“Ben Bir Anneyim”

Bursa Milletvekili Mecliste Konuştu, Herkesin Gözleri Doldu

“Ben Bir Anneyim”

AK Parti Bursa Milletvekili Vildan Yılmaz Gürel, TBMM Genel Kurulu'nda Down sendromu, otizm ile diğer gelişim bozukluklarının tespiti ve çözümüyle ilgili partisi adına söz aldı. Burada kendisinin de bir engelli çocuk annesi olduğunu ifade eden Gürel, konuşması sırasında sık sık duygusal anlar yaşandı.

Gürel, çocuğunun hastalığa yakalandığı günü anlatırken, sık sık duraksadı. Gürel'in duraksama anlarında meclisteki tüm partilerden de destek alkışı geldi.

Vildan Yılmaz Gürel, “Bilindiği üzere, kader, insanlara, zamana ve mekâna göre farklı farklı roller tevdi eder. Hâlihazırdaki rolüm gururlu anneliğimdir. Neden anneliğin derseniz, tam olarak anlatamayabilirim ama biraz izah etmek istiyorum. Allah bana sağlıklı sıhhatli 3 tane evlat lütfetti. Ömrümde birkaç kere bazılarının fısıldaştığını, "Çocuğum havale geçirdi" dediğini hatırlıyorum. Fakat bir sabah 3 kardeşiyle birlikte evlatlarımla gülüyor, oynuyorduk. Zaten, birçok şeyi duyarız, biliriz, söyleriz. Fakat ancak kendi hayatımızda yaşadığımız zaman, idrak ederiz. İşte o sabah ben havaleyle tanıştım ve gerçekten idrak ettim. Ondan sonra, iki ay yoğun bakım kapısında geçen sürecimizde, bir uzman hekimin bilebildiği kadarıyla havaleyi tanımış oldum ve hayatım tamamen bunun üzerine yeniden değişti ve kuruldu. Böylece annelik vasfıma bir lütuf daha eklenmiş oldu. Hamdüsenalar olsun kızım, Berram yaşıyor. Ne var ki, diğer kardeşleri büyüdüler, kendi ihtiyaçlarını karşılıyorlar, hâlen gülüp oynuyorlar, koşturuyorlar ama Berram artık benden en sevdiği ev köftesi ve kızartmayı isteyemiyor. 6 yıldır tadını unuttu. Yarım kalan bale kursunu bırakın, ayakları üzerinde duramıyor, yatıyor. Şimdi, bunları niye anlattım? Sayın vekiller, ben, Nasreddin Hoca'nın altını kırmızı kalemle çizdiği gibi, çocuğu öyle ya da böyle teşhis adı ne olursa olsun, nörolojik hastalıklardan ötürü özel birey olarak adlandıran ve özel eğitim gerektiren evlatlarımızın anneleriyle aynı kaderi yaşayan, yani damdan düşen bir anneyim. Çünkü ister otizm, ister Down sendromu, ister havale, ismi ne olursa olsun diğerlerinden hatta kendi kardeşlerinden farklı. Temennim odur ki, bu farkı toplum olarak el birliğiyle kapatalım. Onlar bizim bebek kalan evlatlarımız, huzurumuz, şükrümüz. Amenna deyip kabullenen ama mücadelesi hiç bitmeyen bizleriz. Bu manada, aynen sayın Çetin Arık'ın bahsettiği mücadelesini ve başarısını tebrik ediyorum. Gelin otizmli, Down sendromlu, lösemili velhasıl tüm çocuklarımızla kırmızıya-beyaz bulutlara, sarı ağaçlara, turuncu demesini öğrenelim. Onlarla mutlu olalım. Gelin her şeyi ile sadece ebeveyn şefkatine ve ilgi alakasına, desteğine muhtaç hale gelen, toplumdan ve sosyal yaşantıdan izole edilmeyi hak etmeyen, aksine daha fazla sahiplenilmesi gereken bir bireye sahip olmanın huzurunu, toplum olarak birlikte yaşayalım. Şahsım onları temsil eden değil, onlardan biriyim. Kendi çocuğumla alakalı geç kalmış olduk. Teşhis konulamadı, uzun süre tedavi başlanılamadı ve hep geç kaldık. Takdiri ilahi ama birisi için dahi yapılacak bir şeyler olabilir. Bahsettiğim bu gerçeklerle, evvela sorumluluk ve vebal duygusuyla, hakkını verebilmek adına, daha önce yarım kalmış bu meseleyi yenilemek istedim. Zira elde edilen verilere göre, otizm görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artmıştır. Şöyle ki, tanısı 1985 yılında 2 bin 500 çocuktan 1'ine konulurken, 2001 yılında 250, 2013 yılında ise 88 çocuktan 1'ine konulmuştur. Günümüzde ise 68 çocuktan 1'i otizmli doğmaktadır. Ülkemizde 70 bin civarında Down sendromlu, 550 bin civarında otizmli çocuk olduğu tahmin edilmektedir. Gerçi diğer vekillerimiz farklı veriler verdi. Bunun kesin rakamı da henüz istatistik olarak çalışılmamış. Oradan anlıyoruz ancak vaka gün geçtikçe bu tanıların arttığı, otizmli çocukların sosyal çevrelerine direkt etkileri göz önüne alındığında, yaklaşık 2 milyon bireyin bundan doğrudan etkilendiği görülmektedir. Oysa otizm bozukluğu 6 ay ila 1 yaş arasında doğru teşhis edilir ve doğru bireysel eğitim verilirse, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Kaldı ki, çocuk nüfusunun yüzde 13 gibi önemli bir kısmının dikkat eksikliği ve hiperaktive bozukluğuna sahip olduğu halde bunların ancak yüzde 3'ünün tespit ve tedavi imkanlarına başvurmaktadır. Bu husus da önergeyi sizlere sunmamızı elzem kılmıştır. Özetle, hazırlamış olduğumuz bu önergeyle toplumda Down sendromu, dikkat eksikliği, hiperaktive bozukluğu ve özgül öğrenme güçlüğü, otizmli bireylerimizin hayat kalitelerini daha da artırmak, özellikle erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon konusunda eksikliklerin giderilmesi ve bu sıkıntılarla alakalı gerekli önlemlerin alınması hedeflenmiştir. Bu minvalde toplumumuzda kader birliği yaptığımız binlerce annenin ve ailenin yakından takip ettiği bu konuda ortak hareket etmenin memnuniyetini taşıyorum.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner17

banner18