ÇOCUKLAR GÜVENLİ BİR DÜNYAYI HAK EDİYOR

Göçten en çok çocukların etkilendiğini belirten UNICEF İletişim Uzmanı Tülay Güler, çocukların hiç kimsenin küçüğü değil, bir birey olduğuna vurgu yaparak, “Yaradılış gereği sadece bağımlı olarak dünyaya gelir. İhtiyaçlarının karşılanarak güvenli bir ortamda büyümesi gerekir. Çocuklar her zaman istismara, sömürüye, kötü niyete karşı daha savunmasızdır. Onları korumamız gerekir. Çocuklar güvenli bir dünyayı hak ediyor” dedi.

ÇOCUKLAR GÜVENLİ BİR DÜNYAYI HAK EDİYOR

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği´nin (SGDD) Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü´nün (BYEGM) desteğiyle Antalya´da düzenlediği eğitim toplantısında ele alınan en önemli konulardan biri de Birleşmiş Milletler´in (BM) ülkemizde ağırladığımız milyonlarca mülteciye yardımlarının hangi düzeyde olduğuydu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (MYK) İletişim ve Enformasyon Sorumlusu Sevcan Hacılar, sunumunda Türkiye´deki faaliyetleri ve mültecilerin medyada koruma ve ihtiyaç odaklı temsili konusunda bilgiler verdi.

DOĞRU VE GÜVENİLİR BİLGİNİN ÖNEMİ

“Sosyal medyada göçmenlerle ilgili yayılan bilgilerin çoğu yanlış. Bizim iletişimimiz telefon ya da e-posta ile oluyor. Yüz yüze gelmek önemli. Medya ile mülteciler konusunu konuşuyoruz. Dünyada zorla yerinden edilme küresel olarak da çok artmış durumda. Her yıl yayınladığımız raporda yenilenen bilgilere yer veriyoruz” diyen Sevcan Hacılar, “2014 yılı itibariyle 2. Dünya Savaşı´ndan sonra en çok insan yerinden edildi. 65,6 milyon kişi çatışmadan, savaşlardan kaçmış olarak zorla yerlerinden edilmiş durumda. Medya, zorla yerlerinden edilmiş kişilerin bilgilerinin paylaşımında önemli. Bilginin doğru ve güvenilir kaynaklara göre oluşturulması ev sahibi halkta algıyı bir noktada tepkiyi, tepki de politikaları etkiliyor. 65,6 milyon kişi çocukları, geleceğe dair planları olan ama evlerine bomba düşünce bu kararları vermek zorunda kalan insanlar. Şu anda dünyada 113 kişiden 1´i yerinden edilmiş durumda. Suriye halkının üçte ikisi yerinden edilmiş durumda. Yerinden edilmiş insanlarla dünyanın en büyük 20. nüfusa sahip ülke olurdu” ifadelerini kullandı.

SUNULAN ÇÖZÜMLER YETERLİ DEĞİL

1950 yılından bu yana son 25 yılda en büyük insani krizin Suriye´de yaşandığını dile getiren Hacılar, “23 milyon Suriye´nin savaştan önceki nüfusu. 5,2 milyonu Türkiye´nin de bulunduğu 5 ülkede yaşıyor. 6,5 milyonu kendi ülke içinde yerlerini terk etmek durumunda kaldılar” bilgisini paylaştı. Yerlerinden edilmiş kişilere sunulan çözümlerin yeterli olmadığını vurgulayan Hacılar, şöyle devam etti: “Mülteciler savaş, zulüm ya da insan hakları ihlali nedeniyle evlerinden kaçmış kişilerdir. O insanlarla konuştuğumuzda çatışma mahallesine gelinceye kadar gitme kararı vermediklerini anlatıyorlar. Gelenlerden bir çocuğun sırtında okul çantası var, yan bina bombalanınca üzerindeki eşyalarla yola çıkıyor. Mülteciler zorunlu nedenlerle bu kararı veriyor. Bir de vatansızlar var. Onlar çok zor durumdalar. Herhangi bir tabiiyetleri yok. Günlük hayatta göz ardı edebildiğimiz, hastane, okul gibi erişimlere uzak kalmış durumdalar. 10 milyon kadar vatansız kişi olduğu düşünülüyor.”

