<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yıldırım Gazetesi - İnegöl Haber - Son Dakika İnegöl Haberleri</title>
    <link>https://www.yildirimgazetesi.com</link>
    <description>Yıldırım Gazetesi - İnegöl Haber - Son Dakika İnegöl Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yildirimgazetesi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Tüm Hakları Saklıdır. Yıldırım Gazetesi - Copyright © 2024</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 06 May 2026 16:17:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlarda sık görülen PCOS için uzman uyarısı]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/kadinlarda-sik-gorulen-pcos-icin-uzman-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/kadinlarda-sik-gorulen-pcos-icin-uzman-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, üreme çağındaki kadınlarda yaygın olarak görülen Polikistik Over Sendromu’na ilişkin önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, hormonal dengesizlik sonucu ortaya çıkan bu sendromun, yalnızca üreme sağlığını değil, genel sağlık durumunu da etkilediğine dikkat çekti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, PCOS’un en yaygın belirtilerini anlatarak, "Polikistik Over Sendromu; yumurtalıklarda çok sayıda küçük kistin oluşması, androjen hormonlarının artışı ve yumurtlama düzensizlikleri ile karakterize edilen yaygın bir endokrin bozukluk olarak tanımlanıyor. Kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen bu hastalık, erken tanı konulmadığında uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Adet düzensizlikleri veya adet görememe, yüz ve vücutta artan tüylenme, akne ve cilt problemleri, kilo artışı ve kilo vermede güçlük" dedi.</p>

<p><strong>Metabolik risklere dikkat</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PCOS’un yalnızca jinekolojik bir rahatsızlık olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, "Bu sendrom insülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle hastaların bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Erken tanı ve tedavi</strong></p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, PCOS’ta erken tanının kritik olduğunu belirterek, tedavinin hastaya özel planlandığını ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının temel rol oynadığını ifade etti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, kadınların düzenli kontrollerini ihmal etmemesi ve şüpheli durumlarda uzmana başvurması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/kadinlarda-sik-gorulen-pcos-icin-uzman-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/627b8b9586b2450b3c604d9f.webp" type="image/jpeg" length="70748"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/kbb-uzmanindan-burun-estetiginde-kisiye-ozel-tasarim-vurgusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/kbb-uzmanindan-burun-estetiginde-kisiye-ozel-tasarim-vurgusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KBB Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Erdoğan Maral, rinoplastiyle ilgili sıkça sorulan “herkese aynı burun yapılır mı?” sorusuna açıklık getirdi. Günümüzde estetikte standart kalıpların yerini kişiye özel tasarımların aldığını belirten Maral, burun estetiğinin yalnızca bir cerrahi işlem değil, yüzün genel uyumunu gözeten bütüncül bir sanat olduğunu dile getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi.</p>

<p>Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/kbb-uzmanindan-burun-estetiginde-kisiye-ozel-tasarim-vurgusu</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/burun-estetigi-rinoplasti-1024x893jpg.webp" type="image/jpeg" length="49860"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bebeklerde uyku problemini çözecek 6 öneri]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bebeklerde görülen uyku sorunları, özellikle ilk kez ebeveyn olan aileler için zorlayıcı bir sürece dönüşürken, Uzm. Dr. Mehmet Güneş bu problemlerin çoğunlukla birden fazla nedene bağlı olarak ortaya çıktığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uyku, bebek için sadece dinlenme değil; büyüme, beyin gelişimi ve geleceğin temel taşlarını döşeyen kritik bir süreç olduğunu belirten Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Bebek uykusu ‘uyusun da büyüsün’ sözünün bilimsel karşılığıdır. Bebek ne kadar düzenli ve kaliteli uyursa, fiziksel olarak o kadar sağlıklı büyür, zihinsel olarak o kadar hızlı öğrenir ve duygusal olarak o kadar dengeli olur. Ne yazık ki uyku sorunu yaşayan bebeklerde bu süreç sekteye uğrar. Hem bebek hem de aile için yorucu bir döngü başlar. Bu nedenle uyku sorunlarını normal kabul etmek yerine, nedenlerini anlamak ve erken dönemde doğru yaklaşımlarla müdahale etmek büyük önem taşır. Ayrıca anne-baba ne kadar rahatsa bebek de o derecede huzurlu olur ve uyku problemi daha az yaşanır" dedi.</p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Güneş, bebeklerin gece ve gündüz uyku ihtiyaçları hakkında şu bilgiyi verdi:</p>

<p>"Yenidoğan: Gündüz 8, gece 8-9, toplamda 16 saat, 1 aylık: Gündüz 7 saat, gece 8-9 saat, toplamda 15 saat, 3 aylık: Gündüz 4-5 saat, gece 9-10 saat, toplamda 15 saat, 6 aylık: Gündüz 4 saat, gece 10 saat, toplamda 14 saat, 1,5 yaş: Gündüz 2,5 saat, gece 11 saat, toplamda 13,5 saat, 2 yaş: Gündüz 2 saat, gece 11 saat, toplamda 13 saat."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bebeklerde uyku problemi birçok nedene bağlı olabilir</strong></p>

<p>Bebeklerin uyku probleminin birçok nedene bağlı olabileceğini de ifade eden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Açlık, ortamın aşırı sıcak veya soğuk olması, gaz sancısı, burun tıkanıklığı, reflü, diş çıkarma, ayrılık kaygısı veya uyku gerilemesi (4./8-10. aylar), annenin duygusal durumu bebeklerde uyku problemlerinin başlıca nedenlerindendir. Bazı düzenlemeler ve uygulamalar ile bebeklerde uyku kalitesi artırılabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p>Bebeklerde uyku problemi için çözüm önerilerinde bulunan Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Tutarlı Uyku Rutini: Her gün aynı saatte banyo veya ninni gibi sakinleştirici rutinler oluşturun. Uygun Uyku Ortamı: Oda karanlık, sessiz ve 18-22 derece arasında olmalıdır. Beslenme Rutini: Uyku öncesi son beslenmeyi sakin bir ortamda yapın. Ek gıdaya geçen bebeklerde uykudan 1 saat önce ek gıda verilmemelidir. Kendi Kendine Uyuma: Bebeği tamamen uyumadan, uykulu ama uyanık halde yatağına koyarak kendi kendine dalma becerisini destekleyin. Her uyandığında kucağa almayın. Gündüz Uykusu: Gündüzleri çok uzun veya kısa uyuması geceyi etkiler. Gündüz uykularının kaliteli olmasına dikkat edin. Ayrılık Kaygısı (6-9 Ay): Bu dönemde uykuya geçişte sakinleştirici nesneler kullanabilir ve ona güvende olduğunu hissettirebilirsiniz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Uzmana başvurmak için geç kalmayın</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Güneş son olarak, "Bebeklerde uyku sorunlarının çoğu zamanla ve doğru yaklaşımlarla düzelir. Ancak sorun uzun süre devam ediyorsa, sık uyanmalarla birlikte kilo alamama, aşırı huzursuzluk veya solunum sorunları gibi ek belirtiler varsa mutlaka çocuk doktoruna danışmak önemlidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/shutterstock-550642420.jpg" type="image/jpeg" length="47849"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya Astım Günü’nde uzmanından önemli uyarılar]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/dunya-astim-gununde-uzmanindan-onemli-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/dunya-astim-gununde-uzmanindan-onemli-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Astımın dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen kronik bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Fulya Gürkan, doğru tedavi ve düzenli takiple hastalığın kontrol altına alınabileceğini ifade etti. Her yıl Mayıs ayının ilk Salı gününün Dünya Astım Günü olarak anıldığını hatırlatan Gürkan, erken tanı ve uygun yönetimin hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde yükselttiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Gürkan, astımın hava yollarında daralma ve iltihaplanma ile karakterize olduğunu belirterek, "Hastalarımızda en sık nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ve özellikle gece artan öksürük şikayetlerini görüyoruz. Bu belirtiler zaman zaman hafifleyebilir ancak kontrol altına alınmadığında ciddi ataklara yol açabilir" dedi.</p>

<p><strong>Tetikleyicilere dikkat: Günlük yaşam yönetimi kritik</strong></p>

<p>Astımın bireysel tetikleyicilerle yakından ilişkili olduğuna değinen Dr. Gürkan, özellikle polenler, ev tozu akarları, sigara dumanı, hava kirliliği ve solunum yolu enfeksiyonlarının hastalığı alevlendirebildiğini ifade etti ve "Her hastanın tetikleyicisi farklıdır. Bu nedenle kişiye özel bir yönetim planı oluşturulmalı ve hastalar bu konuda bilinçlendirilmelidir. Basit önlemlerle atak sıklığını ciddi ölçüde azaltmak mümkündür" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İlaç tedavisi düzenli kullanılmalı</strong></p>

<p>Astım tedavisinde en sık yapılan hatalardan birinin ilaçların düzensiz kullanımı olduğunu vurgulayan Dr. Gürkan, "Hastalarımız çoğu zaman kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi bırakma eğiliminde oluyor. Oysa astım süreklilik gerektiren bir hastalıktır. İnhaler tedavilerin doğru teknikle ve düzenli kullanımı hayati önem taşır" diye konuştu.</p>

<p><strong>Erken tanı ve düzenli takip ile kaliteli yaşam mümkün</strong></p>

<p>Astımın tamamen ortadan kalkmasa da kontrol altına alınabileceğini belirten Dr. Gürkan, düzenli hekim takibi ve hasta uyumunun tedavi başarısında belirleyici olduğunu ifade ederek,</p>

<p>"Doğru tedavi ile astım hastaları aktif, üretken ve kaliteli bir yaşam sürdürebilir. Burada en önemli unsur; hastalığın farkında olmak, belirtileri ciddiye almak ve uzman kontrolünü ihmal etmemektir" dedi.</p>

