 10, 15, 20 hatta 50-60 yaşında da olabilir. Eğer hâlâ bu durumun psikolojik etkilerini hissediyor ve rahatsızlık duyuyorsa her yaşta kepçe kulak ameliyatı yaptırabilir. Yine de mümkün olan en erken dönemde müdahale edilmesi en faydalı yaklaşımdır."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/unlu-estetik-cerrah-acikladi-kepce-kulak-ameliyatinda-18-yas-beklenmemeli</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 20:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/20260624aw732319.jpg" type="image/jpeg" length="51578"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz mevsimi gebeliklerinde dikkat edilmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/yaz-mevsimi-gebeliklerinde-dikkat-edilmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/yaz-mevsimi-gebeliklerinde-dikkat-edilmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep’te yaz sıcaklıklarının etkisini artırdığı bu günlerde uzmanlar, anne adaylarının sağlıklarını korumak için bazı önemli noktalara dikkat etmeleri gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sedat Baylar, gebelik sürecinde yaz aylarının getirdiği riskler ve alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Yüksek sıcaklıkların hamilelik döneminde anne adaylarını daha fazla etkileyebileceğini ifade eden Op. Dr. Sedat Baylar, özellikle sıvı kaybının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. "Gebelikte vücudun sıvı ihtiyacı artmaktadır. Yaz aylarında terleme nedeniyle oluşan sıvı kaybı, baş dönmesi, halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve bazı durumlarda erken doğum riskini artırabilecek rahim kasılmalarına neden olabilir. Bu nedenle anne adaylarının gün boyunca yeterli miktarda su tüketmeleri büyük önem taşımaktadır" dedi.</p>

<p>"Güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayın"</p>

<p>Yaz döneminde güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde dışarıda bulunmanın anne adayları açısından risk oluşturabileceğini belirten Baylar, "Özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş ışığına maruz kalınmamalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa açık renkli ve rahat kıyafetler tercih edilmeli, şapka ve güneş koruyucu ürünler kullanılmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Beslenmeye ve hijyene dikkat"</p>

<p>Yüksek sıcaklıkların gıdaların daha hızlı bozulmasına neden olduğunu hatırlatan Op. Dr. Sedat Baylar, gebelikte gıda zehirlenmelerinin hem anne hem de bebek sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Op. Dr. Sedat Baylar, "Açıkta satılan yiyeceklerden uzak durulmalı, meyve ve sebzeler iyice yıkanmalı, güvenilir kaynaklardan temin edilen gıdalar tüketilmelidir" dedi.</p>

<p>"Uzun yolculuklarda hareket önemli"</p>

<p>Yaz tatili planlayan anne adaylarına da önerilerde bulunan Op. Dr. Sedat Baylar, uzun süre hareketsiz kalmanın bacaklarda ödem ve pıhtılaşma riskini artırabileceğini söyledi. Yolculuk sırasında düzenli aralıklarla mola verilmesi, kısa yürüyüşler yapılması ve bol sıvı tüketilmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>"Düzenli kontroller aksatılmamalı"</p>

<p>Gebelik takibinin her mevsimde olduğu gibi yaz aylarında da düzenli sürdürülmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Sedat Baylar, "Anne adaylarımızın planlanan kontrollerini aksatmaması, olağan dışı bir belirti hissettiklerinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmaları hem kendi sağlıkları hem de bebeklerinin sağlıklı gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları, anne adaylarının bilinçli hareket ederek ve gerekli önlemleri alarak yaz aylarını sağlıklı ve konforlu bir şekilde geçirebileceklerini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/yaz-mevsimi-gebeliklerinde-dikkat-edilmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/20260601aw715698.jpg" type="image/jpeg" length="23933"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gıda zehirlenmesine dikkat: "Başvurularımız ciddi arttı, ölüme götürebilir"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/gida-zehirlenmesine-dikkat-basvurularimiz-ciddi-artti-olume-goturebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/gida-zehirlenmesine-dikkat-basvurularimiz-ciddi-artti-olume-goturebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcak yaz günlerinde besin zehirlenmelerine yönelik uyarılarda bulunan Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özgür Erdoğan, "Besin zehirlenmesi başvurularımız ciddi şekilde arttı. En sık tavuklar, midye gibi ürünlerden zehirlenmeler var. Bulantı, ateşlenme, ishal, baş dönmeniz, tekrarlayan kusma ve benzer şikayetler gelişirse yediğiniz besinle ilgili bir zehirleme düşünmenizi sağlayabilecek belirtiler. Zehirlenme ölüme götürebilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="content"></p>

