NÜFUS VE AİLE PLANLAMASI

1974’lü yılları hatırlayanlar bilir. O yıllarda Hükümetin aldığı bir karar ile Nüfus ve Aile Planlamasının ilk uygulamaya başladığı yıldı. Nüfus artışının sağlıklı bir şekilde ve sınırlı olması maksadı ile başlatılan seferberlikte, ayrıca Aile planlaması da buna paralel olarak yürütülmekteydi. Nüfus planlaması için birde sağlık kuruluşlarında bedava prezervatif bile dağıtıyorlardı. Sağlık merkezlerinde ve hatta H.E.M bünyesinde konu ile ilgili bilgilendirme seminerleri tertip ediliyor, aileler bilinçli ve sağlıklı çocuk sahibi olma yolları anlatılıyordu.

O günlerde gazeteden bana bu konu ile ilgili bir röportaj yapmamı istemişlerdi. Bilindiği gibi doğu bölgelerinde genelde 6 çocuklu aileden az aileye rastlamak mümkün değildi. Hele, hele kırsal kesimlerde bu sayı daha fazla oluyordu. Abartısız 16 ile 20 çocuklu ailelere bile rastlamanız mümkündü. Ben bizim otelde ki yazıhanede başladım yarın yapacağım röportaj sorularını hazırlamaya. Ben harıl, harıl soruları tespit etmeye başlamıştım ki otelin sürekli müşterilerinden Cafer ağabey yanıma yaklaşıp:

“Hayırdır Yusuf gardaş ne yazıyorsun öyle?”

Diye sordu. Cafer ağabey uzun yıllar Almanya da çalışmış ve sonunda memlekete dönmüştü. Şimdi ise hayvan alım satım işi ile uğraşıyordu. Kars’ta bu işi yapanlara cambaz adı verilirdi. Bazıları Celepçi der. Her neyse ben başımı kaldırıp ona cevap verdim:

“Yarın bizim gazete için bir röportaj yapacağım onun sorularını hazırlıyorum Cafer Ağabey.”

Cafer ağabey meraklı başladı beni sorguya çekmeye. Ben de ona yapacağım röportaj hakkında bilgi verdim. Cafer ağabey başladı gülmeye ama öyle böyle değil, adeta gülme krizine girdi mübarek. Ben şaşırmış bir vaziyette merakla onu izliyordum. Bu adam neden gülüyor diye? Nihayet Cafer Ağabey kendini toparlayıp, neden güldüğünü açıklamak amacı ile başladı bana başından geçen olayı anlatmaya:

“Bak Yusuf, sen boşuna bir yerlere gidip çok çocuklu aile arayıp durma. Hazır haber ayağına geldi. Şimdi ben anlatayım sen de yaz:

Bizim köyde Saniye diye bir kıza sevdalanmıştım. Anamlar o olmaz sana Şükriye’nin kızını alacağız diye tutturdular. Ya kardeşim neden o olmaz diye sorunca:

“Oğul onun anası hep kız doğurdu. Bir tane bile erkek evladı yok. Şükriye’nin 8 çocuğunun yedisi erkek biri de eksik etek Fadik çıkıverdi. Onun için Fadik kızı alacağız sana.”

Ben köyde gençler arasında tek okumuş biri idim. Liseyi en iyi derecede bitirdim. Babamın durumu iyi olmadığından beni Üniversiteye göndermemişlerdi. Ben de askere gidip biran önce hayata atılmayı planlıyordum. Ama insanın her isteği olmuyor. Her neyse, Askerlik sonrası yine evlilik durumum konuşulur olmuştu evde. Ben Saniye diyorum. Anam Fadik diyor. Sonunda ben Saniye’yi kaçırıp İlçede Dayımların yanına götürmüştüm. Lafı fazla uzatmayalım ben Saniye ile evlenerek muradıma ermiştim. Bu evliliği anam bir türlü içine sindirmemiş, gözü hala Fadik de idi. Aradan birkaç ay geçti bizim hatun ilk kızımıza hamile kalmıştı. Anam Saniye’ye karşı biraz yumuşamış gibiydi. Nede olsa torun torba sahibi olacaktı.”

Cafer ağabeyi anlatmayı kesip bana:

“Eh be Yusuf ağzımız kurudu be kardeşim. Şuradan bir çay ısmarla da boğazımız ıslansın.”

Ben hemen ona bir çay söyleyip:

“Eee ağabey sonra?”

Cafer ağabey çayı su bardağı ile içerdi. Masanın üzerinden bir su bardağı dolusu çayı alıp birkaç yudum içtikten sonra devam etti:

“Evet, doğum günü gelip çatmıştı. Evde bir telaş, bir heyecan sorma. Köy ebesi odada köyün tecrübeli yaşlı kadınları da evi doldurmuş hatunun doğum yapmasını bekliyor. Ben de dışarıda kapı önünde volta atıp duruyorum. İçimden bildiğim bütün duaları okuyup: “Allahım ne olur erkek çocuk olsun!” diye yalvarıyordum ki! İçeriden hatunun kulakları çınlatan çığlıklarını duymaya başladım. Koşuşturmacalar ve bağrışmalar hızlanmıştı. Evde bir curcuna koptu ki sorma gitsin. Sonunda bizim kızın ağlaması ile telâşe son buldu. Ve ebe hatun dışarı çıkıp bana müjdeyi verdi:

“Müjde Cafer ağam! Nur topu gibi bir kızın oldu.”

Ben sevineyim mi üzüleyim mi? Bilemiyordum. Çünkü anam hem benim hem de Saniye’nin başının etini yiyecekti. Her neyse ilk çocuk olduğu için anam pek bir şey söylemedi. Ama gel gör ki ikinci çocuk ta kız olunca başladı bana söylenmeye:

“Ben sana söylememiş miydim? Oğul, gel şu Fadik ile evlen diye? Bak soysuz, soyuna çekmiş! Kızları dizdirip soyumuzu kurutacak.”

Her gün vır vır vır! Kafamın etini yiyip duruyor. Ben sonunda dayanamayıp:

“Ana bir sabret elbet bir gün Saniye erkek evlat verecektir. Merak etme bir dur.”

Aradan bir zaman geçti hatun yeniden hamile kaldı. Ben yine dualar ediyor, hatimler indiriyorum “Allahım bari bu defa bir erkek çocuğum olsun!” diye. Doğum günü gelip çattı. Hatun yine kız doğurmuştu. Artık evde bir huzursuzluktur alıp yürüyordu. Kahvede bile benim erkek evladım olmama konusu milletin ağzında idi. Birde anam nereden bulmuş buluşturmuş ise bin bir çeşit baharattan yapılmış kuvvet macunları yedirip duruyor. Yetmiyormuş gibi o hoca senin bu falcı benim, Saniye’nin başında kurşun döktürmeler derken Saniye dördüncüye hamile kalmış ve nihayet doğum günü gelip çatmıştı. Saniye bir doğuruyordu ama gel gör ben dokuz doğuruyor gibiydim. Bu defa da kız olursa kesin anam kuduracaktır diyordum ki gelen haberle dünyam kararmış, Saniye Dördüncü kızımızı da dünyaya getirmişti. Evde dananın kuyruğu kopmuş, anamın çenesi yine açılmış, bana durmadan:

“Ah oğul beni dinlemedin. Fadik de sana yanıktı. Onunla evlenseydin şimdi dört çocuğun dördü de erkekti. Fadik hala bekâr kimseyle evlenmiyor. Sen bir he desen sana varacak. Gel şu Fadik’i isteyelim.”

Ben her defasında lafı değiştirip, başka konular açsam da anam bir defa kafaya koymuş. Fadik diyor başka bir şey demiyordu. Ben bu dırdırlardan kurtulmak için İlçede bir inşaat şirketinde iş bulmuşum. Bir hafta boyunca kafam rahattı. Ama hafta sonları mecburen köye geliyorum. Bir hafta sonu idi köye geldim. Öylede açım sorma gitsin kapıyı açıp içeri girdim. Bir baktım Fadik divanın üzerinde oturmuş örgü örüyor. Beni görüp ayağa kalktı. Elindeki örgüyü divanın üzerine koyup bana:

“Hoş geldin bey”

Demez mi? Ben neye uğradığımı tahmin edemezsin. Gözüm hemen Saniye’ye takıldı. Zavallı boynu bükük bana bakıyordu. Ben hemen anamın kolundan tutup dışarı çıkardım ve sordum:

“Ana bu da ne demek oluyor söylermisin?”

Anam biraz kem küm etti ve:

“Oğul ailesinden istedik onlarda verdi. Hem merak etme Fadik’e İmam Nikâhı kıyacağız.”

Ben ise Saniye’nin bu işe nasıl razı olduğunu merak ediyordum ve sordum:

“Ana Saniye bu işe ne diyor? Karşı çıkmadı mı?”

Anam bir anda hiddetlenip:

“O ne karışırmış büyüklerin işine? Hem sonra o da kabul etti. Etmese ne olacak sanki. Soyumuz kurusun mu Oğul ha?”

