Dünyaya Kur’an’ın deyişiyle çırılçıplak olarak gelen insan güçsüz, kendi kendine yetmeyen, kesinlikle bakıma, ilgi ve beslenmeye muhtaç durumdadır.

Dünyaya Kur’an’ın deyişiyle çırılçıplak olarak gelen insan güçsüz, kendi kendine yetmeyen, kesinlikle bakıma, ilgi ve beslenmeye muhtaç durumdadır. Şayet yeni doğan bir bebek kendi başına bırakılacak olursa kesinlikle yaşayamaz. İnsanın bedensel gelişimini sağlayabilmesi için mutlaka beslenmeye, bakıma ve korunmaya ihtiyaç duyar.

İnsanın zihinsel, fikirsel, bilinçsel gelişmesi ve olgunlaşması ise hem daha zor ve meşakkatlidir, hem de bedensel gelişimine oranla çok daha uzun bir süreç gerektirir. Hatta bedensel gelişim belli yaşlarda tamamlandığı halde, zihinsel ve bilinçsel gelişimin bir sonu yoktur; öğreneme ve gelişme süreci ömür boyu sürer. Bu gelişimi gerçekleştirirken, insan kendinden önce yaşamış toplumların deneyimlerinden, bilgi birikimlerinden, araştırmalarından ve çeşitli alanlardaki yararlı bulgularından yararlanır.

İnişli çıkışlı ve engebeli bir seyir takip eden insan yaşamı. İnsanın önüne her zaman pürüzsüz olarak çıkmaz. Çeşitli zorluklar vardır, sıkıntılar vardır, yoksulluklar ve yoksunluklar vardır, insanı yaptığı işten vazgeçme noktasına kadar getiren, çaresiz bırakan, aşılması imkansız gibi gözüken engeller vardır.  Oysa olumsuz gibi görünen bu tür zorluklar ve engeller aslında insanın zihinsel, fikirsel ve bilinçsel yönlerden olgunlaşması, gelişmesi için yaşam yasasının onun karşısına çıkarttığı zorunlu olan sınavlardır. Her zorluk, her sıkıntı, her engel, her üzüntü veren durum kendi özünde insana bir yığın fırsatlar ve olanaklar sunar.

Bu konuda çeşitli düşünürler, araştırmacılar ve bilginler tarafından söylenmiş özlü ve güzel sözleri sizlerle paylaşmaya devam edelim istersiniz:

“İnsanın yendiği düşmanları izlemesinin güvenilir bir yolu bunları bir liste halinde sıralamaktır

Bu düşmanlar: KORKU–AÇGÖZLÜLÜK–HOŞ- GÖRÜSÜZLÜK – BENMERKEZCİLİK – ŞEHVET – ÖFKE – NEFRET – KISKANÇLIK – SABIRSIZLIK -  SAHTEKARLIK - YALANCILIK – SAMİMİYETSİZLİK – KİBİR – ACIMASIZLIK – VİCDANSIZLIK – ADALETSİZLİK – KARALAMA – DEDİKODU-  GÜVENSİZLİK – NAMUSSUZLUK – SADAKATSİZLİK – İNTİKAM – ENDİŞE – ÇEKEMEMEZLİK – HASTALIK HASTALIĞI – KARARSIZLIK” (Napoleon Hill.)

“Etkin bir psikanalist olan Erik Erikson, hayatımızın farklı zamanlarında geçtiğimiz merhaleleri ve başarılı olmak için katlanmamız gereken durumları inceleyen ilk araştırmacılardandır. Erikson, doğumumuzla başlayan ve öldüğümüz zaman biten sekiz aşama olduğunu öne sürmüştü. Her aşamada çözmemiz gereken bir çatışma ve her çatışmayla başa çıkmanın biri uyumlu, diğeri uyumsuz iki yolu vardır. 19 ile 40 yaşları arasındaki genç yetişkinlik aşamasında en önemli konular aşk ilişkileri etrafında döner .Bu aşamadaki çatışma yakınlık ve yalnız bırakılma arasındadır. Bir sonraki aşama olan orta yaşlılık 40 ile 65 yaşları arasındadır.Artık danışma ve akıl verme yoluyla, yaşayan bir miras yaratma zamanıdır. Bu aşamada çatışma, üretkenlik ile durağanlık arasındadır.  Bir aşamayı başarıyla tamamlamak, bir sonraki aşamada da başarılı olma ihtimalini arttırır. Geçmişimizden gelen acıları iyileştirmek  için hiçbir zaman geç olmadığını gördüm.Aslında hayatımızın ikinci yarısında sahip olduğumuz en önemli imkanlardan biri, geçmişte çözümsüz kalmış yaraları iyileştirmektir.” (Jed Diamond)

