Öncelikle yazılarımı halkımla buluşturan Yıldırım Gazetesine, Sayın Genel Yayın Yönetmenine, Sayın Yazı İşleri Müdürüne ve diğer tüm çalışanlarına teşekkür eder şükranlarımı sunarım.
Yasama, yürütme ve yargıdan sonra 4. güç medyadır. Yani basılı ve görsel yayın organlarıdır. Toplum üzerinde ulusal ve yerel medyanın etkileri çok büyüktür. Günümüzde siyasal, sosyal, ekonomik düzeni sunucu kitle iletişim araçları yani medya hem ticari birer kurum hem de kamu görevi yapmakla yükümlü organlardan oluşmaktadır. Kamuoyu oluşturmakta ve açıklama sürecinde çok önemli sorumluluklar üstlenmiştir. Farklı kültürleri birbirine bağladığını, bilgi aktardığını, bu sayede dünyanın küçüldüğünü de görmekteyiz.

Basılı ve görsel basının haberleşmenin yanında büyük ölçüde eğitime katkıları vardır. Yayınladıkları bilimsel ve eğitsel programlarla halkın eğitim seviyesini artırmaktadır. Sağlık programları ile sağlıklı yaşama bilincini vermektedir. Örgün eğitim mensupları yani öğrenciler için hazırlanan ve yayınlanan programlar öğrencilerin bilgilerini artırmada yardımcı olmaktadır. Çeşitli bilgi testleri ve işledikleri konularla okul çağındaki çocukların sınavlarda başarılı olmalarında önem arz etmektedir. Eğitimde yardımcı güç olması çok önemlidir. Kütüphaneleri dolduran onca kitap, dergi, mecmua sayesinde bilgi edinme kaynakları çoğalmıştır. İnsanoğlunun hayatı boyunca müracaat edeceği bilgi hazineleridir.

Burada şunu belirtmek isterim ki, toplum olarak okuma alışkanlığımız zayıftır. Günlük gazetelerin resimlerine ve başlıklarına bakar geçeriz. Onca makale yayınlanmaktadır, bunları kaç kişi okuyor? 80 milyonluk ülkede günlük gazete alan kaç kişi vardır? Mahalli küçük gazeteler ancak resmi ilanlarla ayakta durabilmektedir. Toplum hayatında bu kadar önemli yeri olan basının desteklenmesi gerekmez mi?

Medya gücünü elinde bulunduranların da doğru, dürüst, sağlam karakter sahibi kişilerin olması çok önemlidir. Şunu belirtmek isterim ki sana gerçekleri söyleyen gazetecilere kızıyor, yalan haber yazan gazeteciyi alkışlıyorsan; o alkışladığın gazeteci gün gelir seni de satar. Çünkü yalancı gazeteci karaktersizlik örneği gösterir, insan satmakta üzerine yoktur.

Burada birkaç kelime de TRT´ye yazmak istiyorum.
Halkın vergileriyle yaşayan, ayakta duran TRT toplumun ortak malıdır. Doğru dürüst halktan devletten yana yayın yapması gerekmez mi? Bir grubu, toplumun bir kesimini destekleyici yayın yapması ve diğer kesimleri dışlayan bir tutum içinde olması halkı, toplumu böler, kargaşaya neden olur, iç düzenin bozulmasını körükler ki bu da devletin, milletin bölünmesine gider. Çok tehlikelidir. Son günlerde haberlerde izlediğim TRT eski genel müdürü İbrahim Şahin´in açıklamaları infial yarattı. Utanç verici. Hani derler ya “özrü kabahatinden büyük” işte öyle bir şey. TRT´ye aldıkları kişilerin. “iktidara yanlı yayın yaptıkları için aldıklarını” beyan etmesi TRT´nin yansızlığına iyiden iyiye gölge düşürmüştür. Bu tamamen bölücülüktür, topluma ihanettir, vatan hainliğidir. Karakteri bozuk medya mensupları toplumda ahlak çöküntüsüne neden olurlar. Telafisi güç yaralar açarlar. Yakın zamanda ülkemizde bunun zararlarını görmedik mi?

Medya üzerine yazı yazarken basın özgürlüğünden söz etmemek olmaz. Tek cümleyle belirteyim “BASIN HÜRDÜR SANSÜR EDİLEMEZ.” Basın özgürlüğü, haber, fikir ve düşünceleri çoğaltıcı araçlarla serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür.

Basın özgürlüğü, bir çok anayasada, uluslararası bildiri ve sözleşmede düşünceyi açıklama özgürlüğü ile birlikte ele alınmıştır.

1776 da Virjinia İnsan Hakları Yasasının 12. Maddesinde, basın özgürlüğünün en güçlü kalelerinden biri olduğunu ve sadece despot hükümetler tarafından engellenebileceğini ilan etmiştir.1789 Tarihli Fransız İnsan Hakları ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, düşünce özgürlüğü ile birlikte düşüncelerin yayılmasına dair ifadeler mevcuttur.

Basın özgürlüğü konusunda ilk kalıcı düzenleme ise Amerikan anayasasına 1791 tarihinde “kongre söz ve basın özgürlüğünü engelleyici yasa yapamaz” maddesinin eklenmesiyle basın özgürlüğü garanti altına alınmıştır. Diğer demokratik devletlerde aynı yolu izleyerek basın özgürlüğünü anayasal güvence altına almıştır.

2.Dünya savaşından sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10 Aralık 1948 tarihinde Paris´te ilan ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 18. Maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Anayasamızın 28. Maddesinde BASIN HÜRDÜR SANSÜR EDİLEMEZ. Basımevi kurmak izin alma ve maddi teminat yatırma şartına bağlanamaz denilmektedir. 27. Maddesinde, basın özgürlüğü hakkı Anayasamızın 1.,2.,3. Maddelerini değiştirilmesini sağlamak amacıyla bu hak kullanılamaz denilmektedir.

Devlet yaşamında insanların düşüncelerini serbestçe açıklayabilmeleri sayesinde gerçeklerin ortaya çıkabileceği, bu yolla yanlışlıkların, yolsuzlukların, hukuk dışılıkların, çelişkilerin su yüzüne çıkacağı ve bunda kamu yararı bulunması gerçeği demokratik hukuk devletlerinde bu özgürlüğün kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, sosyal, hukuk devleti olduğu unutulmamalıdır.

Devlet baskısı ve korkusu ile yaşayan bir basın, kamunun avukatlık görevini yerine getiremez. Toplumsal yararı savunamaz. Basın özgürlüğü, basına tanınmış bir ayrıcalık değil, kişilik hakları gibi korunan bir hak olarak değerlendirilmelidir.

Basın mensuplarının görevlerinden ötürü tutuklanmaları hapse atılmaları anayasa ihlalidir. Demokratik hukuk devleti olan ülkemizde, devleti yönetenlerin kişisel ihtiras ve kinlerinden dolayı basın mensuplarının tutuklanmasını demokrasiye inanan herkesin kınaması ve karşı durması gerekmez mi?