Asgari ücretli baba, iyi bir gelecek sahibi olsun diye çoçuğunun liseye devam etmesine karar verir. Devlet lisesinde okuyan alt ve orta gelirli bir çocuğun ortalama masrafı aylık 200 tl civarındadır. Bin 400 lira asgari ücret alan baba kiradan kalan 800 liranın 200 lirasını hiç düşünmeden çocuğuna ayırır.

Okul önlerinde gezen uyuşturucu satıcılarının, okul içinde haraç kesenlerin, alanındaki uzman olmayan sözleşmeli öğretmenlerin, hak etmediği halde kumpasla göreve getirilmiş okul müdürlerinin, bölücü ideolojilerini yaymaya çalışan okul üniforması giymiş küçük teröristlerin, ezbere dayalı öğretim sisteminin, ‘akşam olsa da eve gitsek´ mantığıyla ders anlatan tecrübeli öğretmenlerin, boş geçen derslerin, tarikat ve cemaatlere peşkeş çekilmiş müfredatların, kalabalık sınıfların, yeterli bütçe alamayan personelsiz ve yetersiz okulların olduğu eğitim-öğretim sisteminde 4 yıllık liseyi mucizevi bir şekilde bitirir.

Devlet okullarının dershane ve özel okulların kucağına atmaya uğraştığı halde maddi durumu olmadığı için dersaneye gidemeyen çocuk evin salonunda ders çalışarak üniversite sınavlarına girer ve Uludağ Üniversitesi İşletme Fakültesini okumak için İnegöl´e gelir.

Asgari ücretli baba büyük umutlarla şehrinden çıkıp çocuğuyla kayıt yaptırmak ve ev tutmak için İnegöl´e doğru yola çıkar.

Üniversitede kayıt işlemlerini yapar ve çocuğunun kalması için yurt aramaya başlar. Yurtların yetersizliği yüzünden dolu olduğunu görünce ev aramaya koyulurlar.

Baba, perdesiz camlarda ‘Kiralık Değildir´ yazılarını görünce kısa bir şaşkınlık geçirir.

İnegöl caddelerinde gezerken ‘öğrenciye kiralık ev var mı?´ diye soru sorduğu kişilerden bir kısmı Suriyeli çıkınca şaşkınlığı daha da artar.

Baba ve çocuğu yorulmuşlardır ve dinlenmek için bir kafeye otururlar. Kafede güler yüzlü garsona sorduğu ‘evladım çocuğum öğrenci yeni kayıt yaptırdık, bildiğin kiralık daire var mı?´ sorusuna, ‘amca iki ay sonra düğünüm var, ben bile ev bulamadım´ cevabını alınca morali iyice bozulur.

Baba çayını yudumlarken çocuk internetten ev aramakla meşguldür. Tam bu sırada ‘öğrenciye kiralık ev´ ilanı ile karşılaşır. Baba hemen ilan sahibini arar ve adreste buluşurlar. Baba ve çocuk daireyi beğenirler. Daire sahibi de kiracı adaylarını sever.

Kiracı adaylarını çok seven ev sahibi aylık kiranın bin 400 lira olduğunu söyler.

Asgari ücretli baba önce yutkunur. Soğuk bir ter damlası alnından çıkıp sağ gözünün yanıyla saçı arasından yanağına doğru ağır ağır süzülür.

Önce bir ay boyunca binbir zorlukla çalışıp aldığı ücretin ev sahibinin istediği rakamla olan benzerliğini farkeder. Sonra çalışırken kendinden yaşça küçük şeften yediği hakaretler aklına gelir. Eve bitkin bir halde geldiği akşamları, sabah işe gitmek için kalkarken yaşadıklarını düşünür.

Bir şekilde bu çocuk okutulmalıdır. Öyle ya kendisi de okumadığı için fabrikalarda işçilik yapıyor mu?

Kesin kararını yıllar önce işten çıkarıldığı gün eve gittiğinde vermiştir. Hanımına söz verir, ‘Ne olursa olsun çocuklarımı okutacağım!´

Bin 400 lira ücret karşılığı bir ay boyunca çalışan baba, aylık bin 400 lira karşılığında çocuğu için evi tutar.

Çocuk 4 odalı daireye bir şekilde ev arkadaşı bulacak, masrafı asgari düzeye çekecek ve babasına fazla yük olmamak için uğraşacaktır.

18 yaşında anasının kuzusu bir genç, hiç bilmediği bambaşka bir şehirde az parayla yaşamayı bir şekilde öğrenecektir.

National Geographic çöllerde aç susuz yaşayan aslanların nasıl hayatta kaldığını öğrenmek için aylarca çöllerde yaşayacağına, 17 yaşındaki fakir aile çocuğunun İnegöl´de nasıl okuduğunu çekip belgesel yapmalıdır.

Zira ikisinin arasında ne kadar fark var ki?

İnegöl yaşam şartları açısından bir çok şehirden daha iyi. Öğrenciler başka şehirlerde daha ağır şartlarda okumaya çalışıyorlar. Fakat ilçemize okumaya gelen öğrencilere karşı fırsatçılık yapmamamız gerekiyor.

Unutmayalım ki onlar bizim ve ülkemizin geleceğidir. Ne ekersek onu biçeriz.

Bu arada dairesini aylık bin 400 lira asgari ücret alan babaya aylık bin 400 liraya kiraya veren ev sahibine ne mi oldu?

Baba ve çocuğunu sevdiği için merhamet gösterip depozito almadı. O arada ikindi ezanı okundu ve namaz takkesini başına geçirip koşar adım camiye doğru gitmek için hızlandı.

Allah kabul etsin!

**********
YARDIMCI KİTAP SORUNU

Bir öğrencinin kıyafet ve kırtasiye masrafı ise ortalama 600 lira tutuyor.

Öğrencilerin okul kıyafet masrafları 200 lirayı bulurken kırtasiye masrafları ise sınıfına göre 250 ile 400 lira arasında değişiyor.

Veliler mevcut masraflarla uğraşırken üzerine bir de kitap masrafları ekleniyor.

‘Okul kitaplarını devlet veriyor´ diyebilirsiniz. Evet, devlet öğrencilerin kitaplarını tedarik ediyor. Ancak veliler yine de kitap almaya zorlanıyor.

Öğretmenler ‘yardımcı kitap´ adıyla velilere kitap aldırıyor. Üstelik bunu zorunlu kılıyor. Veliler de çocukları zor durumda kalmasın diye para verip alıyor.

Bunun iki sebebi olabilir.

Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığının dağıttığı okul kitapları yetersiz ve bu yüzden öğretmenler ilave kitap istiyor.

İkincisi, öğretmenler ve okullar aracılığı ile yayınevlerine rant sağlanıyor.

Birinci sebep, Milli Eğitim Bakanlığının yetersizliği anlamına gelir ki bu durum kabul edilemez.

İkinci sebep, ihtimali üzerinde dahi durmak istemediğim bir konu.

Ancak velileri zor durumda bırakan bu durumun başka türlü açıklaması olamaz.

Her sene müfredat ve sistem değiştirerek öğrenciler ve öğretmenlerin başını döndüren hükümet, bu soruna bir an önce el atmalıdır.

*********

ÇOCUKLARIMIZI KİMLERE EMANET EDİYORUZ?

İstanbul Ümraniye´de dün bir ilkokulun bahçesinde 1 kişinin öldüğü, 2 kişinin de yaralandığı servisçi çatışmasına ilişkin 8 kişi gözaltına alındı. Çatışmada ölen Cüneyt Elik´in kasten yaralamadan emniyette 3 kaydı olduğu ortaya çıkarken, aranan 4 kişiden birinin de, ‘Çocuğun cinsel istismarı´ndan poliste kaydı bulunduğu ortaya çıktı.

Çatışmanın karşı tarafında yer alan Kerem Beyazıt´ın uyuşturucudan 2 kaydının bulunduğu tespit edildi.

Servis şoförleri ile ilgili bir an önce profesyonel bir çalışma yapılmalıdır.

Fabrikada işçi alırken sabıka kaydı isteniyor da çocuklarımızı emanet ettiğimiz servis şoförlerinden sabıka kaydı isteniyor mu?

Böyle saçmalık olur mu?

Ne yani, çocuklarımızı uyuşturucu satıcılarına, tacizcilere, çocuk tecavüzcülerine, kısacası ruh hastası sapık katillere mi teslim edeceğiz?

********
NE OLUYOR BİZE

Hatırlayacağınız üzere geçtiğimiz 14 Ağustos´ta Adana Merkez Yüreğir İlçesi´nde bir elektronik firmasında çalışan Muhammet Reşit Yıldırım, işyerinin kamyonetine bindiği sırada, Emrah B.´nin 4 el ateş etmesi sonucu öldü.

Emrah B., adliyeye sevk edilirken, “Öldürdüğüm kişi 13 yaşındaki kızıma tecavüz etti. Ben bu cinayeti, başka kızların başına gelmesin diye işledim” derken, sevk edildiği mahkeme tarafından tutuklandı. F.N.B. ise, psikolojisi bozulduğu için Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi´nde tedaviye alındı.

Bu olay ülkede epey gündem oldu. Hatta önemini azaltsa da hala sıcaklığını koruyor. Böylesine vahim bir olayı destekleyenler de oldu, ne olursa olsun kimse kimseyi öldüremez´ diyenler de.

Fakat geçtiğimiz günlerde kızına tecavüz edildiği için katil olduğunu beyan eden şahsın 15 yaşındaki Suriyeli sığınmacı genç kızla evlenmek istediği, ailesi vermeyince de evini basıp babasını tehdit ettiği ortaya çıktı.

13 yaşındaki kızına tecavüz eden genci öldürüp sözde kahramanlık yapan adam 15 yaşındaki kızı vermediler diye kızın evini basıp babasını tehdit ediyor.

İnsanlık olarak daha ne kadar adi olabiliriz merak ediyorum.

*********

Velhasıl...

Milli Eğitim, Milli Sıkıntı olmaya devam ediyor.