<p><strong>Toplumsal farkındalık çağrısı</strong></p>

<p>Dünya Astım Günü’nün amacının hastalıkla ilgili farkındalığı artırmak olduğunu hatırlatan Dr. Gürkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Toplum olarak astım konusunda bilinçlenmek, erken tanıyı teşvik etmek ve doğru tedaviye erişimi artırmak, hastalık yükünü azaltmada kritik rol oynar."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/dunya-astim-gununde-uzmanindan-onemli-uyarilar</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/astim.webp" type="image/jpeg" length="54862"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BioNTech tesislerini kapatıyor: 1860 kişi işsiz kalacak]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/biontech-tesislerini-kapatiyor-1860-kisi-issiz-kalacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/biontech-tesislerini-kapatiyor-1860-kisi-issiz-kalacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya merkezli BioNTech, kurucu ortakları Özlem Türeci ve Uğur Şahin’in yıl sonunda şirketten ayrılma kararı almasının ardından yeni bir adım attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Covid-19 salgınının patlak verdiği bir dönemde mRNA bazlı aşıyı geliştirerek dikkatleri üzerine çeken şirket, yaklaşık 1860 çalışanının olduğu tesisleri kapatacağını ve 1 milyar dolara kadar hissesini geri alacağını açıkladı.</p>

<p>BioNTech, ilk çeyrek sonuçlarına ilişkin açıklamasında, biyoteknoloji firmasının Covid-19 aşısının üretimini bu yıl ortağı Pfizer'e devretmesiyle birlikte, Almanya'daki Idar-Oberstein, Marburg ve Tübingen'deki tesislerinin yanı sıra Sinapur'daki tesisini de kapatacağını duyurdu.</p>

<p>BioNTech, Mart ayında iki kurucu ortağının ve üst düzey yöneticilerinin yıl sonuna kadar yeni bir girişim başlatmak üzere şirketten ayrılacağını açıklamıştı.</p>

<p>Pandemi sırasında Batı dünyasında en yaygın kullanılan aşısının arkasındaki evli çift olan CEO Uğur Şahin ve Baş Tıp Sorumlusu Özlem Türeci, o dönemde yeni tedaviler geliştirmeye odaklanacaklarını söylemişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, Idar-Oberstein, Marburg ve Tübingen'deki tesislerin 2027 yılının sonuna kadar kapatılmasının planlandığı, Singapur'daki faaliyetlerin ise 2027 yılının ilk çeyreğinde sona ermesinin beklendiği belirtildi.</p>

<p><strong>MALİYET DÜŞÜRME ÇALIŞMALARI ARTACAK</strong></p>

<p>BioNTech, her bir tesis için kısmi veya tam satış da dahil olmak üzere elden çıkarma seçeneklerini araştırdığını ekledi.</p>

<p>BioNTech ayrıca, zaman içinde maliyet düşürme çalışmalarını artıracağını ve 2029 yılında yıllık yaklaşık 500 milyon euro tasarruf sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p>31 Mart itibariyle 16.7 milyar euro nakit ve finansal menkul kıymete sahip olan şirket, gelecek 12 ay içinde 1 milyar dolara kadar hissesini geri satın alacak.</p>

<p>Şirket, bir önceki yılın aynı dönemindeki 416 milyon euro'luk zarara kıyasla, ilk çeyrekte 532 milyon euro net zarar bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Nefes Gazetesi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/biontech-tesislerini-kapatiyor-1860-kisi-issiz-kalacak</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/biontech-tesislerini-kapatiyor-1860-kisi-issiz-kalacak-150b.webp" type="image/jpeg" length="31786"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evdeki gizli tehlike akciğerlere zarar veriyor]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/evdeki-gizli-tehlike-akcigerlere-zarar-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/evdeki-gizli-tehlike-akcigerlere-zarar-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bakımı yapılmayan klimalar, ev içinde çamaşır kurutma ve kimyasal ürün kullanımı… Günlük hayatta farkında olmadan akciğer sağlığımızı tehdit eden bu alışkanlıklar, nefes kalitesini düşürüyor. Medipol Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Külah, bu konuda alınması gereken önlemleri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Sağlık Grubu’ndan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melahat Bekir Külah, sigara dumanından bakımsız klimalara, iç ortamda çamaşır kurutmaktan yoğun kimyasal kullanımına kadar pek çok etkenin akciğerlerde kalıcı hasara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Akciğer sağlığı, yalnızca enfeksiyonlardan değil, günlük yaşamda maruz kalınan çevresel faktörlerden de doğrudan etkileniyor. Akciğerlerin vücudun hayati organlarından biri olduğunu vurgulayan Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Melahat Bekir Külah, oksijen alımı ve karbondioksitin vücuttan uzaklaştırılması gibi temel yaşamsal fonksiyonların akciğerler sayesinde gerçekleştiğini söyledi.</p>

<p>Hem sağlıklı bireylerin hem de solunum hastalığı bulunan kişilerin akciğer sağlığı konusunda bilinçli olması gerektiğini belirten Dr. Külah, yalnızca virüs ve bakterilerin değil, günlük yaşamda fark edilmeyen birçok çevresel faktörün de akciğerleri olumsuz etkilediğini ifade etti.</p>

<p><strong>"SİGARA DUMANI VE PASİF İÇİCİLİK BÜYÜK RİSK”</strong></p>

<p>Sigara dumanına maruz kalmanın ister aktif ister pasif içicilik şeklinde olsun, hava yollarında ciddi tahribata yol açtığını belirten Dr. Külah, <strong><em>“Sigara dumanı astım ve KOAH gibi kronik hastalıkların gelişimine zemin hazırlıyor. Öte yandan yaz aylarında yoğun kullanılan klimaların düzenli bakımının yapılmaması ve filtrelerinin temizlenmemesi de ciddi sağlık sorunları oluşturuyor. Yine uygun nem oranının sağlanmaması durumunda toz ve küf mantarlarına bağlı akciğer hastalıkları ortaya çıkıyor. İç ortamın yeterince havalandırılmaması ise virüs, bakteri, toz ve kimyasalların solunum yollarına daha kolay ulaşmasına sebep oluyor.” </em></strong>dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“EV İÇİNDE ÇAMAŞIR KURUTMAK KÜF RİSKİNİ ARTIRIYOR”</strong></p>

<p>Ev ortamında çamaşır kurutmanın nem oranını artırarak küf oluşumuna zemin hazırladığını belirten Dr. Külah, gözle görülmeyen küf sporlarının solunum yoluyla akciğerlere ulaşarak ciddi enfeksiyonlara yol açabileceğini söyledi. Çamaşır suyu, tuz ruhu ve yoğun deterjanların kontrolsüz kullanımının akciğerlerde tahrişe neden olabileceğini vurgulayan Dr. Külah, özellikle alerji ve astım hastalarında bu maddelerin hastalığın alevlenmesine yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>“YETERSİZ SU TÜKETİMİ AKCİĞERLERİ ZAYIFLATIYOR”</strong></p>

<p>Dr. Külah, <strong><em>“Günlük yeterli su tüketimi akciğer sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Su, bronşların içindeki mukusu daha akışkan hale getirerek solunum yollarının nemli kalmasını sağlar ve enfeksiyon riskini azaltır. Ancak yeterli su tüketilmediğinde mukus yoğunlaşır, solunum yollarında kuruluk artar ve bu durum enfeksiyon riskini yükseltir. Ayrıca tozlu ortamlarda çalışan kişilerin mutlaka koruyucu ekipman kullanması gerekir. Aksi halde mesleki akciğer hastalıkları ortaya çıkabilir. Düzenli egzersiz de akciğer kapasitesini artırır. Hareketsiz bir yaşam ise kapasite kaybına yol açar. Bu nedenle günde en az 40 dakika yürüyüş yapılmasını öneriyoruz.”</em></strong> ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>En Son Haber</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/evdeki-gizli-tehlike-akcigerlere-zarar-veriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-04-170553.png" type="image/jpeg" length="97252"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından kritik uyarı: Tanıda asıl olan hastadır]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanindan-kritik-uyari-tanida-asil-olan-hastadir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanindan-kritik-uyari-tanida-asil-olan-hastadir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan testlerinin tanı sürecinde önemli rol oynadığını vurguladı. Ancak bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğine dikkat çeken Koca, doğru teşhisin hastanın şikayetlerinin detaylı incelenmesi ve kapsamlı bir muayene ile konulabileceğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>" Tetkikler tek başına belirleyici değildir"</strong></p>

<p>Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir"</strong></p>

<p>Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>"Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez"</strong></p>

<p>Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu.</p>

<p><strong>"Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanindan-kritik-uyari-tanida-asil-olan-hastadir</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/uzmanlardan-kritik-uyari-idrardaki-kani-hafife-almayin-1777019502-3762.webp" type="image/jpeg" length="68382"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından tuzla ilgili önemli uyarı: Her tuz tüketilmemeli]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanindan-tuzla-ilgili-onemli-uyari-her-tuz-tuketilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanindan-tuzla-ilgili-onemli-uyari-her-tuz-tuketilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin önemli tuz üretim merkezlerinden Çankırı’da yıllardır tuzculuk yapan İlyas Ak, vatandaşların tuz satın alırken ağır metal içermeyen ürünlere yönelmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da binlerce yıl önce oluşan madenlerden çıkartılan tuzlar, saflığıyla Türkiye’deki en kaliteli tuzları arasında gösteriliyor. Farklı şehirlerde Çankırı tuzu altında ucuz fiyata satılan tuzlarla ilgili uzmanları vatandaşları uyarıyor. Çankırı’da uzun yıllardır tuzculuk yapan ve tuz üzerine araştırmalar yapan İlyas Ak, ağır metal içeren ya da İran’dan gelen tuzların sahtecilik yapılarak güvenilir olmayan satıcılar tarafından Çankırı tuzu olarak satılabildiğini söyledi. Saf tuzun renginin beyaz renkte olduğunu belirten Ak, tuz alırken rengine dikkat edilmesi gerektiğini ve güvenli satıcıların tercih edilmesi gerektiğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Tuzun doğal rengi beyazdır"</strong></p>