<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları, gıdaların daha hızlı bozulmasına ve zehirlenmelere neden olabiliyor. Özellikle çabuk bozulabilen et, süt, yumurta, tavuk ve deniz ürünleri gibi gıdaların gerekli şartlarda muhafaza edilmemesi, açıkta bekleyen ürünlerin tüketilmesi ve soğuk zincirin korunmaması gibi durumlara karşı uzmanlar her fırsatta uyarılarını yineliyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Bölümü’nden İdari Sorumlu Prof. Dr. Mehmet Özgür Erdoğan da gıda zehirlenmelerine karşı uyardı. Prof. Dr. Erdoğan, belirtilere ilişkin bilgi verdi, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<p><strong>"İshal, baş dönmesi, tekrarlayan kusma"</strong></p>

<p>’Yaz aylarında besin zehirlenmesiyle ilgili riskler katlanarak artıyor’ diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Mehmet Özgür Erdoğan, "En önemli değişken; sıcakların belirgin şekilde artması ve yiyeceklerin üzerinde bakterilerin hızla çoğalması. Yaz aylarında en çok çekineceğimiz; deniz ürünleri, tavuk ve ilişkili yemekler, açıkta kalmış yiyecekler. Uzun süre dışarıda beklettiğimiz, dolaba koymadığımız, soğuk zincirini bozduğumuz yiyecekler ciddi şekilde besin zehirlenmesi risklerini artırabiliyor. Sokak lezzetlerinde özellikle midyelere dikkat etmek lazım. Tavuk yediniz, birkaç saat sonrasında da bulantınız, kusma şikayetiniz daha sonraki saatlerde ateşlenmeniz, ishaliniz, baş dönmeniz, tekrarlayan kusma ve buna benzer şikayetler gelişirse bu yediğiniz besinle ilgili bir besin zehirlemesi düşünmenizi sağlayabilecek belirtiler" dedi.</p>

<p><strong>"Zehirlenme ölüme götürebilir"</strong></p>

<p>Zehirlenme düşünüldüğünde gecikmeden hekime başvurulması gerektiğini aktaran Erdoğan, "Geç zehirlenmeler daha sıkıntılı ve sistemik zehirlenmeler olabiliyor. 48-72 saat sonra başladıysa daha ciddi bir zehirlenmeyle karşı karşıya olabileceğinizi düşündürebilecek şeyler, bunlara dikkat etmek lazım. Zehirlenme ölüme götürebilir, götürmese bile çok ciddi şekilde rahatsız ve hasta hale getirebilir. Tavuğu iyi pişirmediğimiz zaman özellikle iç sıcaklığını 75 derecenin üzerine çıkarmadığımız zaman tifoya neden olabilen salmonella dediğimiz kampilobakter dediğimiz ciddi bakteriler çoğalıp ciddi şekilde hastalanmamıza neden olabilir. Basit bir mangal yapıp tifo bile olma ihtimalimiz var. Besinlerin iyi pişirilmesi ayrı bir önem taşıyor. Çocuklar, gebeler, ek hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar ya da onkoloji tedavisi alan hastalar daha yüksek risk altında, çok daha ağır geçirebiliyorlar" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Besin zehirlenmesi başvurularımız ciddi şekilde arttı"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zehirlenme kaynaklı başvurulara yönelik konuşan Erdoğan, "Besin zehirlenmesi başvurularımız ciddi şekilde arttı. Hem Tarım ve Orman hem Sağlık Bakanlığı çok ciddi denetimler yapıyor, ciddi şekilde kontrol ediyor. Yediklerimize, içtiklerimize, hijyenlerine dikkat etmeli, bu ürünlerin bayat olmadığından emin olmaya çalışmalıyız. Tedavi noktasında hastayı değerlendiriyoruz, sıvı ihtiyacına, tansiyonu, hayati değerlerini inceledikten sonra gerekliyse kendisine serum takabiliyoruz. Duruma ve hangi besinle ilişkili zehirlenme olduğuna göre tedavi çok değişebiliyor. Örneğin; bir mantar zehirlenmesinde hasta diyalize kadar gidebilir. En sık tavuklar, midye gibi o tür ürünlerden zehirlenmeler var. Her yıl bu zamanlarda belirgin bir pik oluşuyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/gida-zehirlenmesine-dikkat-basvurularimiz-ciddi-artti-olume-goturebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 19:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/aw730915-01.jpg" type="image/jpeg" length="92080"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan uyarı: "Tek taraflı kulak çınlamasına dikkat"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmandan-uyari-tek-tarafli-kulak-cinlamasina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmandan-uyari-tek-tarafli-kulak-cinlamasina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fulya Özer, halk arasında sık görülen kulak çınlamasının (tinnitus) bazı durumlarda ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini ifade ederek, özellikle tek taraflı çınlamanın ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özer, tıptaki adıyla ’tinnitusu’, dışarıda herhangi bir ses yokken, kişinin kulağında ya da beyninde ses duyulması olarak tanımlayıp, "Halk arasında ’Birisi beni andı’ şeklinde yorumlanan, gelip geçici seslerden farklı olarak; kişiler özellikle yalnız kaldığında, işini yaparken, uykuya geçerken ya da ’Acaba bende bir sorun mu var?’ diye düşündürecek şekilde sürekli duyduğu bir sesten bahsederler. Çok nadiren hem hastanın hem de muayene sırasında doktorun duyabildiği tinnitus türleri bulunur. Ancak en sık gördüğümüz durum, yalnızca hastanın duyduğu, çevresindekilerin duymadığı ve kişinin beyninde ya da kulaklarında algıladığı seslerdir" dedi.</p>