Demez mi? Ben içeri girip Saniye’ye:

“Kız karnım aç bir şeyler hazırla da yiyeyim.”

Daha ağzımda ki lafı bitirmeden Fadik yerinden bir ok gibi fırlayıp tandır damına koştu. Tandır damı aynı zamanda bizim mutfak ihtiyacımızı karşıladığımız yerdi. Burada hem ekmek pişirilir ve hem de yemek hazırlanırdı. Fadik ne ara yemekleri hazırlamışsa elinde bir sini ile oturduğumuz odaya getirdi yere sofra bezini serip siniyi büyük bulgur kalburunun üzerine koyup bana:

“Buyur bey yemeğin.”

Ben oturup bir ey karnımı doyurdum. Çay koymalarını istedim anam hemen bana:

“Az eğlen oğul. Baban İmam Efendiyi almaya gitti neredeyse gelirler. Onlarla beraber içersin çayını.”

Ben meraklanmıştım. İmam niye bize geliyor diye ve hemen sordum:

“Hayırdır İmam Efendinin bizde işi ne ana?” “Yoksa dedemin sene mevlüdü mü var?”

Anam hemen lafı yapıştırdı:

“Oğul senle Fadik’in nikâhını kıyacak. Nikâhsız olur mu hiç? Maazallah zinaya girersiniz oğul.”

Sonunda İmam Efendi ile babam da geldi. Ben ile Fadik’in nikâhını kıydılar. İş gece yatmaya gelmişti gelmesine ya ben odaya girdim Saniye yok yatakta Fadik. Dışarı çıktım anamla burun, buruna geldik. Anam:

“Nereye oğul?”

Ben sinirli bir şekilde:

“Saniye nerede ana?”

Bu defa anam bana kızarak:

“Saniye benim ile beraber yatacak. Sen girsene odana karının yanına.”

Ben Cafer ağabeyinin bir film gibi anlattığı olayı dikkatle dinliyor, onun anlattıklarını özet halinde not ediyordum. Cafer ağabey de bardaktaki son yudumunu da yudumladıktan sonra devam etti:

“Uzun sözün kısası Yusuf, Saniye yine hamile kalmıştı. Sanki Fadik, Saniye’ye inat edercesine bir ay sonra da o hamile kaldı. Sonra ilk Saniye doğum yaptı. Talihe bak ki Saniye ilk erkek çocuğu benim kucağıma vermişti. Evde adeta bir bayram havası esiyordu. Bu defa konuşma sırası bana gelmişti. Anamı da alıp her iki karımın yanına götürdüm ve tarihi konuşmamı yaptım:

“Ana haberiniz olsun Fadik eğer kız doğurursa onu boşayacağım.”

Fadik’in yüzü bir anda düşmüştü. Anam bana:

 “O da ne demek? İtin eniği! Senin gıymatlın dört kız doğurdu, kimsenin sesi çıkmadı. Şimdi Fadik bir kız evlat doğrunca mı suçlu olacak.”

Nihayet Fadik de doğuma yatmıştı. Şansa bak ki Fadik ikiz erkek doğmuştu. Ben artık işler yolunda diye düşünürken bu defa iki hatunun rekabetine maruz kalmıştım. Hafta sonu ev gelince Saniye başlıyordu şikâyete:

“Bey bir haftadır neler çektiğimi bir bilsen! Fadik ha bire bana nispet yapıp: “Bak ben ilk doğumumda iki erkek evlat verdim. Senin gibi kızları dizdirmedim.” Diye bana nispet yapıp duruyor. Ben onu bunu bilmem. Acilen bir erkek çocuk istiyorum.” Demez mi?  Ben çaresiz onun dileğini kabul ettim. Bu arada yine Fadik de üç aylık hamile idi. Ben yine dualar ediyordum: “Allahım Fadik kız doğsun Saniye erkek:” böylece durum eşitlenmiş olacak. Böylece şu çocuk kavgasına noktayı koyacaktık. Nihayet Fadik doğuma yattı. Sanki Allah dualarımı kabul etmişti. Fadik bu defa ikiz kız doğmuştu. Ben artık çocuk sayısını şaşırmıştım. Anam 10. Çocuğun hayırlı olsun diyince sayıyı anlayabilmiştim. Üç ay sonra Saniye doğuma yattı. Ben ise daha önce Almanya’ya işçi olarak yazılmıştım. İki müjde aynı gün geldi. Saniye bir erkek çocuk daha yapmıştı. Ben artık durum eşitlendi diye düşünüyordum. Her neyse ben İlçeye gidip pasaport işlerimi hazırladım ve Alman konsolosluğuna gidip vize işlerimi yaptım. Köye dönüp herkes ile vedalaşarak Almanya’ya gittim.”

Ben sabırsızlanarak:

“Eee ağabeyi o zaman sen 11. Çocukla finali kucakladın desene.”

Cafer ağabey yine bir kahkaha atıp:

“Ne gezer. Çocuklar, köyüm, eşlerim ve tüm ailem burnumun ucunda tütüyordu. Nihayet yıllık iznimi aldım. Memlekete dönmüştüm. Yorgunluk bu salonda uyuya kalmışım. Ertesi gün Saniye beni kenara çekip:

“Cafer, şu karının bir türlü çenesini kapatamıyorum. Sürekli bana: “Sen dört kız ile iki erkek çocuk yaptın ben ise üç kız iki erkek çocuk verdim. Ben senden daha üstünüm.” Diye bana hava atıp duruyor. Ne olur artık bu işe bir çözüm bul.”

Ben yine tamam diyip durumu geçiştirdim. Şunun şurasında bir ay iznimi ağız tadı ile geçirmek istiyordum. Saniye muayyen ayı hastalığı nedeni ile bende Fadik ile birlikte olmuştum. Birkaç gün sonra da Saniye ile birlikte olduk. Ben Almanya’ya geri döndüm. Dokuz ayın sonunda ilk müjde Fadik ten geldi. Çok şükür bir kız çocuğu olmuştu. Ben adeta göbek atıyor, yerimde duramıyordum. Birkaç gün sonra da Saniye’nin çocuğu müjdesi gelmiş bu defa bu duruma hiç sevinmemiştim. Yine memlekete dönecek yine bu rekabetin kurbanı olacaktım. Velhasıl Yusuf biz tamı tamına bu rekabetten 14 çocuğa ulaşmıştık. Artık bunlara nasıl bakacak, nasıl okutacak ve işin en kötüsü bunları nasıl doyuracaktım. Diye kara, kara düşünürken kendimce iyi bir çözüm yolu bulmuştum. Hani ben lise tahsili görmüş biriyim demiştim ya! Aklıma hemen İlçe Devlet hastanesinde sağlık personeli asker arkadaşım Hasan gelmişti. Hemen onun yanına gidip yardım istedim. O bana gülerek:

“Oğlum daha önce neden gelmedin? Bu işin kolayı var. Sen eşlerini birkaç gün arayla bizim Jinekolok’a getir. Bu meseleye kesin çözüm getirir hocamız. Hoca, ikisine de spiral takar bir daha ömür boyu çocuğunuz olmaz.”

Ben sevinçten havalara uçuyordum. Hasan’ın söylediğini yapıp iki eşime de spiral taktırdık. Uzun bir süre kafamı dinlemiştim. Bu arada anamın ölüm haberini almıştım. Bende Artık Almanya’dan dönme kararını verip memlekete döndüm. Bir daha Almanya’ya gitmedim. Köyde kadınlar arasında sürekli bir dedikodu yayılmış. Neler, neler söylüyorlarmış bir bilseniz? Saniye bana bu dedikoduları teker, teker sıralayınca beynimden vurulmuşa dönmüştüm.”

Ben merakla Cafer ağabeyinin sözünü kesip:

“Nasıl dedikodular ağabey?”

“Nasıl olacak? Sözde ben Almanya da çalıştığım sırada Alman karıları ile birlikte olmuşum. Onlardan hastalık kapmışım. Onun için çocuğumuz olmuyormuş. Bazıları da benim Almanya da başka bir eşim olduğunu artık köydeki eşlerim ile birlikte olmadığımı ima ediyorlarmış. Hele içlerinde bir başka dedikodu vardı ki beni çileden çıkarmıştı. Sözde ben Karılarımın dırdırı yüzünden Almanya da erkeklik organımı kestirmişim. Bunun için çocuklarımız olmuyormuş. Daha neler, neler bir bilsen. Ben yine İlçe Devlet hastanesinde ki arkadaşım Hasan’ın yanına gidip durumu anlattım ve ne pahasına olursa olsun şu eşlerime taktırdığımız spiralleri çıkarılması için ricada bulundum. Ve öyle de yaptık.”

Ben yine merakla sordum:

“Peki, çocuklarınız oldu mu?”

Cafer ağabey yine gülerek:

“Olmaz mı! Üç erkek, iki kız daha olmuştu. Şimdi tamı tamına 19 çocuğum ellerinden öper!..”

YORUM EKLE