<p>Türkiye’de satılan tuzların özellikleriyle ilgili bilgiler veren Ak, "Günümüzde ‘Çankırı tuzu’ adı altında İran tuzunun satıldığına rastlanabiliyor. Bu tuzun içerisinde kükürt bulunur ve kolay şekil aldığı için üzerine resim ya da yazı baskıları yapılarak satışa sunulur. Ancak sağlık açısından uygun değildir. Kırşehir tuzu ise kısmen faydalı olmakla birlikte kireç oranı biraz yüksektir. Himalaya tuzu pembe renktedir. Tuzun doğal rengi beyazdır, içerisine karışan yabancı maddeler renk değişimine neden olur. Nevşehir tuzunda da yabancı madde oranı yüksektir. Bu nedenle en kullanışlı ve en sağlıklı tuzu Çankırı tuzu olduğu ifade edilmektedir. Çankırı tuzunun içeriğinde sadece doğal kil bulunur, ağır metal içermez. Sağlık açısından güvenle kullanılabilir" dedi.</p>

<p><strong>"Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir"</strong></p>

<p>Vatandaşların Çankırı tuzunu bilimsel olarak kanıtlanan faydalarından dolayı tercih ettiğini belirten Ak, "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir. Özellikle Çankırı tuzu astım, nefes darlığı ve KOAH gibi rahatsızlıkları olan kişiler tarafından tercih edilebilir. Yemeklik tuzlarımız ise tansiyon hastaları, ödem sorunu yaşayanlar ve vücut dengesi hassas olan bireyler için destekleyici olabilir. İçeriğinde bulunan zengin mineral yapısı vücudun dengesini korumaya yardımcı olur ve hücre yenilenmesini destekler. Her tuzun kullanım amacı farklıdır, en sağlıklısı Çankırı tuzudur" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanindan-tuzla-ilgili-onemli-uyari-her-tuz-tuketilmemeli</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-04-162857.png" type="image/jpeg" length="88270"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Kurtulmuş: "Takviye edici gıdalar tek başına tedavi aracı değildir"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzm-dr-kurtulmus-takviye-edici-gidalar-tek-basina-tedavi-araci-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzm-dr-kurtulmus-takviye-edici-gidalar-tek-basina-tedavi-araci-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ege Üniversitesi uzmanları, son yıllarda kitle iletişim araçları ve sosyal medya platformlarında sıkça rastlanan takviye edici gıda kullanımıyla ilgili hayati uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda, özellikle de gençler arasında hızla yayılan bu alışkanlığın beraberinde ciddi bir bilgi kirliliğini getirdiğini belirten Uzm. Dr. İlkçe Akgün Kurtulmuş, hekim kontrolü dışındaki uygulamaların geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarına zemin hazırladığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Takviye edici gıdaların bir hastalık tedavi aracı olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Kurtulmuş, ilaç ve takviye arasındaki temel farkı net bir şekilde ortaya koydu. Kurtulmuş, "İlaç, vücutta var olan bir hastalığı medikal olarak iyileştiren araçtır. Örneğin demir eksikliği anemisi olan bir hastada bu bir tedavi sürecidir. Ancak sağlıklı bir bireyin besinlerle alması gereken elementleri dışarıdan alması takviyedir. Portakal suyundan aldığımız C vitamini ile bir kapsülden aldığımız arasında mantıksal bir fark yoktur. Temel ayrım, ortada tıbbi bir hastalığın olup olmamasıdır" dedi.</p>

<p>"Bilinçsiz kullanım organ yetmezliğine yol açabilir"</p>

<p>Özellikle Omega-3, D vitamini ve demir preparatlarının hekim danışmanlığı olmadan tüketilmesinin ağır sonuçları olabileceğini kaydeden Uzm. Dr. Kurtulmuş, "Kitle iletişim araçlarındaki logaritmik artış, konunun suistimal edilmesine yol açıyor. ’Genç kadınlar şunu, genç erkekler bunu kullanmalı’ gibi genel öneriler tıbbi değildir. Örneğin, kontrolsüz Omega-3 kullanımı beyin ve mide kanaması riskini artırabilir. Kandaki düzeyine bakılmadan alınan yüksek doz D vitamini ise böbrek taşlarına ve ölümcül kalsiyum yükselmelerine sebebiyet verebilir. Tıbbın ana prensibi olan ‘Önce zarar verme’ kuralını unutmamalıyız. Bir halsizlikten kurtulmak isterken, merdiven altı ürünlerle karaciğer yetmezliğine davetiye çıkarılmamalıdır" diye konuştu.</p>

<p>"Orijinallik ve güvenlikten ödün verilmemeli"</p>

<p>Tüketicilerin internet ve marketler üzerinden temin ettikleri ürünlerde seçici olması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Kurtulmuş, merdiven altı ürünlerin yarattığı tehlikeye de değindi. Kurtulmuş, "Merdiven altı olarak tabir edilen sahte ürünler, içeriğindeki bilinmeyen maddeler nedeniyle karaciğer üzerinde yıkıcı ve geri dönüşümsüz olabilecek etkiler bırakabiliyor. Vatandaşlarımız mutlaka Tarım ve Orman Bakanlığı onaylı ürünleri tercih etmeli ve bu onay numaralarını resmi sistemler üzerinden teyit etmelidir. Maddiyata bakıp güvenlikten ödün verilmemeli. Mutlaka uzman bir hekimin önerdiği laboratuvar testlerinden sonra takviyeye başlanmalıdır" uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzm-dr-kurtulmus-takviye-edici-gidalar-tek-basina-tedavi-araci-degildir</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/mucizevi-sekilde-zayiflattigini-iddia-eden-takviye-urunlere-dikkat-471189.jpg" type="image/jpeg" length="22922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı: "Yanlış beslenme ve uykusuzluk kalbinizi yıpratıyor"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/kardiyoloji-uzmani-dr-hayri-alici-yanlis-beslenme-ve-uykusuzluk-kalbinizi-yipratiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/kardiyoloji-uzmani-dr-hayri-alici-yanlis-beslenme-ve-uykusuzluk-kalbinizi-yipratiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı, kalp sağlığının korunmasında erken yaşta yapılan önleyici kontrollerin hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, kalp ve damar hastalıklarının çoğunlukla 30’lu ve 40’lı yaşlardan itibaren gelişmeye başladığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalbin, vücuda oksijen ve temel besinleri taşıyan hayati bir organ olduğunu belirten Dr. Alıcı, "Kalp, kanı pompalayarak tüm organların sağlıklı çalışmasını sağlar. Bu nedenle kalp sağlığı, sadece kalbi değil; başta beyin, böbrek ve akciğer olmak üzere tüm vücut sistemini doğrudan etkiler" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Kalp krizi risk faktörlerine dikkat"</p>

<p>Kalp krizinin, kalbe giden kan akışının aniden kesilmesi sonucu meydana geldiğini ifade eden Dr. Alıcı, ileri yaş, , cinsiyet, en önemlisi genetik faktörler, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, sigara kullanımı ve obezitenin kalp ve damar hastalıklarını artıran başlıca risk faktörleri olduğunu vurguladı.</p>

<p>"Uyku kalitesi kalp sağlığını etkiliyor"</p>

<p>Uyku düzeninin kalp sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Dr. Alıcı, "Uykuya dalmada zorluk, uykuyu sürdürememe ya da kalitesiz uyku gibi problemler yaşayan bireylerde kalp ve damar hastalıklarına daha sık rastlıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Gizli tehlike: işlenmiş ve paketli gıdalar"</p>

<p>Günlük hayatta sıkça tüketilen bazı gıdaların uzun vadede kalp sağlığını tehdit ettiğine dikkat çeken Dr. Alıcı, paketli atıştırmalıklar, hazır yemekler, işlenmiş et ürünleri ve şekerli içeceklerin yüksek miktarda tuz, şeker ve doymuş yağ içerdiğini belirtti. Bu tür gıdaların zamanla damar yapısını bozarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p>"Kalp sağlığını korumak mümkün"s</p>

<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı, kalp sağlığını korumanın mümkün olduğunu belirterek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. Dr. Alıcı, "Sağlıklı ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkolden uzak durulması, stresten kaçınılması ve düzenli doktor kontrollerinin ihmal edilmemesi kalp sağlığının korunmasında büyük rol oynar" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/kardiyoloji-uzmani-dr-hayri-alici-yanlis-beslenme-ve-uykusuzluk-kalbinizi-yipratiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/uykusuzluk-icin-bunlari-yapin-1175-1.jpg" type="image/jpeg" length="63935"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Polenler bahar aylarında alerjik şikayetleri arttırıyor]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/polenler-bahar-aylarinda-alerjik-sikayetleri-arttiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/polenler-bahar-aylarinda-alerjik-sikayetleri-arttiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Doğukan Aydenizöz, bahar aylarında artan alerjik rinit şikayetleri ve alınabilecek önlemler hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında özellikle ağaç, çiçek ve çimen polenlerinin havaya karışmasının duyarlı kişilerde bağışıklık sistemini harekete geçirdiğine değinen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Doğukan Aydenizöz, "Bağışıklık sistemi bu polenleri zararlı algılayıp tepki verdiğinde, burun mukozalarında inflamasyon oluşur ve hapşırma, akıntı, kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu süreçte gözlerde sulanma, kızarma ve hatta yorgunluk ile uyku kalitesinde bozulma gibi ek problemler de görülebilir" dedi.</p>