<p>Beyin olmayan sesi algılıyor</p>

<p>Kulak çınlamasının en önemli nedenlerinden birinin, işitmeyi sağlayan iç kulaktaki ve halk arasında ’salyangoz’ olarak bilinen yapıda bulunan tüylü hücrelerin hasar görmesi olduğunu vurgulayan Özer, "Özellikle gürültüye maruz kalan kişilerde bu hücreler zarar görebiliyor veya kaybolabiliyor. Bu durumda sesin algılanma biçimi değişir. Ses dalgaları sinirler aracılığıyla beyne iletilirken azalma olur ve beyin bu eksikliği telafi etmek amacıyla sinirlerde daha fazla aktivite oluşturur. Bu spontan sinirsel aktivite, gerçekte ses olmamasına rağmen beyin tarafından ses olarak algılanır. Burada algı çok önemli, aynı düzeyde çınlaması olan iki kişiden biri uyuyamazken bir diğer kişi zamanla çınlamaya alıştığını söyleyebilir. Bunun nedeni beynin ilgili bölgelerinin sesi farklı şekilde işlemesidir. Dolayısıyla çınlamanın kişiye etkisi bireysel farklılıklar gösterebilir" dedi.</p>

<p>"Tek taraflı çınlama, bazı ciddi hastalıkların habercisi olabilir"</p>

<p>Tek taraflı kulak çınlamasına dikkat çeken Doç. Dr. Fulya Özer, "Tek taraflı çınlama, bazı ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Bu durumda nazofarenks tümörlerinden işitme siniri tümörlerine kadar çeşitli nedenlerin araştırılması gerekir. Nabız atışı şeklinde hissedilen çınlamalarda damarsal anomaliler açısından inceleme yapılmalıdır. Çınlamaya baş dönmesi, ani işitme kaybı, yüz felci, kulak akıntısı veya başka nörolojik belirtiler eşlik ediyorsa altta yatan farklı hastalıkların ipucu olabilir. Bu nedenle çınlamayı tek başına değerlendirmiyoruz, eşlik eden bulgularla birlikte inceliyoruz. Bazen de tüm incelemelere rağmen belirgin bir neden saptanamayabiliyor. Hastanın işitmesi normal olabilir ve standart işitme testlerinde herhangi bir sorun görülemeyebilir. Ancak buna rağmen çınlama devam edebilir. Bu durumda iç kulaktaki hücrelerle sinirin birleşim noktalarında, standart testlerle kolayca tespit edilemeyen problemler olabileceğini düşünürüz. Daha ileri testlerle bu alanları değerlendirmeye çalışırız" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Tedavide amaç sesi değil, yaşam kalitesini iyileştirmek"</p>

<p>Özer, sesi ortadan kaldırmadan önce çınlamaya eşlik eden hastalığın tedavisini önemsediklerini vurgulayarak, "Tedavide temel amacımız her zaman sesi tamamen ortadan kaldırmak değil, öncelikle çınlamaya eşlik eden bir hastalık varsa onu tedavi etmeye çalışmak. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise beynin sesi algılama düzeyini azaltmayı hedefleriz. İşitme kaybı bulunan hastalarda tedavi süreci daha kolay ilerleyebiliyor ve bu kişilere işitme cihazı önerebiliyoruz. Günümüzde bazı işitme cihazlarının içinde tinnitusu maskeleyen beyaz gürültü sistemleri bulunuyor. Hastanın çınlamasının frekans ve şiddetinin belirlenmesinin ardından buna uygun beyaz gürültü sesleri, kişinin sevdiği müziklerin arka planına yerleştirilerek çınlama sesi maskeleniyor. Böylece hem işitme düzeliyor hem de çınlama algısı azaldığı için kişinin yaşam kalitesi artırabiliyor. İşitme kaybı olmayan hastalarda öncelikle hastaya çınlamanın nasıl oluştuğunu ayrıntılı şekilde anlatıyoruz. Hastalar, duydukları sesin neden oluştuğu ve ciddi bir beyin hastalığıyla ilişkili olup olmadığına dair kaygılanıyorlar. Çınlamanın mekanizmasını açıklamak bile çoğu zaman hastayı rahatlatabiliyor diye konuştu.</p>