“Thomas Edison felaketlerde çökmeyen, sıkıntılı bir durumu avantaja dönüştürmeyi bilen güçlü kişilere bir örnektir. 1914 yılının aralık ayında Edison’un West Drange, New Jersey’de mükemmel  laboratuvarları bir yangında neredeyse tamamen harap oldu. Edison bir gecede 2 milyon dolar değerindeki malzemelerini ve hayat boyu yaptığı çalışmalarının kayıtlarını yitirdi. “Edison’un oğlu Charles çılgınca ba- basını arıyordu. Sonunda onu  yangının yakınlarında dururken buldu, yüzü alevlerden kızarmıştı ve saçları rüzgarda dalgalanıyordu. ‘Haline yüreğim acıdı’ diyor Charles Edison. Artık genç değildi ve olan her şeyi yok olmuştu. Beni fark etti. ‘Annen nerede?’ diye bağırdı. “Onu bul ve buraya getir. Yaşadığı sürece bir daha böyle bir şey göremeyecek.” “Ertesi sabah, küle dönüşen umutların ve hayallerin arasında dolaşırken 67 yaşındaki Edison ‘FELAKETLERDE DE BÜYÜK FAYDALAR  SAKLADIR.TÜM HATALARIMIZ YANIP GİTTİ. YENİDEN BAŞLAYABİLECEĞİMİZ İÇİN TANRI’YA TEŞEKKÜRLER.” (Alan Loy McGinnis. İyimserliğin Gücü, Beyaz Yy.,İst., 1998,s.20-21)

“Oğulları Araron dört yaşındayken hızlı yaşlanma hastalığına –‘Progeria’- yakalanan ve hiç bir zaman bir metreden fazla uzayamayacağını öğrenen ve on yıl sonra da çocukları ölen Hamam Harold Kushner: ”Hayat, her zaman adil değil…Acı dayanılmaz olmadığı gibi sonsuza kadar sürmüyor.” Böyle durumlarda üç önemli şey yapılmasını öneriyor:

1) İnsanlara bağlanın,

2) Acıyı yaşamın bir parçası olarak kabullenin,

3)Farkı sizin belirlediğinizi unutmayın” (Age. s.23)

“İmkansız olanı Tanrı’ya bırakalım ve mümkün olana bakalım.” (age. s.32)

“Ne yapabiliyorsan ya da hayal edebiliyorsan, başla.” “Cesaret dehadır, güçtür, büyüdür….” “Sade-ce giriş, beynin ısınmaya başlayacaktır.”, “Başla ve iş böyle tamamlanacaktır.” (Goethe)

“Zorlukların üstesinden gelebileceklerine inananların başarısından daha parlak bir şey yoktur…” (Bruce Barton)

“Geçirdiği çocuk felcinden dolayı yürüyememesi-ne rağmen Franklın D. Roosevelt fiziksel olarak çok dayanıklıydı. Fırtına gibi bir seyahatin ardından yenilenmiş ve dinlenmiş bir şekilde başkente döndüğünde, ‘yorulmadan nasıl bu kadar işin üstesinden gelebildiği’ soruldu. Roosevelt şöyle cevapladı: ‘Şu an, ayağının büyük paş parmağını hareket ettirebilmek için iki yıl uğraşan birine bakıyorsunuz…” (age. S.45)