<p>Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğanın canlanmasının birçok kişi için keyifli bir dönem olduğunu dile getiren Op. Dr. Aydenizöz, "Ancak alerjik rinit hastaları için bu dönem tam tersi bir tablo oluşturabilir. Antalya gibi bitki çeşitliliği ve polen yoğunluğu yüksek bölgelerde, alerjik rinit şikayetleri Türkiye ortalamasının çok üzerinde görülebilir. Alerjik rinit, burun akıntısı, tıkanıklık, gözlerde yaşarma, hapşırma ve kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösterir ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyebilir" diye konuştu.</p>

<p>Alerjik rinit neden artıyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Aydenizöz, bahar aylarında özellikle ağaç, çiçek ve çimen polenlerinin havaya karışmasının duyarlı kişilerde bağışıklık sistemini harekete geçirdiğini ifade ederek, "Bağışıklık sistemi bu polenleri zararlı algılayıp tepki verdiğinde, burun mukozalarında inflamasyon oluşur ve hapşırma, akıntı, kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu süreçte gözlerde sulanma, kızarma ve hatta yorgunluk ile uyku kalitesinde bozulma gibi ek problemler de görülebilir" dedi.</p>

<p>"Uzman hekime danışılması gereken durumlar"</p>

<p>Aydenizöz, alerjik rinit şikayetlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, "Şikâyetler iş yaşamını, okul başarısını veya günlük konsantrasyonu etkiliyorsa, uyku düzenini bozuyorsa, sık sinüzit veya kulak problemleri gelişiyorsa ya da mevcut ilaçlarla rahatlama sağlanamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır" dedi.</p>

<p>"Tedavi ve hekim kontrolü"</p>

<p>Alerjik rinit tedavisinde antihistaminikler, burun spreyleri ve bazı durumlarda immünoterapi (aşı tedavisi) kullanılabildiğini ifade eden Op. Dr. Aydenizöz, "Tedavi planı mutlaka uzman hekimler tarafından kişiye özel olarak hazırlanmalıdır. Her hastanın şikayetleri ve hassasiyeti farklıdır. Özellikle şikayetler uzun sürüyorsa veya günlük yaşamı etkiliyorsa, profesyonel destek almak önemlidir" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Günlük yaşamda alınabilecek önlemler"</p>

<p>Op. Dr. Aydenizöz, alerjik rinitin kontrolünde günlük önlemlerin büyük önem taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi:</p>

<p>"Kapalı alanlarda koku kontrolü: Ofis veya ev gibi kapalı ortamlarda parfüm, deodorant, oda spreyi, tütsü, sigara ve dumanlı ürünlerden uzak durulmalıdır. Kokuları sınırlamak: Evde parfüm ve deodorantları duş bölgesinde kullanıp kapıyı kapatmak, saç spreyi ve yoğun kokuları sınırlamak rahatlama sağlar. Çok ihmal edilen bir diğer konu da sigara içmek veya kapalı ortamlarda dumanına maruz kalmak da yine alerjik rinit ile beraber burun etlerinde şişmelere neden olup belirtileri daha da artıracaktır. Bunların birlikteliği erişkin ve çocuk fark etmeksizin tüm yaş gruplarında fazlaca görülmekle beraber, çocuklarda daha bariz olmak üzere geniz eti büyümesi, ağız açık uyuma ve horlama ile dolaylı olarak sık kulak iltihaplanmalarına sebep olup operasyonlara kadar giden sürece katkıda bulunabilmektedir. Polen yoğunluğu dönemlerinde dikkat: Özellikle polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde mümkünse dışarı çıkılmamalıdır. Temizlik önlemleri: Dışarıdan geldikten sonra kıyafet değiştirilmesi ve duş alınması önerilir. Evde cam ve klima kullanımı: Evde camları özellikle rüzgârlı havalarda kapalı tutmak, polen filtreli klima veya hava temizleyici kullanmak faydalıdır. Çamaşırların kurutulması: Çamaşırları dış ortamda kurutmamak, polenlerin giysilere yapışmasını önler."</p>

<p>Alerjik rinitin, doğru önlemler ve uygun tedavi ile kontrol altında tutulabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Aydenizöz, "Bahar aylarını daha konforlu geçirmek için belirtileri hafife almamak ve gerekirse sağlık kuruluşlarına başvurmak son derece önemlidir. Unutulmamalıdır ki, şikayetlerin göz ardı edilmesi hem yaşam kalitesini düşürür hem de uzun vadede komplikasyon riskini artırabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/polenler-bahar-aylarinda-alerjik-sikayetleri-arttiriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/polen-alerjisi.webp" type="image/jpeg" length="59545"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medyadaki "paket egzersizlerin" faturası ağır olabilir]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/sosyal-medyadaki-paket-egzersizlerin-faturasi-agir-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/sosyal-medyadaki-paket-egzersizlerin-faturasi-agir-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyadaki şaşırtıcı "öncesi-sonrası" fotoğrafları ve fenomenlerin önerdiği ağır antrenmanlar ciddi sakatlıklara yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İnternette satılan veya paylaşılan paket egzersiz programlarının herkes için uygun olamayacağını vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ulaş Serarslan, "Herkese uyan bir egzersiz yoktur. Mutlaka işi bir bilenden, uzmandan akıl alarak spora başlamak gerekiyor" diyerek sağlıklı yaşam için doğru bilinen yanlışlara dikkati çekti.</p>

<p>Sağlıklı yaşam için yapılan sporun, yanlış teknikler ve bilinçsiz yüklenme nedeniyle sakatlığa dönüştüğünü belirten uzmanlar, özellikle ısınmadan başlanan egzersizler ile kişiye uygun olmayan antrenman programlarının kas, bağ ve eklem yaralanmalarını artırdığına dikkat çekiyor.</p>

<p>VM Medical Park Kocaeli Hastanesinden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ulaş Serarslan, günümüzde birçok kişinin sporu bilimsel kurallardan uzak, kulaktan dolma bilgilerle yaptığını söyledi. Serarslan, sporun kişiye özel planlanması gerektiğini, yaş, cinsiyet, kas gücü, eklem sağlığı ve aerobik kapasite dikkate alınmadan yapılan egzersizlerin ciddi sakatlıklara yol açabileceğini belirtti. Özellikle ısınmadan başlanan antrenmanlar, yanlış yüklenme ve yetersiz dinlenmenin sağlıklı olmak için yapılan sporu, tam tersine sağlık sorununa dönüştürebildiğini kaydetti.</p>

<p>"Sporun ilk ve birinci kuralı ısınma"</p>

<p>Spora başlamadan önce uygun ısınma ve esneme egzersizlerinin mutlaka yapılması gerektiğini belirten Serarslan, "Maalesef sporda yapılan en büyük hatalardan biri, hatta en önemlisi uygun ısınma ve esneme egzersizlerini yapmadan spora başlamak. Eğer bu kurala riayet etmeden egzersize başlarsak zaten gergin olan kaslarımız spor sırasında daha da zorlanıyor ve çok daha fazla hasar görme ihtimaline maruz kalıyor. Bu yüzden sporun ilk ve birinci kuralı, başlamadan önce uygun ısınma egzersizlerini belirli bir süre yapmak, daha sonra sportif faaliyetlere geçmektir. Vücudu spora başlamadan önce birdenbire zorlamamamız lazım. Önce hafif hareketlerle, yavaş egzersizlerle başlayarak, yüksek ağırlıkların altına girmeden, ani zorlayıcı hareketler yapmadan sadece vücudu ısıtmaya yönelik hafif egzersizlerle başlanmalı. Kasların esnekliğini kazandığını hissettikten sonra daha ağır egzersizlere geçmek gerekiyor. Aksi halde kaslar ve eklemler çok daha kolay şekilde sakatlanabiliyor" dedi.</p>

<p>"Kaslar özellikle dinlenirken ve dinlenme halinde gelişir"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Yanlış antrenman" kavramının yalnızca hareketlerin hatalı yapılmasından ibaret olmadığını söyleyen Serarslan, "Yanlış antrenman derken sadece teknik yanlıştan söz etmemiz mümkün değil. Sağlıklı spor, birçok faktörün bir araya gelmesiyle yapılan bir şey. Antrenmanın süresi, yoğunluğu, güç egzersizlerinde kaldırılan ağırlıklar, bunların hepsini tedrici olarak artırmak gerekiyor. Düşük yoğunluktan başlayıp haftalar içerisinde yavaş yavaş artırarak güç kazandıkça zorlamayı artırmak gerekir. Bu kurallardan bir tanesini bile atlamak, o egzersizin yanlış yapıldığı anlamına gelebilir. Doğru bilinen yanlışlardan bir tanesi, ne kadar yoğun egzersiz yaparsak kaslarımızın o kadar gelişeceği yönündedir ama bu yanlış. Kaslar özellikle dinlenirken ve dinlenme halinde gelişir. Her egzersiz sırasında kaslarımızda ödem, mikro yırtıklar ve laktik asit birikimi gibi bazı fizyolojik değişiklikler oluyor. Eğer biz vücuda ve kaslara bu dinlenme fırsatını tanımazsak, daha çok hasar oluşur ve tam tersine beklediğimiz faydayı değil zararlı etkileri görmüş oluruz" diye konuştu.</p>

<p>"Her gün antrenman yapmak genelde çok uygun bir yaklaşım değil"</p>

<p>Özellikle profesyonel olmayan bireylerde her gün spor yapmanın doğru bir yaklaşım olmayabileceğini kaydeden Serarslan, ağır geçen antrenmandan sonra en az 24 saat dinlenilmesi gerektiğine dikkati çekti. Op. Dr. Ulaş Serarslan, "Eğer profesyonel sporcu değilseniz, sporu sadece sağlık ve hobi amaçlı yapıyorsanız her gün antrenman yapmak genelde çok uygun bir yaklaşım değil. Biz haftada iki ya da üç gün antrenmanı öneriyoruz. İnsanlar bazen ne kadar fazla yaparlarsa o kadar iyi sonuç alacaklarını düşünüyor ama vücudun toparlanması için yeterli süre tanınmazsa sakatlık kaçınılmaz hale geliyor" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Sosyal medya sağlıklı spor için bazen tuzak olabiliyor"</p>