<p>Çınlamanın yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebildiğini, uyku sorunlarına ve yoğun kaygıya yol açabildiğini belirten Özer, bu tür durumlarda bilişsel terapi gibi yöntemlerden yararlanıldığını söyledi. Özer, "Klinik ortamda çeşitli ölçekler ve anketler aracılığıyla çınlamanın kişinin günlük yaşamını ne derece etkilediğini değerlendiriyoruz. Gerekli gördüğümüz durumlarda ise hastalarımızı psikoloji veya psikiyatri desteğine yönlendiriyoruz" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlaç tedavisinde dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Özer, vitamin ve mineral eksiklikleri ya da sistemik hastalıklar söz konusuysa öncelikle bunların tedavi edilmesinin önem taşıdığını ifade etti. Bu tür sorunların bulunmadığı durumlarda ise kulak çınlamasını tamamen ortadan kaldıran, güçlü ve kesin etkili bir ilaçtan söz etmenin mümkün olmadığını belirten Özer, bazı hastalarda ilaçların psikolojik rahatlama sağlayan plasebo etkisi gösterebildiğini de kaydetti.</p>

<p>"Sosyal medyadaki bilgi kirliliğine dikkat"</p>

<p>Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fulya Özer, son olarak sağlıkla ilgili bilgilerin sosyal medya ve dijital platformlarda doğru kaynaklardan alınmasının önemini vurgulayarak, "Bu nedenle bilimsel ve uzman görüşlerine dayanan içeriklerin toplumla paylaşılması son derece değerlidir" diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmandan-uyari-tek-tarafli-kulak-cinlamasina-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/kulak-cinlamasi-nedir-20180709173057-1.webp" type="image/jpeg" length="71430"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Kalitesiz güneş gözlüğü göz sağlığını bozabilir]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmani-uyardi-kalitesiz-gunes-gozlugu-goz-sagligini-bozabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmani-uyardi-kalitesiz-gunes-gozlugu-goz-sagligini-bozabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, UV koruması bulunmayan kalitesiz güneş gözlüklerinin göz sağlığını tehdit ederek çeşitli hastalıkların riskini artırdığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Uzmanlar, UV koruması bulunmayan kalitesiz güneş gözlüklerinin zararlı ultraviyole ışınlarına maruziyeti artırarak katarakt, sarı nokta hastalığı ve göz eti gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasını hızlandırabileceğini belirtti. Güneş gözlüğü kullanımının yalnızca kozmetik bir tercih olmadığını belirten uzmanlar, doğru ürün seçiminin göz sağlığı açısından kritik olduğunu ifade ederek güneş gözlüğünün şansa bırakılacak bir konu olmadığını söyledi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneş gözlüklerinin raflarından çıktığını ve kullanılmaya başlandığını belirten Medicana Konya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Aslında güneş gözlükleri sadece kozmetik maksatlı kullanılan aparatlar değil, aynı zamanda gözün bir güneş kremi gibi düşünebiliriz. Göz direkt güneş ışınlarına, ultraviyole ışınlarına maruz kaldığı zaman aslında birçok hastalığı ya hızlandırabiliyor veya erken çıkmasına sebep oluyor. Bunlar arasında en sık olanlar erken yaş kataraklar, göz eti dediğimiz pterjium, kuş kanadı veya erken başlangıçlı sarı nokta hastalıkları aslında güneşle direkt alakalı. Tabii ki burada güneş gözlüğü kullanmak da aynı zamanda bunlardan koruyor. Yani güneş gözlüğü kullanmak sadece kozmetik bir hadise değil" dedi.</p>

