İlk uzay görevinde bilim dünyasına katkı sunması amaçlanan 13 ayrı deney hayata geçirildi. Bu çalışmalar arasında, Dr. Cihan Taştan ve ekibinin geliştirdiği, uzay ortamının genler üzerindeki etkilerini inceleyen “MESSAGE” adlı proje de yer aldı.

Laboratuvarda başladı, uzaya taşındı

Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve Transgenik Hücre Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) Direktörü Dr. Cihan Taştan, projenin ortaya çıkış sürecini şu sözlerle aktarıyor:

“Laboratuvarımızda küçük cihazlarla, yani simüle mikrogravite ortamlarında insanların kanlarında gen ifadelerinin değiştiğiyle ilgili ve hücrelerin farklı şekilde davrandığıyla ilgili ilk ön bulgularımız vardı. Ancak uzay misyonunun açıklanması ve astronotlarımızın uzaya çıkartılabileceğinin duyurulmasıyla beraber bizim yıllardır simüle mikrogravite ortamında yaptığımız çalışmaları bir anda uzayda gerçekleştirebilme imkanı bulduk.”

Uzayda daha uzun yaşamak mümkün

Taştan’ın aktardığına göre, “MESSAGE” bilim misyonundan elde edilen bulgulardan biri, uzay ortamının astronotların uzun ve sağlıklı yaşamla bağlantılı genleri üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini gösteriyor.

“Biz burada Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever'in topladığı genetik DNA analizlerine baktık. Bu kapsamda astronotların hücrelerinin, telomerlerinin uzadığı ve 'Longevity' yani canlıların yaşam kalitesini arttıran genlerin, özellikle uzayda pozitif bir şekilde etkilendiğine dair bulgularımız netleşti.”

7 yeni gen keşfedildi

Araştırmalar çerçevesinde, sağlık alanında önemli etkiler doğurabilecek bir bulguya daha ulaşıldı. Çalışmalar sırasında, bilimsel literatürde henüz adlandırılmamış 7 yeni genin uzay ortamında aktive olduğu tespit edildi.

Dr. Cihan Taştan bu genlerle ilgili şu bilgileri paylaştı:

“Henüz daha ismi konulmamış genlerin uzayla etkileşimini göstermiş olduk. Bununla beraber uzayda insanların kansere veya diğer hastalıklara yakalanırsa bağışıklık sisteminin buna daha kuvvetli tepkiler verebileceğini gördük. Diğer taraftan nörodejeneratif hastalıklar olan Alzheimer, Parkinson, şizofreni, depresyon ve anksiyete gibi bütün hastalıkların uzayda da etkileşebileceğini gösterdik.”

“Uzaydaki bilgileri kullanarak daha etkin tedavi yöntemlerini bulabilmeyi hedefliyoruz”

Taştan, elde edilen bulguların yeni bilimsel çalışmaların önünü açabileceğini de vurguladı. Uzay ortamında keşfedilen bu genlerin, dünya üzerindeki araştırmalarda yeni ilaç hedeflerinin belirlenmesi ve daha etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi için kullanılabileceğini söyledi.

“Buradan çıkan sonuçlar bizim uzay tıbbı ve uzay biyolojisi alanında henüz ismi dahi konulmamış hastalıklara karşı nasıl savaşabileceğimizle ilgili bize çok güzel dönütler ve savunma mekanizmalarını göstermiş oldu.”

Keşfedilen 7 genin isim babası Türkler olacak

Bilim dünyasında yeni bir keşif yapıldığında, ilgili bulguya isim verme hakkı genellikle araştırmayı gerçekleştiren bilim insanlarına ait oluyor. Dr. Cihan Taştan, uzayda keşfedilen bu 7 gen için de benzer bir sürecin işleyeceğini belirtti:

“Uzayda keşfettiğimiz, ismi daha konulmamış bu genlerin isimlerini Türkiye olarak biz koyacağız ve bu da aslında dünya literatüründe de artık bu isimlerle beraber anılabilecek ve uzay çalışmalarında doğrudan Türk çalışmalarını referans edecek.”

Kaynak: TRT HABER