<p>İnternet ve sosyal medyada görülen her egzersiz programının doğru kabul edilmemesi gerektiğine de dikkati çeken Serarslan, şöyle devam etti:</p>

<p>"En büyük yanlışlarımızdan biri de sosyal medyada veya internette gördüğümüz şeyleri doğru olarak kabul edip hemen uygulamaya geçmek. Halbuki sosyal medya sağlıklı spor için bazen tuzak olabiliyor. Orada gördüğümüz ağır antrenmanlar, öncesi-sonrası paylaşımları ya da paket programlar bizi yanıltabiliyor. Bir kişi için uygun olan program sizin için uygun olmayabilir. Bu yüzden gördüğümüz her şeyi doğru kabul etmeyip mutlaka işi bir bilenden, uzmandan akıl alarak spor yapmak gerekiyor. Egzersiz tamamen kişiseldir. Her kişinin fizyolojisi, vücut yapısı farklıdır. Sosyal medyada ve internette gördüğünüz paket programlar biri için uygunken sizin için uygun olmayabilir. Vücut yapınız, cinsiyetiniz, yaşınız, o anki aerobik kapasiteniz, kas gücünüz, eklem sağlığınız; bunların hepsi sizin için uygun egzersizi belirlemek adına göz önünde bulundurulması gereken faktörlerdir. Herkese uyan bir egzersiz yoktur. Egzersiz mutlaka kişiye özel planlanmalı ve ona göre uygulanmalıdır."</p>

<p>En sık görülen yaralanmalar diz ve tendonlarda</p>

<p>Klinik pratikte en sık karşılaştıkları spor yaralanmalarına da değinen Serarslan, özellikle halı sahada yapılan futbolun sakatlık riskini artırdığını belirterek, "Bizim klinik pratiğimizde en sık karşılaştığımız sakatlıkları birkaç gruba ayırabiliriz. Birincisi ani travmayla gelişen akut yaralanmalar, ikincisi ise zamanla tekrarlayan zorlanmalara bağlı oluşan kronik problemler. En çok karşılaştığımız akut travmalar arasında diz yaralanmaları, ön çapraz bağ yaralanmaları, menisküs yaralanmaları, kas travmaları, kas yırtıkları, omuz çıkıkları, omuz bağ ve kas yırtıkları ile özellikle aşil tendon yaralanmaları yer alıyor. Türkiye’de halı sahada futbol çok yaygın ama bu zemin sakatlık açısından da çok riskli bir alan oluşturuyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Vücut sakatlıktan önce mutlaka uyarı verir"</p>

<p>Zamanla gelişen sakatlıklarda vücudun önceden sinyal verdiğini de ifade eden Serarslan, "Bu bahsettiğim tabii akut, ani gelişen travmalar değil; daha çok zamanla gelişen sakatlıklarda vücut mutlaka size bir uyarı verir. Bu genelde ağrı şeklinde olur. Bazen bu ağrıya şişlikler, kas krampları ve kas sertlikleri de eşlik eder. Eğer bir eklemde veya vücudun herhangi bir yerinde dinlenmeye rağmen geçmeyen ağrı, şişlik ya da istirahat halinde ağrı oluyorsa mutlaka bu uyarıyı dikkate alıp bir uzmana danışmak gerekir" dedi.</p>

<p>"Sakatlığa rağmen spora devam etmek geri dönüşsüz sonuçlar doğurabilir"</p>

<p>Küçük görülen sakatlıkların ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Serarslan, sakatlık varken spora devam etmenin hem amatör hem de profesyonel sporcularda ciddi sonuçlar doğurabildiğini söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Bazen insanlarımız maalesef ufak sakatlıkları göz ardı edebiliyorlar. Sakatlıklara rağmen spora devam etmek geri dönüşsüz bazı sonuçlara yol açabiliyor. Bu konuda sadece amatör spor yapanlardan bahsetmiyorum, elit düzeyde, profesyonel düzeyde bu sporu yapanlar da bazen aynı hatayı tekrarlayabiliyorlar. Hatta yakın zamanda dünyada ses getiren ciddi bir sakatlık oldu. Kış olimpiyatlarında dünyaca ünlü kayakçı Lindsey Vonn, ön çapraz bağı kopuk olduğu halde özel bir dizlikle olimpiyatlarda yarışmaya karar verdi. Dünyanın en elit sporcularından biri olmasına rağmen maalesef yarışmanın ilk metrelerinde ciddi bir kaza yaparak çok ciddi parçalı bir kırıkla karşılaştı. Yani bu her zaman sadece amatör sporcuların başına gelen bir şey değil, profesyonel sporcular da bazen bu hatalara düşebiliyorlar. İşte burada aşırı hırs, aşırı ego gibi şeyler devreye giriyor. Bu nedenle sakatlık varken spora devam etme konusunda çok ciddi önlemler almak lazım."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/sosyal-medyadaki-paket-egzersizlerin-faturasi-agir-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/20260424aw690482.jpg" type="image/jpeg" length="60607"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hashimoto hastalığından korunmanın 9 önemli kuralı]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla tiroid bezine saldırmasıyla gelişen kronik bir hastalık olan Hashimoto (Haşimato) tiroiditi, 30-50 yaş arasındaki bireylerde daha sık görülüyor. Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bir bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor. Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle ’tiroid tembelliği’ olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto tiroiditi (kronik otoimmün tiroidit), farkındalık eksikliği nedeniyle geç tanı alan hastalıkların başında geliyor. Bu nedenle erken tanı için farkındalık büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Hashimoto hastalığı ve belirtileri</p>

<p>Prof. Dr. İbrahim Şahin sözlerine, "Halsizlik, yorgunluk ve üşüme bu hastalığın belirtisi olabilir" diyerek başladı ve süreci şu şekilde detaylandırdı:</p>

<p>"Bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve en önemlisi Anti-TPO olan antikorlar, tiroid bezini yabancı olarak algılar ve hasara uğratır. Bu süreçte tiroid hücreleri zamanla zarar görür, bez küçülür ve fonksiyon kaybı gelişir. Hastalık genellikle yavaş ve sinsi ilerler. Erken dönemde belirtiler hafif olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilir. Hastalığın en sık görülen belirtileri şunlardır: Halsizlik ve yorgunluk, üşüme, kilo alma, kabızlık, saç dökülmesi, cilt kuruluğu, konsantrasyon güçlüğü ve motivasyon düşüklüğü. Hashimoto tiroiditi, ilerleyen dönemlerde şu belirtilerle kendisini gösterebilir: Ses kalınlaşması, yüzde şişlik, adet düzensizliği, nabızda yavaşlama, kaş dökülmesi, nedensiz kilo artışı, depresif ruh hali veya kısırlık."</p>

<p>Erken teşhis kalp damar hastalığı riskini de azaltabiliyor</p>

<p>Erken teşhisin önemine değinen Prof. Dr. İbrahim Şahin "Erken teşhis, Hashimoto hastalığının yönetiminde kritik bir rol oynar. Zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve hipotiroidi gelişmeden hasta düzenli olarak izlenebilir. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilir; metabolizma ve üreme sağlığı korunabilir. Özellikle gebelik planlayan ya da gebe olan kadınlarda erken teşhis, hem anne hem de bebek sağlığı açısından önemli avantajlar sağlar" dedi.</p>

<p>Hastaya özel tedavi ömür boyu sürebilir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Şahin, ifadelerini şu şekilde sürdürdü:</p>

<p>"Hashimoto hastalığında tedavi, eksik olan tiroid hormonunun yerine konmasına dayanır. Bu tedavi kişiye özel olarak planlanır ve çoğu hastada uzun süreli, genellikle ömür boyu devam eder. Vitamin ve mineral kullanımı ise her hasta için rutin olarak önerilmez. Ancak eksiklik tespit edilmesi durumunda D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genel olarak Hashimoto hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi korunabilir."</p>

<p>Sebze ağırlıklı beslenmek Hashimoto tiroiditi riskini azaltır</p>

<p>Son olarak yaşam tarzı değişikliklerine dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Şahin, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Hashimoto tiroiditi, uzman doktor kontrolünde yaşam değişiklikleriyle kontrol altına alınabilir. Glutensiz diyet yaklaşımı her hastada gerekli olmayabilir; ancak eşlik eden bir çölyak hastalığı veya gluten duyarlılığı varsa uygulanmalıdır. Hastalıktan korunmak ve süreci yönetmek için şu öneriler etkili olabilmektedir: Sebze ağırlıklı beslenmek, yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmek, işlenmiş gıdalardan kaçınmak, aşırı iyot tüketiminden uzak durmak, şeker ve rafine karbonhidratları azaltmak, tütün ve türevi ürünleri kullanmamak, stres yönetimine dikkat etmek, düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak ve gereksiz takviyelerden kaçınmak."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 21:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/hashimoto-min.jpg" type="image/jpeg" length="60049"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genç yaşta kalp krizi riskine dikkat: "Horlama ve uyku apnesi ilk belirti olabilir"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/genc-yasta-kalp-krizi-riskine-dikkat-horlama-ve-uyku-apnesi-ilk-belirti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/genc-yasta-kalp-krizi-riskine-dikkat-horlama-ve-uyku-apnesi-ilk-belirti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, son yıllarda kalp krizi geçirme yaşının 40’lı yaşlara kadar düştüğüne dikkat çekerek, bu durumun önemli nedenlerinden birinin "horlama" ile kendini gösteren "uyku apnesi" olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uyku sağlığının insan yaşamında kritik bir rol oynadığını ifade eden Özkaya, bireylerin hayatlarının yaklaşık yüzde 25 ila 35’ini uykuda geçirdiğini hatırlattı. Uykunun hem fiziksel hem de zihinsel yenilenme açısından vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Özkaya, "Uyku problemleri tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi.</p>