<p>Yanlış güneş gözlüğü, ultraviyole ışınlarına maruziyeti artırıyor</p>

<p>Yanlış bir güneş gözlüğü kullanıldığı takdirde neler olabileceğini anlatan Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Aslında burada ultraviyole koruması olmayan, lisanslı olmayan güneş gözlüklerinden bahsediyoruz. Yanlış bir güneş gözlüğü kullandığımız zaman ışınların geliş açısını, geliş miktarını değiştirdiği için yanlış bir güneş gözlüğünde göz bebeğimiz büyüyor. Haliyle bu gözlüklerde bir güneş filtresi olmadığı zaman, ultraviyole filtresi olmadığı zaman da bu sefer büyümüş bir gözbebeğinden daha fazla ultraviyole ışınlara maruz kalıyoruz. Aslında korunmak istediğimiz bu hastalıkların tamamından katarakt, göz eti, sarı nokta hastalıkları gibi birçok hastalığı aynı zamanda biz davetiye çıkarmış oluyoruz. Direkt ameliyat götürür diyemeyiz ama ameliyat olabileceğimiz veya cerrahi ile görme kaybıyla ilişkili olabilecek diğer hastalıkların çıkış hızını arttırabilir. Burada bahsettiğim gibi katarakt, kuş kanadı, piterjiyum hastalığı, retina hastalıkları tamamını bu gruba koyabiliriz" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Güneş gözlüğü şansa bırakılacak bir olay değil"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kullanım maksatlarına göre her güneş gözlüğünün kullanılıp kullanılamayacağına ve hepsinin herkes için uygun olup olmadığına değinen Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Aslında güneş gözlüklerinin lisanslı olanların tamamında ultraviyole 400 koruması var ve benim bir göz hekimi olarak bir güneş gözlüğünde asıl olmasını istediğim koruma da bu. Ama gündelik yaşamda yaptığımız işlere göre uzun yol şoförüysek farklı bir güneş gözlüğü, karlı yağışlı yollarda kullanıyorsak farklı bir güneş gözlüğü tercih edebiliriz. Polarize kaplamalar burada iş görebilir, antirefle kaplamalar belki kozmetik açıdan hastayı daha rahat hissettirebilir. Bu gibi durumlarda hastalarımızın gözlük alırken, tercih ederken dikkat etmesi gerekiyor. Bence güneş gözlüğü şansa bırakılacak bir olay değil. Tecrübeli, kaliteli, rüştünü ispat etmiş optisyenlerden almalarını tavsiye ederim" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmani-uyardi-kalitesiz-gunes-gozlugu-goz-sagligini-bozabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/20260622aw730774-3.jpg" type="image/jpeg" length="30847"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan bilinç bulanıklığı ve yüksek ateş uyarısı]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlardan-bilinc-bulanikligi-ve-yuksek-ates-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlardan-bilinc-bulanikligi-ve-yuksek-ates-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Attila Önmez, aşırı sıcaklarda vücudun kendini soğutma mekanizmasının yetersiz kalması durumunda sıcak çarpmasının gelişebileceğini belirterek, bilinç bulanıklığı, hızlı kalp atışı, nefes darlığı ve bayılma gibi belirtilerde vakit kaybetmeden acil yardım alınması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, yeni haftada bazı illerde termometrelerin 40 dereceye kadar ulaşması bekleniyor. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Attila Önmez, aşırı sıcakların yalnızca halsizlik ve terleme ile sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, sıcak çarpmasının hayati organları etkileyebilen ciddi bir tabloya dönüşebileceği konusunda uyardı.</p>

<p style="text-align:justify">Sıcak havalarda vücudun temel savunma mekanizmasının terleme yoluyla ısıyı dışarı atmak olduğunu söyleyen Doç. Dr. Önmez, "Normal şartlarda vücut, terleme ve damarların genişlemesiyle fazla ısıyı dengelemeye çalışır. Ancak hava sıcaklığı çok yükseldiğinde, nem oranı arttığında ya da kişi uzun süre güneş altında kaldığında bu mekanizma yetersiz kalabilir. Bu durumda vücut ısısı tehlikeli seviyelere çıkar ve sıcak çarpması gelişebilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Belirtilerde zaman kaybetmeyin</p>

<p style="text-align:justify">Sıcak çarpmasının yalnızca geçici bir rahatsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Önmez, "Vücut ısısının kontrolsüz şekilde yükselmesi; beyin, kalp, böbrek ve kaslar başta olmak üzere birçok sistemi etkileyebilir. Bilinç bulanıklığı, hızlı kalp atışı, nefes darlığı, bayılma, konuşma güçlüğü, nöbet veya bilinç kaybı gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden acil yardım alınmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify">Sıcak bitkinliği ile sıcak çarpması karıştırılıyor</p>

<p style="text-align:justify">Sıcak bitkinliği ile sıcak çarpmasının birbirine karıştırılabildiğini belirten Doç. Dr. Önmez, "Sıcak bitkinliğinde yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulantısı, aşırı terleme, kas krampları ve yoğun susuzluk hissi görülebilir. Bu aşamada kişi hemen serin bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı ve sıvı desteği sağlanmalıdır. Ancak belirtiler kısa sürede düzelmiyorsa ya da bilinç durumunda değişiklik varsa tablo sıcak çarpmasına ilerlemiş olabilir" diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Doç. Dr. Önmez, ileri yaştakiler, çocuklar, kalp-damar hastalığı, diyabet, böbrek hastalığı veya kronik hastalığı bulunanlar, açık alanda çalışanlar, sporcular ve yeterli sıvı tüketmeyen kişiler sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini de aktardı.</p>