3 SENELİĞİNE KURULMUŞTU AMA…

Mülteci ya da göçmen kelime seçiminin önem taşıdığına değinen Hacılar, şunları söyledi: “2015´te Avrupa´ya göç başladığında bu kelimeler birbirinin yerine kullanılıyor. Mülteciler kendi ülkelerine geri dönemiyor çünkü ülkelerindeki şartlar aynı.  Göçmenler ülkelerine dönebiliyor. Daha iyi şartlar için, eğitim için gelebiliyor. Göçmenlerin de insan hakları var ama mültecilerin içinde bulunduğu hassas durum çok daha önemli. Dünyada herhangi bir kişi zulümden kaçarak başka bir ülkeye sığınabiliyor. 18 yaş altı nüfus mültecilerin yüzde 51´ini oluşturuyor. Ve bu çocuklar büyük travmalarla o ülkede bulunuyor, dil bilmiyor. Yüzde 84´üne gelişmekte olan ülkeler ev sahipliği yapıyor. Mültecilerin sorumluluğu uluslararası dayanışma gerektiriyor. Tüm uluslararası camianın fon ya da başka mekanizmalarla mültecilerin sorumluluğunu üstlenen ülkeleri desteklemesi gerekiyor. Türkiye 2011 yılından itibaren destekliyor. Hangi ülke olursa olsun, böylesine bir mülteci sayısında sıkıntı yaşardı. Olağanüstü bir koordinasyonla bunu üstlendik. Biz ne yapıyoruz? UNHCR olarak mültecileri korumak ve mülteci sorunlarına çözüm bulmak için çaba gösteriyoruz. 3 sene için kurulmuşuz ama hâlâ çalışmalara devam ediyoruz.”

MÜLTECİLİK HALİNİN BİTME YOLLARI

Mültecilik halinin bitmesinin çeşitli yolları olduğuna dikkat çeken Hacılar, bu ifadeleri kullandı: “Evlerine gönüllü geri dönüş; mülteci olmasına neden olacak durum ortadan kalktığında olacak bir çözüm. Yerel entegrasyon; bunun da ekonomik ve sosyal boyutları var, çok kapsamlı ele alınması lazım. 3. ülkeye yerleşim. Bu konuda farklı algılar var. En kalifiye mültecilerin gittiğine dair bir bilgi var. Hayır, en riskli grup. Toplumsal ve cinsel şiddete maruz kalmış, sağlık sorunları, refakatsiz çocuk ve kadınlar yani acil yardıma ihtiyacı olanları gönderiyoruz. Mülteciler üçüncü ülkeye başvuramıyor. Göç idaresinden hassas dosya sevki oluyor. Gidecekleri ülkeyi seçemiyorlar. Kontenjanlar var. Son kararı vermek bu ülkelere kalmış oluyor. Mülteci odaklı haberlerde içerik, dil görseller çok önemli… Yaşlılar, engelliler, çocuklar var. Güvenilir kaynaklara göre haberlerin yapılması yapılmadığı takdirde mültecilerin istenmeyen kişi olmaları gibi bir durum ortaya çıkıyor. Mültecilerin içindeki durum doğru aktarılması oldukça önemli…”

ÖNCELİK TEMEL İHTİYAÇLAR

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) İletişim Bölümü Asistanı Cem Mehmethanoğlu da, kamuoyunda göçmen algısı ve iletişimine yönelik yaklaşımı anlattı. Uluslararası Göç Örgütü (IOM)-Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşu´nun Türkiye´deki ilk ofisini Körfez Savaşı sonrasında 1991 yılında açtığını hatırlatan Cem Mehmethanoğlu, “Kuruluşun faaliyetleri Iraklı mültecilerin üçüncü ülkelere yeniden yerleştirilmesi ile başlamış, sonraki dönemde göç yönetimi programlarıyla genişlemiştir. IOM´nin Türk Hükümeti ile olan ortaklığı Türkiye´nin IOM´ye üye olduğu 2004 Kasım ayında resmileşmiştir. IOM Türkiye, 2011 yılındaki Van depreminden sonra acil durum müdahale programlarını başlatmıştır. Bu programlar özellikle 2011 Suriye krizinden ve 2015 Akdeniz mülteci krizinden sonra bu bölgesel çatışmaların ve krizlerin göçle ilgili sonuçlarına müdahale etmek amacıyla genişlemiştir” bilgilerini verdi.