<p>"Beynin yeterli oksijen alamamasıyla ilgili"</p>

<p>Uyku apnesinin, kişinin uyku sırasında nefesinin geçici olarak durması anlamına geldiğini belirten Özkaya, bu durumun beyin ve vücutta tekrarlayan oksijen yetersizliğine neden olduğunu söyledi. Horlamanın toplumda çoğu zaman hafife alındığını ifade eden Özkaya, "Yüksek sesli horlama aslında kişinin nefes almakta zorlandığının bir göstergesidir. Bu durum, beynin yeterli oksijen alamamasıyla ilgilidir" diye konuştu.</p>

<p>Obstrüktif uyku apnesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Özkaya, kandaki oksijen seviyesinin düşmesinin (hipoksemi) kalp ritminde hızlanma ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini belirtti. Bu değişimlerin kalp krizi riskini artıran önemli faktörler arasında yer aldığını kaydeden Özkaya, "Uyku apnesi damar yapısını bozarak plak oluşumuna ve ani kalp ölümü riskine zemin hazırlayabilir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Belirtilere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Özkaya, şu uyarılarda bulundu: "Eğer eşiniz uykuda horluyor, nefesi zaman zaman duruyor ve ardından gürültüyle nefes alıyorsa; gündüzleri sık sık uyukluyor, kendini yorgun ve halsiz hissediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır."</p>

<p></p>

<p>Uzmanlar, erken teşhis ve tedavinin hem yaşam kalitesini artırdığını hem de kalp-damar hastalıkları riskini önemli ölçüde azalttığını belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/genc-yasta-kalp-krizi-riskine-dikkat-horlama-ve-uyku-apnesi-ilk-belirti-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 20:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/20260428aw693127.jpg" type="image/jpeg" length="67373"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her 3 kişiden 1’i risk altında | Aşı sadece bireyi değil toplumu koruyor]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/her-3-kisiden-1i-risk-altinda-asi-sadece-bireyi-degil-toplumu-koruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/her-3-kisiden-1i-risk-altinda-asi-sadece-bireyi-degil-toplumu-koruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güven Hastanesi Erişkin Aşı Polikliniği Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. İrem Altunoluk, aşıların yalnızca bireysel korunma değil, toplum sağlığı açısından da hayati bir rol üstlendiğini belirterek, "Aşılar, modern tıbbın en etkili koruyucu yöntemlerinden biridir. Hem kendiniz hem de toplum sağlığı için aşı takviminizi ihmal etmeyin" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre aşı ile önlenebilir hastalıklar her yıl milyonlarca insanın hayatını tehdit etmeye devam ederken, aşı uygulamaları sayesinde her yıl 3,5 ila 5 milyon ölümün önüne geçiliyor. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı verileri, aşılama programlarının çocukluk çağı hastalıklarında ciddi düşüş sağladığını, ancak erişkin aşılamasında farkındalığın hâlâ istenilen düzeyde olmadığını ortaya koyuyor.</p>

<p>"Hastalık gelmeden koruyor"</p>

<p>Aşı Haftası dolayasıyla açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. İrem Altunoluk, aşıların hastalık yapma gücü azaltılmış ya da etkisiz hale getirilmiş mikroorganizmalar sayesinde bağışıklık sistemini önceden hazırladığını belirterek, "Bağışıklık sistemi, aşı sayesinde mikrobu tanır ve gerçek karşılaşmada çok daha hızlı ve güçlü yanıt verir. Bu da hastalığın ya hiç ortaya çıkmamasını ya da çok hafif geçirilmesini sağlar" dedi.</p>

<p>Tek doz yeterli olmayabilir</p>

<p>Altunoluk, bazı aşıların neden tekrarlandığına ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Bağışıklık zamanla zayıflayabilir. Bu nedenle hatırlatma dozlarıyla koruyuculuğun sürdürülmesi gerekir. Ayrıca grip gibi bazı virüsler sürekli değiştiği için aşıların güncellenmesi de önemlidir."</p>

<p>Toplumda sıkça sorulan konulara da değinen Altunoluk, birden fazla aşının aynı anda yapılmasının güvenli olduğunu vurgulayarak, "Bağışıklık sistemi aynı anda birçok tehditle baş edebilecek kapasitededir. Bu uygulama, özellikle yoğun yaşam temposunda aşıların aksatılmaması açısından büyük avantaj sağlar" diye konuştu.</p>

<p>Asıl risk aşısızlık</p>

<p>Aşıların yan etkilerine ilişkin yanlış algılara da dikkat çeken Altunoluk, en sık görülen etkilerin hafif ve geçici olduğunu belirtti. Altunoluk, "Aşı yerinde ağrı, hafif ateş ve halsizlik gibi etkiler kısa sürede geçer. Ciddi yan etkiler ise son derece nadirdir. Buna karşılık aşıyla önlenebilen hastalıkların yol açabileceği komplikasyonlar çok daha ağırdır" dedi.</p>

<p>Erişkin aşılaması göz ardı edilmemeli</p>

<p>Çocukluk çağı aşılarının büyük ölçüde tamamlandığını ancak erişkin aşılarının ihmal edildiğini belirten Altunoluk, özellikle kronik hastalığı olanlar, ileri yaş grubu ve bağışıklığı zayıf bireyler için aşının kritik olduğunu vurguladı. Altunoluk, "Aşı sadece çocuklar için değildir. Erişkin dönemde de bağışıklığın korunması, ciddi hastalıkların ve hastaneye yatışların önlenmesi açısından büyük önem taşır. Aşılar, modern tıbbın en etkili koruyucu yöntemlerinden biridir. Hem kendiniz hem de toplum sağlığı için aşı takviminizi ihmal etmeyin" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/her-3-kisiden-1i-risk-altinda-asi-sadece-bireyi-degil-toplumu-koruyor</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/covid-19-asi-1.png" type="image/jpeg" length="76637"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigara]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/akciger-kanserinin-en-onemli-nedeni-sigara</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/akciger-kanserinin-en-onemli-nedeni-sigara" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Metintaş, akciğer kanserinin en önemli etkeninin sigara olduğunu belirterek, "Sigara içen kişilerde risk, içmeyenlere göre belirgin şekilde artmaktadır. Sadece aktif içicilik değil, pasif sigara dumanına maruz kalmak da ciddi tehlike oluşturur" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Sigaranın akciğer dokusuna doğrudan zarar verdiğini ve duman içerisinde çok sayıda kanserojen madde bulunduğunu ifade eden Metintaş, "Akciğer kanseri vakalarının büyük genellikle en önemli risk faktörü sigaradır" uyarısında bulundu.</p>

<p>"Sigara bırakıldığında risk azalıyor"</p>

<p>Sigaranın bırakılmasıyla birlikte vücudun kendini onarmaya başladığını vurgulayan Metintaş, "Uzun yıllar sigara kullanılmış olsa bile bırakıldıktan sonra akciğer kanseri riski zamanla azalmaya başlar. Bu nedenle sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç değildir. Erken bırakılan her yıl, sağlık açısından önemli kazanç sağlar" diye konuştu.</p>

<p>"Sigara dışında da risk oluşturan etkenler var"</p>

<p>Akciğer kanserinin yalnızca sigaraya bağlı gelişmediğini, bazı çevresel faktörlerin de hastalık riskini artırdığını söyleyen Metintaş, "Sigara en önemli etkendir ancak tek neden değildir. Özellikle asbest, hava kirliliği ve radon gazı gibi çevresel faktörler de akciğer kanseri gelişiminde rol oynayabilir. Sigara ile bu etkenlerin bir araya gelmesi riski daha da artırır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Kentsel dönüşüm ve hava kirliliğine dikkat"</p>

<p>Şehir yaşamında hava kirliliğinin giderek büyüyen bir sağlık sorunu haline geldiğini belirten Metintaş, "Özellikle ince toz parçacıkları akciğerlerin en uç bölgelerine kadar ulaşabilir. Ayrıca gerekli önlemler alınmadan yapılan yıkım ve söküm çalışmaları sırasında ortaya çıkan tozlar da risk oluşturabilir" dedi.</p>

<p>"Topraktan gelen radon gazı da tehlikeli"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğal radyasyon kaynağı olan radon gazının bazı bölgelerde yüksek seviyelerde bulunabileceğini belirten Metintaş, özellikle zemin ve bodrum katlarda oturanların dikkatli olması gerektiğini kaydederek "Radon gazı renksiz ve kokusuz olduğu için fark edilmez. Ancak uzun süre maruziyet akciğer kanseri riskini artırabilir. Bu nedenle yeni yapılarda zemin ölçümleri yapılması ve gerekirse havalandırma sistemleri kurulması önemlidir" dedi.</p>

<p>"Bu belirtileri hafife almayın"</p>

<p>Risk grubunda bulunan kişilerin bazı şikayetleri önemsemesi gerektiğini vurgulayan Metintaş, "Öksürüğün karakter değiştirmesi, öksürükle kan gelmesi, yeni başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, iştahsızlık, kilo kaybı ve açıklanamayan halsizlik varsa mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır" diye konuştu.</p>

<p>"Biyopsiden korkmayın, geç kalmayın"</p>

<p>Toplumda biyopsi ile ilgili yanlış inanışların bulunduğunu belirten Metintaş, "Akciğerden parça alınırsa kanser yayılır düşüncesi tamamen yanlıştır. Bu yanlış inanış tanının gecikmesine ve hastalığın ilerlemesine neden olabilir. Erken tanı hayat kurtarır" dedi.</p>