<p style="text-align:justify">Saat 11.00-15.00 arasında güneşe çıkmayın</p>

<p style="text-align:justify">Sıcak havalarda alınması gereken önlemleri de sıralayan Doç. Dr. Önmez, "Özellikle 11.00-15.00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkılmamalı, bol sıvı tüketilmeli, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edilmeli, ağır egzersizden kaçınılmalıdır. Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler sıcak havalarda daha sık takip edilmeli; kapalı araçlarda, havasız ortamlarda veya uzun süre güneş altında bırakılmamalıdır" uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlardan-bilinc-bulanikligi-ve-yuksek-ates-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-26-160440.png" type="image/jpeg" length="45071"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı sıcaklarda kalp sağlığına dikkat]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/asiri-sicaklarda-kalp-sagligina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/asiri-sicaklarda-kalp-sagligina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, yüksek sıcaklıkların vücutta sıvı kaybına neden olduğunu belirterek, bunun kalp ve damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hava sıcaklıklarının artması, özellikle kalp ve damar hastalıkları bulunan bireyler için önemli sağlık risklerini beraberinde getiriyor. Uzmanlar, aşırı sıcakların kalbin çalışma yükünü artırarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, yüksek sıcaklıkların vücutta sıvı kaybına neden olduğunu belirterek, bunun kalp ve damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Sıcak havalarda vücut ısısını dengeleyebilmek için damarlar genişler ve terleme artar. Bu durum tansiyon düşüklüğüne, sıvı ve mineral kaybına yol açabilir. Kalp, vücudun ihtiyaç duyduğu kan dolaşımını sürdürebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Özellikle kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı, ritim bozukluğu ve yüksek tansiyon gibi kronik rahatsızlıkları bulunan kişiler yaz aylarında daha dikkatli olmalıdır" dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Kimler risk altında</p>

<p style="text-align:justify">Aşırı sıcaklardan en fazla etkilenen grupların yaşlı bireyler, kalp hastaları, yüksek tansiyon hastaları, diyabet hastaları ve kronik böbrek rahatsızlığı bulunan kişiler olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mehmet Kaplan, bu kişilerin sıcak havalarda mümkün olduğunca korunmaları gerektiğini vurguladı.</p>

<p style="text-align:justify">Kaplan, "65 yaş üzerindeki bireylerde vücudun sıcaklık düzenleme mekanizması gençlere göre daha zayıf çalışır. Aynı zamanda bazı kalp ve tansiyon ilaçları da sıvı dengesini etkileyebilir. Bu nedenle düzenli ilaç kullanan hastaların doktor önerisi olmadan ilaç dozlarında değişiklik yapmamaları gerekir" şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Kalp sağlığını korumak için bu önerilere dikkat</p>

<p style="text-align:justify">Yaz aylarında kalp sağlığını korumak için bazı basit ancak etkili önlemler alınabileceğini belirten Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Gün boyunca yeterli miktarda su tüketin. Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamaya özen gösterin. Hafif, açık renkli ve rahat kıyafetler tercih edin. Aşırı fiziksel aktivitelerden kaçının. Tuz ve sıvı tüketimi konusunda doktor önerilerine uyun. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi veya baygınlık hissi gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun" ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify">"Belirtileri göz ardı etmeyin"</p>

<p style="text-align:justify">Sıcak havaların kalp krizi riskini artırabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Mehmet Kaplan, özellikle risk grubundaki bireylerin vücutlarından gelen uyarı sinyallerini önemsemeleri gerektiğini belirtti.</p>

<p style="text-align:justify">Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Yaz mevsimini sağlıklı geçirmek için sıcak havaların etkilerini hafife almamak gerekiyor. Kalp hastalarının düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri ve hekim önerilerine uygun hareket etmeleri büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/asiri-sicaklarda-kalp-sagligina-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-26-160234.png" type="image/jpeg" length="59583"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Op. Dr. Nazlı Yavuzer: "Tedavi edilmeyen safra kesesi taşları kanser riskini arttırıyor"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/op-dr-nazli-yavuzer-tedavi-edilmeyen-safra-kesesi-taslari-kanser-riskini-arttiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/op-dr-nazli-yavuzer-tedavi-edilmeyen-safra-kesesi-taslari-kanser-riskini-arttiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Safra kesesi taşları konusunda önemli bilgiler paylaşan Op. Dr. Nazlı Yavuzer Türe, "afra kesesi taşları zamanında müdahale edilmezse kronik tahriş nedeniyle safra kesesi kanseri gelişme ihtimalini artırır. Yapılan çalışmalar, safra kesesi taşı olan ve tedavi edilmeyen kişilerde kanser riskinin sağlıklı bireylere göre yaklaşık 5-7 kat daha fazla olabileceğini göstermektedir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Toplumda özellikle 40 yaş üstü kadınlarda sık görülen safra kesesi taşlarının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Nazlı Yavuzer Türe, hastalığın belirtileri, risk faktörleri, tedavi yöntemleri ve beslenme önerileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify">"Erken tanı ciddi komplikasyonları önlüyor"</p>

<p style="text-align:justify">Safra kesesi taşlarının uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Yavuzer, "Safra kesesi taşları genellikle 40 yaş üstü bireylerde görülür ve uzun süre hiçbir şikayete yol açmadan sessizce ilerleyebilir. İlerleyen evrede ise karnın çeşitli bölgelerine, sırta ve omuza vuran yoğun ağrılar meydana gelebilir. Bu ağrılar bazen kalp krizi semptomlarıyla karıştırılabilir. Bu yüzden erken ve doğru tanı büyük önem taşır. Tedavi geciktirilirse enfeksiyon, tıkanma, sarılık ve pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">40 yaş üstü kadınlar daha fazla risk altında</p>

<p style="text-align:justify">Fazla kilo ve obezitenin safra kesesi taşı oluşumundaki en önemli nedenlerden biri olduğunu ifade eden Yavuzer, "Safra kesesi taşlarının oluşumunda yaşam tarzı faktörleri belirleyici rol oynar. Özellikle doğurganlık dönemi ve östrojen hormonunun etkisiyle 40 yaş üstü kadınlar daha fazla risk altındadır" diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify">"Safra kesesi taşı olanlar bu kurallara dikkat etmeli"</p>

<p style="text-align:justify">Safra kesesi taşı olanlar için beslenme önerilerinde de bulunan Yavuzer, "Az ve sık beslenin: Günde 5-6 küçük öğün tüketin. Büyük öğünler safra kesesini aşırı uyarabilir. Yavaş yiyin ve iyi çiğneyin: Yemekleri acele etmeden tüketin. Lif alımını artırın: Günlük 25-30 gram lif hedefleyin. Lif, safra akışını düzenler ve taş oluşum riskini azaltır. Yağ tüketimini sınırlayın: Özellikle doymuş yağlardan kaçının. Günlük kalorinin yüzde 20-30’u kadar yağ yeterli olabilir; zeytinyağı gibi sağlıklı yağları tercih edin. Bol su için: Günde en az 2-2.5 litre su tüketimi safra kıvamını inceltmeye yardımcı olur. Kilo kontrolü: Fazla kilodan kurtulun ancak düşük kalorili şok diyetlerden uzak durun" dedi.</p>

<p style="text-align:justify">"Tedavi edilmeyen taşlar kanser riskini artırıyor"</p>

<p style="text-align:justify">Tedavi edilmeyen safra kesesi taşlarının kanser riskini artırabileceğini belirten Yavuzer, "Safra kesesi taşları zamanında müdahale edilmezse kronik tahriş nedeniyle safra kesesi kanseri gelişme ihtimalini artırır. Yapılan çalışmalar, safra kesesi taşı olan ve tedavi edilmeyen kişilerde kanser riskinin sağlıklı bireylere göre yaklaşık 5-7 kat daha fazla olabileceğini göstermektedir. Özellikle 3 cm’den büyük taşlarda bu risk 10 kata kadar çıkabilir. Safra kesesi kanseri, diğer birçok kanser türüne kıyasla daha agresif seyredebildiği için erken önlem almak hayati öneme sahiptir" ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify">Kapalı cerrahi altın standart tedavi yöntemi</p>

<p style="text-align:justify">Laparoskopik cerrahinin günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edildiğini aktaran Yavuzer, "Safra kesesi taşları genellikle ağır ve yağlı yemeklerden sonra belirginleşen şiddetli ağrı, şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıkları ile kendini belli eder. Tanı aşamasında ultrasonografi ile taşın sayısı ve büyüklüğü netleştirilir. Günümüzde bu hastaların büyük ekseriyâ altın standart olarak kabul edilen laparoskopik (kapalı) cerrahi uygulanmaktadır. Safra kesesinin alınması, hastanın günlük yaşam kalitesini olumsuz etkilemez" dedi.</p>

<p style="text-align:justify">"Kapalı ameliyatla ertesi gün taburcu olmak mümkün"</p>

<p style="text-align:justify">Hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini söyleyen Yavuzer, "Safra kesesinde taş tespit edilen kişilerde gecikmeden ameliyat önerilir. Küçük kesilerden gerçekleştirilen laparoskopik işlem sayesinde ameliyat süresi genellikle 30 dakikanın altında kalır. Hastanede kalış süresi kısalır ve iyileşme süreci hızlanır. Sabah ameliyat olan birçok hasta ertesi gün taburcu olup iş ve sosyal hayatına dönebilir. Bu yöntem, hasta konforunu önemli ölçüde artıran modern bir yaklaşımdır" diye konuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Ameliyat sonrası ilk 2-3 ay beslenmeye dikkat</p>

<p style="text-align:justify">Ameliyat sonrası beslenmeye de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Yavuzer, "Ameliyattan sonra safra doğrudan bağırsağa aktığı için ilk 2-3 ay daha dikkatli olunmalıdır. Çoğu hasta zamanla normal beslenmeye döner. İlk günlerde sıvı ve yumuşak gıdalarla başlayın. Yağlı besinleri yavaş yavaş artırın; ishal veya şişkinlik olursa azaltın. Lif alımını kademeli yükseltin. Yumurta, kahve, süt ürünleri gibi potansiyel tetikleyicileri doktor kontrolünde deneyin" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/op-dr-nazli-yavuzer-tedavi-edilmeyen-safra-kesesi-taslari-kanser-riskini-arttiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-26-155459.png" type="image/jpeg" length="31482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan "Ejderha Nefesi" uyarısı: "Ölümcül durumlara sebep olabiliyor"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlardan-ejderha-nefesi-uyarisi-olumcul-durumlara-sebep-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlardan-ejderha-nefesi-uyarisi-olumcul-durumlara-sebep-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mahir İğde, Ejderha Nefesi adıyla satılan sıvı azotlu atıştırmalıkların ciddi sağlık riskleri taşıdığını belirterek, bu ürünlerin özellikle çocuklardan uzak tutulması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Son dönemde Türkiye ve dünyada konuşulan "<strong>Ejderha</strong> Nefesi" olarak isimlendirilerek satılan sıvı azotlu atıştırmalıklara karşı uzmanlar uyarılarda bulundu. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Mahir İğde, görünüşüyle özellikle çocukları cezbeden dondurma gibi çeşitli ürünlerde kullanılan, tüketildiğinde ağız ve burundan beyaz duman çıkmasını sağlayan atıştırmalıkların oluşturabileceği tehlikelere dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>"Sağlık açısından son derece sıkıntılı bir durum"</strong></p>

<p style="text-align:justify">‘Sıvı azotu alıyorlar, her türlü abur cuburun içine gömüyorlar' diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Mahir İğde, "Sonra hava ile temas ettiğinde; sıvı hali eksi 196 derecedir, bir anda buharlaşmaya başlıyor. Tüketirken ağzınızdan burnunuzdan buharlar çıkıyor, o görüntü insanların hoşuna gidiyor. O yüzden <strong>ejderha</strong> nefesi deniyor ama sağlık açısından son derece sıkıntılı bir durum. Düşünün, eksi 196 derecede tutulması gereken bir madde, bir anda oda sıcaklığıyla karşılaşınca anında buharlaşmaya başlıyor, yani çok soğuk bir maddeye maruz kalıyorsunuz. Tamamen buharlaşmadan bağırsaklara ve mideye giderse aniden genleşerek bağırsağı delebiliyor. Delmese bile çok yüksek basınç yaptığı için çok ciddi karın ağrısı yapabiliyor. Oradaki bakterilerin bağırsak yoluyla kana karışmasına sebep olarak sepsis dediğimiz çok ciddi enfeksiyonları yapabiliyor. Özellikle alerjik kişilerde hem alerjiyi tetikleyebiliyor, astım atağı, ürtiker gibi hem de alerjik olmayan kişilerde alerji gelişmesine neden olabiliyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"Hiçbir şekilde tüketilmemesi gereken bir ürün"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Sözlerini sürdüren Prof. Dr. İğde, "En iyi şartlarda alınması bile çok soğuk bir maddeye maruziyet oluşturduğu için ağızda, yemek borusunda çok ciddi soğuk yanıklarına neden olabiliyor. Çocuğa anormal şartlarda abur cubur veriyorsunuz, abur cuburun kendisi bile zaten çocuklarda çok ciddi alerjik reaksiyonlara, anafilaksi ve benzer problemlere neden olabiliyor. Hiçbir şekilde kullanılmaması, tüketilmemesi gereken bir ürün. Ciddi karın ağrısı, ishal, kusmalara neden olabiliyor, bunlardan bir tanesini bile görseniz direkt acile gitmeniz gerekiyor. Ağzınızdan buhar çıksın diye böyle bir riske girmeye değer mi, kesinlikle değmez. Lütfen hem kendinizi hem çocuklarınızı korumaya çalışın" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>"Ölümcül durumlara sebep olabiliyor"</strong></p>

<p style="text-align:justify">Başvurulara ilişkin konuşan Prof. Dr. İğde, "Geliyorlar, bir kusma başladığı zaman zaten 8-12 saat gözlemliyoruz. Sıvı vermemiz gerekiyor, yanında enfeksiyon var mı, onu bulmaya çalışıyoruz. Gerekirse koruyucu antibiyotik veriyoruz. Şükür ki şimdiye kadar hiçbir bağırsak delinmesiyle karşılaşmadık ama ciddi enfeksiyonlarla karşılaştık. Bağırsak delinmesi ihtimali olduğu için de çocukları 3-4 gün hatta 5 gün takip etmemiz gerekti. Mümkün mertebe çocuklarımızı içerisinde katkı maddesi olmayan doğal besinlerle büyütmeye çalışalım. <strong>Ejderha</strong> nefesi çok ciddi oranda ölümcül durumlara sebep olabiliyor. Nasıl; bağırsakta aşağı inen buharlaşmamış azotun neden olduğu ani genleşme bağırsak delinmesi yapıp hayatı tehdit edebiliyor. Çok ciddi enfeksiyona ve buna bağlı ölümcül duruma sebep olabiliyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlardan-ejderha-nefesi-uyarisi-olumcul-durumlara-sebep-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/06/basliksiz-2-428.png" type="image/jpeg" length="59120"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
