İnsanın yaşı ilerledikçe çok hassaslaşıyor. Sürekli taltif edilmek hoşa giden sözlerle tatmin olmak istiyor. Ben eskiden böyle şeylere pek takılmazdım. Şimdilerde bakıyorum da gerçekten insan ekmeğe ve suya duyduğu ihtiyaç kadar güzel ve hoş sözlerde muhtaçtır.
Hani çok güzel bir özlü söz vardır ya: “Tatlı Dil yılanı deliğinden çıkarır!”
Her insanın doğasında vardır, güzel sözlerle iltifata karşı hoşnut olmak. Bazıları mevki sahiplerine sırf yağcılık olsun diye dalkavukluk yapsa bile güzel söz söylemek insanı yüceltir.
Kızgınlığımızı frenleyip, sabır ve metanetle birinin yaptığı kötü davranışa karşı çirkin sözler sarf edip, sövüp saymanın ardından kavganın olacağını tahmin etmemek saf dillilik olur.
Oysa mülayim davranışlar, ardından sabır ve metanetle karşındakini incitmeden güzel sözlerle ikaz etmenin sonucunda o kişi hatasını anlayıp özür bile dileyebilir.
Her zaman söyleriz ya: “Hoş görü insanın değerini artırır.” diye. Yine şikâyet olacak ama ancak öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki, insanlar gerilmiş bir çelik yay gibi, her an boşalıp etrafına zarar verecek duruma gelmiş. Bazıları bir bahane arayıp bütün kinini ve öfkesini boşaltacak birilerini arar olmuş.
Hani size birisi şu dünyada neyin olmasını istersiniz diye sorsalar birçoğumuz hemen şöyle cevap veririz:
“Evim, arabam, param vesairem olsun!” deriz. Bütün düşüncemiz ve isteğimiz mutlaka mal, mülk ve maddiyat üzerinedir. Şimdi sizlere bu konuyu daha iyi kavrayabilmemiz için bir kıssa ile yazıma noktayı koyalım diyorum.
Yine ben size güzel bir Harun Reşit hikayesi ile yazıma noktayı koymak istedim. Gerçekten çok anlamlı bir hikaye! Şu kısacık yaşantımızda her şeyin maddiyatla ölçülmemesi gerektiği anlatılıyor. Ben de bu güzel öyküyü sizlerle paylaşmak istedim.
Abbasi Halifesi Harun Reşîd, Baş Veziri Cafer el-Bermekî’yi huzuruna çağırıp, ona şöyle tekliflerde bulundu:
“Ey Cafer! Bu dünyada benim en çok güvendiğim, sevdiğim, kıymetli ve dürüst vezirlerimden birisin. Böyle bir kişiliğe sahip birine de cömert olmak gerekir değil mi?” diyince Baş Vezir Cafer el-Bermekî boynunu büküp:
“Teveccühünüze layık biri olduysam ne mutlu bana Sultanım!” der. Harun Reşîd devam eder:
“Öyleyse dile benden ne dilersen ya Cafer?” der. Cafer el-Bermekî mahzun bir tavırla:
“Bir şey dilemem Sultanım.” der. Bu defa Harun Reşîd ısrarla sorar:
“Olmaz öyle şey, yaptığın dürüst hizmetlerin karşılığını mutlaka alacaksın. İstediğin köşkü hizmetkârlarıyla beraber sana vereyim.” der. Cafer el-Bermekî’nin cevabı yine şöyledir:
“İstemem Sultanım” der. Harun Reşîd sevdiği Vezirine mutlaka bir şeyler vermek te kararlı olduğundan pencerenin önüne gelip parmağını dışarı doğru uzatarak, yine diretir:
“Ya Cafer! Öyleyse şu güzünün alabildiğin bütün bu topraklar senin olsun.” der. Cafer el-Bermekî’nin cevabı yine değişmez:
“İstemem Sultanım!” der. Harun Reşîd sinirlenir ve öfkeyle:
“Ne istiyorsun be adam? Sana saltanatımı mı vereyim!” der. Cafer el-Bermekî’nin cevabı ise çok anlamlıdır:
“Sultanım siz bana bir kez olsun Cafer’im deyin bana yeter!” deyince Harun Reşîd’in gözleri dolu, dolu olur ve ona dönüp:
“Demek sen benden tatlı sözler dilersin öylemi Cafer’im!” diyerek Cafer el-Bermekî’nin sırtını sıvazlar.
İnsanların ruhunu okşayan en önemli şey tatlı ve güzel sözlerdir. İyi ahlaklı kimselerin ağzından asla kötü kelam çıkmaz. Yılanı bile deliğinden çıkaracak kadar tatlı dilli olmak ne güzel bir meziyettir değil mi?
Tatlı dilli olma dileği ile bir başka yazımda buluşmak üzere hoşça kalın.