<p>"Tedavide umut veren gelişmeler var"</p>

<p>Akciğer kanseri tedavisinde son yıllarda büyük ilerlemeler yaşandığını ifade eden Metintaş, "Kemoterapi, akıllı ilaçlar, immünoterapi, gelişmiş radyoterapi yöntemleri ve robotik cerrahi sayesinde bugün çok daha başarılı sonuçlar alıyoruz. Artık tedavi standart değil, kişiye özel planlanıyor" dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Muzaffer Metintaş, akciğer kanserinde başarının anahtarının erken tanı ve farklı branşların birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/akciger-kanserinin-en-onemli-nedeni-sigara</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 19:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/akciger-kanseri-ve-sigara-1.jpg" type="image/jpeg" length="86617"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HPV aşısı rahim ağzı kanserine karşı en etkili koruma]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/hpv-asisi-rahim-agzi-kanserine-karsi-en-etkili-koruma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/hpv-asisi-rahim-agzi-kanserine-karsi-en-etkili-koruma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rahim ağzı kanserinin baş sorumlusu HPV enfeksiyonu, sinsi ilerleyişiyle sadece kadınları değil erkekleri de tehdit ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>24-30 Nisan Dünya Aşı Haftası kapsamında hayati uyarılarda bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mesut Polat, günümüzde uygulanan 9’lu HPV aşılarının kansere karşı yüzde 90 oranında koruma sağladığını vurgulayarak hayat kurtaran tarama ve aşılama takvimini açıkladı.</p>

<p>Modern tıbbın en büyük başarılarından biri olan aşılar, günümüzde bazı kanser türlerini tamamen önlenebilir hale getiriyor. Bunların başında ise rahim ağzı kanserine yol açan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) geliyor. Genellikle hiçbir belirti vermeden vücuda yerleşen bu virüs, erken önlem alınmadığında ölümcül sonuçlar doğurabiliyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mesut Polat, 24-30 Nisan Dünya Aşı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, aşılamanın kanserle mücadeledeki gücüne dikkat çekti.</p>

<p>Sadece rahim ağzı kanseriyle sınırlı değil</p>

<p>HPV’nin başta rahim ağzı kanseri olmak üzere, orofaringeal, penil ve anal kanserlerde de etkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Polat, "HPV’nin kansere yol açan 15 tipi var. Günümüzde kullanılan aşılar bu tiplerden 7’sine karşı koruma sağlıyor ve bu 7 tip, rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ından sorumlu. Çoğu zaman belirti göstermeyen HPV ancak düzenli taramalar yapılırsa tespit edilebiliyor. 21 yaşından itibaren düzenli taramalar başlıyor. 25 yaşına kadar 3 yılda bir smear testi, 29 yaşına kadar yine 3 yılda bir smear ile devam ediyor. 29 yaşından sonra ise 5 yılda bir HPV testi ile birlikte smear yapılması gerekiyor. Ancak HPV pozitifliği saptanırsa takip protokolü değişebiliyor" diye konuştu.</p>

<p>Aşı 9’lu koruma sağlıyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HPV aşısının dünya genelinde 9’lu olarak bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Polat, aşılama şemalarını şöyle özetledi: "9-14 yaş arasında olanlara 0-6 ay aralıklarla 2 doz, 15 yaş ve sonrasında ise 0-2-6 ay olacak şekilde 3 doz aşı uygulanıyor. Aşının en yüksek koruyuculuğu cinsel aktivite başlamadan önce sağlanıyor ama ileri yaşlarda da koruyuculuğu devam ediyor."</p>

<p>Düzenli kontroller ihmal edilmemeli</p>

<p>Her kadının cinsel aktiviteye başladıktan sonra mutlaka rahim ağzı ile ilgili düzenli kontrollerini yaptırması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Polat, "Doktorun önerdiği aralıklarla smear ve HPV testi yaptırmak büyük fayda sağlar. Aşı ve tarama birlikte uygulandığında rahim ağzı kanserinden korunmada çok güçlü bir kalkan oluşturur" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/hpv-asisi-rahim-agzi-kanserine-karsi-en-etkili-koruma</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/hpv-asisi.jpg" type="image/jpeg" length="46715"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: "PCOS hastası çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlar-uyariyor-pcos-hastasi-cocuk-sahibi-olamaz-gibi-bir-durum-soz-konusu-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlar-uyariyor-pcos-hastasi-cocuk-sahibi-olamaz-gibi-bir-durum-soz-konusu-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Polikistik over sendromu (PKOS), doğurganlık çağındaki kadınlarda çok yaygın görülen, yumurtalıklarında küçük kistler, adet döneminde düzensizlik, tüylenme, akne ve kısırlığa neden olabilen bir hormon bozukluğu olarak ifade ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="content">Polikistik over sendromunun (PCOS), üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen sorunlardan biri olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, "Hiçbir zaman ‘PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil. Önemli olan, yumurtlamayı baskılayan insülin direnci ya da her neyse onu yenebilmek. Tüp bebek tedavisinde bu hastaların gebe kalma şansı diğer kişilere göre daha yüksek. Yaklaşık her 10 kadından birinde görülüyor, poliklinikte en sık karşılaştığımız hasta grubu. Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi söz konusu" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer de sendroma ilişkin bilgi verdi, tanı ve tedavi süreçlerine ilişkin konuştu. Doç. Dr. Ketenci Gencer, önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>"Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi planlıyoruz"</strong></p>

<p>‘PCOS dediğimiz, polikistik over sendromu, metabolik bir hastalık’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, "Altta yatan insülin direnci, artmış bir androjen yükü yani kıllanma, sivilcelenme yapan hormonların baskınlığı. Farklı yaş grubunda farklı şikayetlerle geliyorlar. Adölesan döneminde daha çok kıllanma, adet düzensizliği ya da kilo artışıyla hastalar başvururken üreme çağındaki hastalar bir tık daha kısırlık problemleriyle gelebiliyor. Tanı için Rotherham Kriterleri’ni kullanıyoruz. 3 kriter var, ultrasonda gördüğümüz küçük küçük tamamiyle olgunlaşamamış çok sayıda yumurtacığın olması, 2’ncisi artmış sivilcelenme, kıllanma, 3’üncü düzensiz adet görme. 3 kriterden 2’si söz konusu olduğunda tanı koyabiliyoruz. Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi planlıyoruz, kişiye özel bir tedavi söz konusu. Özellikle altta yatan insülin direnci çok önemli. Bu durum direnç sebebiyle hastalarda ilerleyen dönemlerde şeker hastalığı olma ihtimalinin yüksek olduğunu bize söylüyor ve aynı zamanda gebelik döneminde gebeliğe bağlı şeker, hipertansiyon bu hastalarda daha sık karşılaştığımız durumlar. Hastayı daha komplike gebelikler bekliyor olabilir. Bunlardan kaçınmak için kilo vermek, hayat tarzı değişikliği, beslenme düzeni, Akdeniz diyeti gibi bu tarz tedaviler ya da insülin hassasiyeti için bazı ek tedaviler, medikal tedaviler verebiliyoruz" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"</strong></p>

<p>‘PCOS’lu hasta tüp bebek tedavisine gittiyse çok yüksek ihtimalle gebe kalıyor’ diyen, sendromla ilişkili olabilecek hastalıklara yönelik konuşan Doç. Dr. Ketenci Gencer, "İlerleyen dönemde özellikle insülin direncine bağlı diyabet, diyabetin bütün sebep olduğu hastalıklar, kalp hastalığı, hipertansiyon gibi durumlar. Bu hastalarda östrojen fazlalığı söz konusu olduğu için ilerleyen dönemlerde endometrium yani rahim iç duvarının kanseri, meme kanseri gibi durumlar bir miktar daha fazla. Düzgün takibin çok önemli olduğu hasta grubu. Eğer bir hasta tanı aldıysa üreme ile ilgili problem yaşayabilir ama hiçbir zaman ‘PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil. Önemli olan, yumurtlamayı baskılayan insülin direnci ya da her neyse onu yenebilmek. Yenebilirsek hayat tarzı değişiklikleri olabilir ya da herhangi bir ilaç insülin hassasiyetini arttıran bir ilaç da olabilir. Bu tarz tedavilerden sonra yumurtlamayı sağlayabilirsek kişi spontane yollarla gebe kalabilir. Yumurta çatlatma tedavileri deneyebiliriz ya da bu da olmadıysa tüp bebeğe gidebilir. Tüp bebek tedavisinde bu hastaların gebe kalma şansı diğer hasta grubuna göre daha yüksek" dedi.</p>

<p><strong>"PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"</strong></p>

<p>Sendromun sıklığına yönelik konuşan Doç. Dr. Ketenci Gencer, "Türkiye’deki oranlarla yurt dışındaki oranlar hemen hemen benzer. Yaklaşık her 10 kadından biri, yani yüzde 10- 13 gibi bir oran söz konusu, sık karşılaştığımız bir durum. Yılda bir kadın doğum muayenesi yeterli ancak 45-50 yaş bandında anormal, fazla miktarda adet kanaması olduğunda asla bu belirti göz ardı edilmemeli, mutlaka kadın doğum hekimine gidip tanı, takip, tedavi yöntemlerine bir an önce başvurulmalı. Memeyle ilgili durumlar çok önemli, 40 yaşından sonra standart tarama prosedürü söz konusu ama bu hastalarda bir tık erken başlanabilir. Kadınlar kendi meme muayenelerini yapmalı, her muayenede memeyi 4 kadrana bölerek kişi her kadranı eliyle muayene ederek eline gelen herhangi bir kitle söz konusuysa acilen hekime başvurmalı. İnsülin direncini kırmanın en önemli yollarından birisi kilo vermek, kilo verdiği zaman bazı hasta gruplarında hatta birçoğunda kilo vermek bile tek başına yumurtlamayı geri getirebilir, kişinin spontane gebe kalmasını sağlayabilir. Poliklinikte en sık karşılaştığımız hasta grubu, polikistik over sendromu. Önemli olan, var olan durumun farkında olmak, gerekli olan takipleri, kontrolleri yapmak. Eğer bir kişi PCOS ise ailesinde de diyabet hipertansiyon, kalp hastalığı gibi durumlar varsa bununla alakalı daha temkinli davranmak, yıllık rutinlerini yaptırmak, hekim takibinde olmak önemli. Özellikle aile hekimlerimiz çok güzel takip ediyorlar. ’PCOS var diye çocuk olmaz’ diye bir durum söz konusu değil. İnfertilite tedavisinde basamak basamak gittiğimizde en son basamak, tüp bebek tedavisidir. Tüp bebek tedavisinde de en faydalanan grup poliskistik over sendromlu hasta grubudur. Çocuk sahibi olamama gibi bir durum çok söz konusu değil"</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/uzmanlar-uyariyor-pcos-hastasi-cocuk-sahibi-olamaz-gibi-bir-durum-soz-konusu-degil</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/istockphoto-1323431279-612x612.jpg" type="image/jpeg" length="22986"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Gürok: "Online kumar büyük bir halk sağlığı sorunudur"]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/prof-dr-gurok-online-kumar-buyuk-bir-halk-sagligi-sorunudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/prof-dr-gurok-online-kumar-buyuk-bir-halk-sagligi-sorunudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Online kumar bağımlılığının son zamanlarda bir salgın haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Gürhan Gürok, "Görmezden gelinmeyeceğimiz büyük bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan araştırmalar, her 2 kişiden birinin yaşamlarının son 1 yılında kumar oynadığını denediğini gösteriyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gürkan Gürok, online kumar bağımlılığının günümüzde giderek artan ve artık bir salgın haline gelen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify">Online kumar bağımlılığının son zamanlarda bir salgın haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Gürhan Gürok, "Görmezden gelinmeyeceğimiz büyük bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan araştırmalar her 2 kişiden birinin yaşamlarının son 1 yılında kumar oynadığını denediğini gösteriyor. Kişinin ağır bedeller ödediğ ciddi bir olay. Çok yaygın ve ciddi bedeller ödenen bir olay. Geçmişte kumarhanelerin yasaklı ve ulaşılması zor olması erişim zorlaştığı için insanlar uzak kalabiliyorlardı. Son zamanlarda online platformların herkesin cebinde olması sanki insanların kumarhaneleri cebinde taşıması anlamına gelebiliyor. Özellikle gençlerin sık iştirak ettiği mekanlarda ve bilgisayar oyunlarında online kumar reklamlarının fazla. Özellikle ergenler ve 25 yaş altı gençler çok daha büyük risk altında. Bu süreç sağlıklı karar verme ve kendini durdurabilme mekanizmalarını bozarak kısa sürede kişinin tüm yaşamını etkisi altına alıyor. Ekonomik, ailesel, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açıyor" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Davranışsal bağımlılıkların maddeye değil belirli bir davranışa karşı kontrol kaybı ile ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Mehmet Gürok, "Bu grubun en önemli başlığını kumar bağımlılığı oluşturuyor. Kişinin kumara planladığından daha fazla zaman ayırması, yalan söylemeye veya borç almaya başlaması, borcunu kapatmak için oynaması ve ağır bedeller ödemesine rağmen kumarı bırakamaması bağımlılığın temel göstergeleri arasında yer alıyor. Kumar matematiği kaybetmeye programlanmış bir sistem üzerine kuruludur. Kumar beyni etkileyerek risk algısını bozuyor. Kişinin kaybetse bile kazanıyormuş gibi hissetmesine neden oluyor. Online kumarda kazanma olasılığı istatistiksel olarak yüzde 3’ün altındadır. Kazanılan para ise çoğu zaman tekrar aynı ortamda harcanıyor. Dürtüsel ya da sosyal olarak içe kapanık kişiler, depresyon ve sosyal fobi gibi psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan bireyler daha yüksek risk taşıyor. Bağımlılık tedavisinin standart bir reçetesi yok. Sürecin kişiye özel planlanması gerekiyor. Yasal tedbirlerin alınması, ailelerin ve gençlerin bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Psikoterapi, ilaç tedavisi ve gerekli durumlarda yatarak tedavi seçenekleri bulunuyor. Bağımlılığın ciddiye alınması ve tekrarlayabileceğinin bilinmesi tedavi sürecinde kritik rol oynuyor" şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Bağımlı bireylerin yalnızca yüzde 2’sinin durumunu kabul ettiğini, inkârın kayıpları artırdığını ve intihar riskinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Mehmet Gürok, "Tedavi sadece bireyi değil ailesini ve sosyal çevresini de kapsaması gerekiyor. Ailelerin süreçte vazgeçilmez bir rolü vardır. Bağımlılık bir irade zayıflığı değil, stres ve sorumluluktan sağlıksız bir kaçış yoludur. Erken farkındalık ve erken müdahale hem bağımlılığın ilerlemesini hem de yaşanabilecek kayıpları önlemede büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/prof-dr-gurok-online-kumar-buyuk-bir-halk-sagligi-sorunudur</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-01-163141.png" type="image/jpeg" length="57093"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz protezi her zaman kalıcı mı?]]></title>
      <link>https://www.yildirimgazetesi.com/diz-protezi-her-zaman-kalici-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yildirimgazetesi.com/diz-protezi-her-zaman-kalici-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezinin hangi durumlarda uygulandığını ve ameliyat sürecinin nasıl ilerlediğini anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">"Diz protezinde zaman içinde oluşabilecek enfeksiyon, gevşeme veya dengesizlik gibi durumlar ikinci bir ameliyatı gerekli kılabilir" diyen Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify">Revizyon diz protezi nedir?</p>

<p style="text-align:justify">Revizyon diz protezinin, daha önce diz protezi ameliyatı olan hastalarda yapılan protez değiştirme ameliyatı olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, bazı durumlarda eklemdeki protezin yalnızca bir parçasının değiştirilmesinin yeterli olabildiğini ifade etti. Ancak bazı hastalarda tüm protez parçalarının tamamen değiştirilmesi gerekebildiğini belirten Altıntaş, bu ameliyatın ayrıntılı bir ameliyat öncesi planlama gerektirdiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:justify">Revizyon ameliyatlarında özel protez setleri ve malzemeleri kullanıldığını vurgulayan Altıntaş, bu operasyonların aynı zamanda tecrübe gerektirdiğini ve iyileşme süresinin diğer diz protezi ameliyatlarına göre daha uzun olabildiğini ifade etti. Diz protezlerinin uzun yıllar sorunsuz kullanılabildiğini de belirten Altıntaş, diz protezi yapılan hastaların yaklaşık yüzde 90’ının protezlerini ortalama 20 yıl boyunca problem yaşamadan kullanabildiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:justify">Revizyon ameliyatı neden yapılır?</p>

<p style="text-align:justify">Revizyon diz protezi ameliyatının en sık nedenlerinden birinin enfeksiyon olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, diz protezi ameliyatlarından sonra enfeksiyon riskinin yüzde 1’den az olduğunu ancak gelişmesi durumunda hastalarda dizde ağrı, şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve bazen akıntı gibi şikayetlerin görülebildiğini dile getirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Dizde boşluk ve dengesizlik oluşmasının da revizyon ameliyatı gerektirebilen durumlar arasında yer aldığını belirten Altıntaş, ayakta dururken, dizi hareket ettirirken veya yürürken gerekli bağ dengesi bozulduğunda dizin işlevselliğinin de bozulabileceğini ifade etti.</p>

<p style="text-align:justify">Bunun yanında, dizde sertlik oluşmasının da revizyon ameliyatını gerektirebileceğini belirten Altıntaş, geniş kas dokusu veya dizdeki protez bileşenlerinin konumunun hareket açıklığını engelleyebildiğini söyledi. Ayrıca zaman içinde protez parçalarında aşınma ve gevşeme görülebileceğini ifade eden Altıntaş, protez çevresinde oluşan kırıkların da revizyon ameliyatı gerektirebilen nedenler arasında yer aldığını belirtti.</p>

<p style="text-align:justify">Ameliyat nasıl yapılır?</p>

<p style="text-align:justify">Revizyon diz protezi ameliyatının önceki diz ameliyatındaki yara izinin bulunduğu bölgeden ekleme ulaşılarak yapıldığını belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, ameliyat sırasında enfeksiyon olup olmadığının tekrar değerlendirildiğini ifade etti. Protezin hangi parçalarının yıprandığı, gevşediği veya yerinden çıktığını belirlemek için protezin metal ve plastik parçalarının detaylı şekilde incelendiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:justify">Kemiği korumak amacıyla protez parçalarının dikkatli bir şekilde çıkarıldığını ifade eden Altıntaş, daha önce çimento kullanılmışsa çimento artıklarının temizlendiğini belirtti. Revizyon protezi için kemik yüzeylerinin hazırlandığını kaydeden Altıntaş, önemli kemik kaybı bulunan durumlarda protezin ana bileşenlerine metal takviyeli bloklar eklenebildiğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Diz protezi implantının çimentolu olarak kemiğe yerleştirildiğini ve tutunmasının sağlandığını belirten Altıntaş, ameliyatın sonunda eklem içinde birikebilecek kan ve sıvının boşaltılması için dren yerleştirildiğini, ardından eklem kapsülünün onarıldığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yildirimgazetesi.com/diz-protezi-her-zaman-kalici-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yildirimgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yildirimgazetesi-com/uploads/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-29-101238.png" type="image/jpeg" length="33930"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