“Sorunlarımız genellikle yaşadığımız iletişim güçlüğünün bir sonucudur. (…) Karşımızdakine sözlerinin, davranışlarının bizim için ne anlama geldiğini –bizi üzüyor mu, sevindiriyor mu- daha sık sorabilseydik eğer, aramızda bir köprü kurmuş ve daha gerçekçi bir iletişim sağlamış olurduk.Ama zayıflığımızı göstermeye cesaret edemeyiz sözde, küçük düşmekten, mahcup olmaktan korkarız. Kafamızda çok şey vardır ama bunların pek azı davranışlarımıza yansır. Özellikle kadın-erkek, ebeveyn-çocuk ilişkileri açısından yeniden öğrenmek zorunda olduğumuz bazı şeyler var halbuki. Çoğunlukla bilinçsiz bir şekilde ağzımızdan kaçırdığımız eleştirel davranışlarımız, mesela. Sevecen olmalı ve eleştirirken ölçüyü kaçırmamalısın. Eleştiri sevginin bir fonksiyonu olmalı, ancak o zaman yerini bulur, ancak o zaman yarar sağlar  ve bizim ilerlememiz açısından önem kazanır. Ama ne yazık ki, kendini genellikle öfkenin dışavurumu olarak belli ediyor.

Birisinin kendi öfkesini sana aktarmak istediğini gözlemliyorsan, o zaman da kısasa kısas diyerek aynı şekilde hareket ediyorsun. Bu durum karşındakinde yeni bir hoşnutsuzluk yaratıyor ve eğer sen da-ha akıllı olup bu kısır döngüden bir tebessümle çıkmayı başaramazsan alabildiğine sivrileşiyor. Eleştiri bağımlılığana eğilimi olan bir insan olarak eleştirimde biçim değişikliği yaratman kaçınılmaz. Her şeye dostça yanaş ki, sana geri dönen şey re dostlu-ğu yansıtsın. Kendi içine kapanmana, yalnızlığa sığınmana neden olan yıkıcılık hep karşına çıkacak değil ya. Bir insan için en acı şey, İLETİŞİMSİZLİK ya da halk ağzıyla ‘Tüm şarkıların susması’dır.”

Nefret güçlüdür ama kayıtsızlık çok daha güçlüdür ve can acıtıcıdır. Nasılsak öyle olmamızın derin bir anlamı var. Kendi bireysel varlığımızı anlamamız açısından eşsiz olduğumuzu kabullenmemiz gerekir. Herkes birbirinin aynı olsaydı yaratılmamız için bir sebep de olmazdı. Bu durumda, kendini ayrıcalığımız sayesinde gösteren şeyin peşinde olmalıyız, an-cak o zaman ‘olan halimiz’den  hoşnutluk duyarız ve doğal olarak başkalarına aktaracağımız düş kırıklığı-mız daha az olur.” (Erhard . Freitag- Gudrun Freitag. Hayatın Hakkını Ver/Başarıya Ulaşmanın Ruhsal Yolları, Omega Yy., İst.,2003, s.97-98)

“Her güçlüğün üstesinden gelmenin bir yolu vardır. (…) Çözüm, bilinçaltımızı yeniden düzenlemekte yatıyor.

Bilinçaltı denenin mimarı olduğundan, işe daha önce verdiğimiz emirleri değiştirmekle başlamalıyız. Ancak, bilinçli olarak yeni bir hayata başlamaya karar versek de bilinçaltına yeni düşünce biçimimizi işlemedikçe o, bir hafta, bir ay, bir yıl önce verdiğimiz emirleri yerine getirmeyi sürdürür.Tek bildiği şey bize hizmet etmektir ve bunu iyi yapar. Bilinçaltı, emirlerimizi değiştirinceye kadar onları yerine getirmeyi sürdüren sadık hizmetkardır. Onun bildiği ve uyguladığı emirler aslında bizim kendimizle ilgili inançlarımızdır.

Hiç, bir süre enerji kaybettiğinizi, kolayca yorulduğunuzu, her bulaşıcı hastalığa yakalanacak kadar zayıf düştüğünüzü düşündüğünüz oldu mu? Olduysa ve sonunda düşündüğünüz şeye başınıza geldiyse şaşırmayın. Emir alıcı ve uygulayıcı bölümler tam bir uyum içinde demektir. Evet, bilinçaltı sürekli olarak, istediğimizi düşündüğü şeyleri tecrübe etmemizi sağlamaktadır.” (Jack Ensign Addington. Yüzdüyüz Düşünce Gücü,Akaşa Yy. ist.,2000,s.35)

ÖZSÖZ: “Her güçlüğün üstesinden gelmenin

bir yolu vardır. (…) Çözüm, bilinçaltımızı yeniden düzenlemekte yatıyor. (Jack Ensign Addington)