25 YILLIK DENEYİM

“Türkiye´de 25 yılı aşan operasyonel deneyim ile Ankara´da merkez ofisi, İstanbul ve Gaziantep´te şubeleri bulunan IOM Türkiye Misyonu´nun ülke içerisinde 15 farklı noktada 400´den fazla çalışanı var” açıklamasında bulunan Mehmethanoğlu, şunları söyledi: “Acil durum müdahalesi, eğitim geçim desteği, gıda güvenliği, sağlık ve temel ihtiyaçlar önceliğimiz. Göç yönetimine ve sınır yönetimine destek, yer değiştirme sorunlarını çözmek ve yerleştirme takibi yapmaktır.”

YÜRÜTÜLEN PROJELER

Yürüttükleri projelerle ilgili bilgiler de paylaşan Mehmethanoğlu, şunları söyledi: “Çevrimiçi Bilgi Platformu ve göç üzerinde farkındalık ile göçmen uyumu ve sosyal uyum güçlendirilmesi için destek projesi. Göçmenlere ve mültecilere bilgi sağlamak amacıyla İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) ile koordineli bir şekilde geliştirilmiş bütünsel çevrimiçi platform. Çeşitliliği ve göçün olumlu etkilerini öne çıkarmak amacıyla GİGM ile koordineli olarak geliştirilen halkı bilinçlendirme kampanyaları. IOM´nin kamu bilgilendirme ve iletişimin dinleyici kitlesi kamu kurumları, göçmenler ve sivil toplum kuruluşlarıdır. Geçen sene dünya çapında 6 bin 296 göçmen hayatını yitirdi. Bu yıl 27 Ekim tarihi itibariyle 4 bin 826 göçmen. Türkiye´de kaydı tutan Göç İdaresi´dir. Haberlerde şöyle yer alıyor: ‘Kırklareli´nde 67 kaçak ve sığınmacı yakalandı.´ Kaçak ya da yasadışı göç yok. Düzenli ya da düzensiz göçmenler var. Düzensiz göçmene giriyor. Yaptıkları idari kabahat, adli suç değil. Düzensiz göçmen demek gerekiyor. Göçmen kaçakçılığı ile karıştırılan bir başka şey insan ticaretidir. Göçmen kaçakçılığında suçlu organizatörler. İnsana karşı hizmet karşılığı işlenen suçtur. İnsan kaçakçılığında işlenen suç devlete karşıdır. Sovyetlerin dağılmasından sonra insan ticareti ortaya çıktı.”

EN DEZAVANTAJLI GRUP

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF İletişim Uzmanı Tülay Güler de göç eden çocukların durumu ile ilgili bir sunum yaptı. “Biz yerel medyanın gücüne inanıyoruz. ‘Haydi Kızlar Okula´ kampanyası çok başarılı olmuştu, bunda da en çok yerel medya ile yapılan işbirliği sağladı” diyen Tülay Güler, “Daha önce Türk Kızılay´ındaydım. UNICEF BM çocuklara yardım fonudur. Tüm dünyada çocuk haklarının savunuculuğunu yapıyoruz. 190´dan fazla ülkede temiz suya erişim, çocuk hakları, en temel yaşam haklarının korunması için gayret gösteriyoruz. Çocuklar, gençler ve kadınlar için çalışıyoruz. Türkiye´de 1956 yılından beri çalışıyoruz. Kesinlikle kendi başımıza değiliz. 5 yıllık çalışma programı hazırlıyoruz, hükümetler, medya, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve kadınların katılımıyla hazırlıyoruz” ifadelerini kullandı.

EŞİTLİK VE HAKKANİYET

Kız çocuklarının çok daha fazla dezavantajlı olduğuna vurgu yapan Güler, şunları söyledi: “Çocuk evlilikleri, çocuk işçilikleri, çocuklar için adalet, engelli çocuklar en dezavantajlı kesimleri oluşturuyor. Bizim için de eşitlik ve hakkaniyet çok önemli. Benzer gibi olsa da birbirinden farklı. Eşit hakları her çocuk eşit derecede alabiliyor mu? Çocuk hiç kimsenin küçüğü değildir, bir insandır, yaradılış gereği bağımlı olarak dünyaya gelmesidir. İhtiyaçlarının karşılanarak güvenli bir ortamda büyümesi gerekir. Çocuklar her zaman istismara, sömürüye, kötü niyete daha savunmasızdır. O nedenle onları korumamız gerekir.”

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2017, 09:06
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER