Üniversitede bugüne kadar 40’ın üzerinde buzağı elde edilirken hiçbir buzağının kaybedilmediği belirtildi. Öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Ak, yerli gen kaynağı boz ırkın korunmasının önemini vurgulayarak bu hayvanların hem kırmızı et üretimine katkı sunabileceğini hem de orman yangını riskinin azaltılmasında rol oynayabileceğini söyledi.

Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Ak, Anadolu’nun önemli yerli gen kaynakları arasında bulunan boz ırk sığırlarının binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ifade etti. Zorlu çevre koşullarına uyum sağlayabilen bu hayvanların korunması için Tarım ve Orman Bakanlığının da üreticilere destek verdiğini belirten Ak, üniversitedeki çalışmaların öncelikli hedefinin ticari üretimden ziyade öğrencilerin uygulamalı eğitim alması ve bilimsel araştırmalar yürütülmesi olduğunu kaydetti.

A W814358 01

Üniversitedeki boz ırk sığırlarının, daha önce Eski Karacabey’de gerçekleştirilen bir proje kapsamında getirildiğini ve 4-5 yıldır burada yetiştirildiğini aktaran Ak, hayvanların dayanıklılığına ilişkin şu bilgileri verdi:

“Bugüne kadar şöyle söyleyeyim, 40’ın üzerinde buzağı aldık. Bunlardan şu ana kadar hiçbir kaybımız olmadı. Yani Türkiye’de buzağı ölümlerinin ne kadar yüksek olduğunu düşünürseniz bu anlamda dayanıklı diyor. Bunun dışında doğal aşım yöntemi, içerilerinde biraz sonra damızlık hayvanları da bir ziyaret edeceğiz. Biz herhangi bir tohumlama falan yapmıyoruz. İçerisinde boğasıyla doğal aşım yöntemiyle bunlar tohumlanıyor. Anne kendisi doğum yapıyor. Bugüne kadar hiçbir doğuma müdahale etme ihtiyacımız olmadı.”

A W814358 03

Düşük yem maliyetiyle yetiştirilebiliyor

Boz ırk sığırlarının ağırlıklı olarak merada ve kaba yemle beslendiğini belirten Prof. Dr. Ak, fabrika yemine ihtiyaç duyulmadan yetiştirilebilmelerinin önemli bir avantaj olduğunu söyledi.

Geçmişte kültür ırkları yaygınlaşmadan önce bölgenin et ve süt ihtiyacının karşılanmasında bu hayvanlardan yararlanıldığını anlatan Ak, günümüzde ise boz ırkın daha çok et üretimi amacıyla değerlendirilebileceğini ifade etti.

A W814358 04

Hayvanların geçmişte yalnızca et ve süt üretiminde değil, tarımsal işlerde de kullanıldığını belirten Ak, şu değerlendirmede bulundu:

“Bunun dışında gücünden de yararlanıldı. Yani kağnı çekmeye, işte onun dışında çift sürmeye bu kastedilen öküzlerden yararlandı ama günümüzdeki katkısı daha çok et üretimi amacıyla olabilir. Çünkü süt verimi yüksek değil, kaliteli süt üretiyorlar ama süt verimi yüksek olmadığı ve bakım ve idaresi de bu kültür ırklarına göre biraz daha zor olduğu için o nedenle daha çok etinden yararlanılabilir.”

A W814358 05

“Her yıl bir buzağı demek, Türkiye’nin kırmızı et üretimine yerli katkı”

Boz ırk sığırlarının uygun mera, orman ve makilik alanlarda yetiştirilebileceğini dile getiren Ak, hayvanların düzenli olarak yavru verdiğini belirtti.

Her yıl bir buzağı elde edebildiklerini ve bugüne kadar gebe kalmayan hayvanlarının olmadığını söyleyen Ak, bu durumun Türkiye’nin kırmızı et üretimine katkı sağlayabileceğine dikkat çekti.

Ak, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yılda bir tane düzenli buzağı alıyoruz. Bugüne kadar boş hayvanımız olmadı. Her yıl bir buzağı demek Türkiye kırmızı et üretimine aslında yerli bir katkı demektir. Hayvanların uygun alanlarda yetiştirilmesiyle yem maliyetleri de azaltılacaktır. Meralık, ormanlık, makilik alanlar bunlar için uygun. Yani yem masrafınız olmadan belki bir çoban ve çit masrafıyla rahatlıkla üretimde kullanabileceğimiz bir kaynak.”

A W814358 06

Türkiye’de kırmızı et üretiminin yetersizliği nedeniyle her yıl yurt dışından yaklaşık 500 bin civarında canlı hayvan ya da et ithal etmek zorunda kalındığını belirten Ak, yerli boz ırkın yaygınlaştırılmasının ithalat baskısının azaltılmasına katkı sunabileceğini söyledi.

Orman yangınlarına karşı da katkı sağlayabilir

Boz ırk sığırlarının ormanlık alanlarda yetiştirilmesine yönelik yeni bir çalışma yapılması planlanıyor. Orman Bölge Müdürlüğü ve Orman Fakültesiyle bu konuda bir toplantı gerçekleştireceklerini belirten Prof. Dr. Ak, hayvanların orman altındaki otları tüketmesinin kuru ot birikimini azaltabileceğini ve yangın riskinin düşürülmesine yardımcı olabileceğini ifade etti.

Geçtiğimiz yıl Bursa başta olmak üzere Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan orman yangınlarını hatırlatan Ak, hayvanların ormanlık alanlarda otlatılmasının hem besleme maliyetlerini düşürebileceğini hem de ormanların korunmasına katkıda bulunabileceğini dile getirdi.

Ak, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Ormandaki ağaç altında büyüyen otları, kuruyan otları, yeşilken bu hayvanlar tarafından yenmesiyle orman yangınlarını önlemede katkıda bulunuyor. Ki geçtiğimiz yıl Bursa başta olmak üzere Türkiye'nin birçok bölgesinde ciddi orman yangınları yaşadık. Bu anlamda katkısı olacak. Hayvanları bedavaya beslemiş olacağız. Bir taraftan da ormanları bu risk altında biraz korumuş olacağız. Bu yönde de bir katkısı var. Bunu iki yönlü araştıracağız. Hem hayvancılık açısından biz bakacağız mera ve hayvancılık açısından. Ormanda ormana artıları eksileri varsa bunları değerlendirmiş olacaklar.”

Üniversitede 30’dan fazla boz ırk sığırı bulunuyor

Üniversitede şu anda 30’un üzerinde boz ırk sığırı yetiştirildiğini belirten Ak, damızlık hayvanların başka üreticilere gönderilmesiyle ilgili de bilgi verdi.

Açıklamasında, İzmit’teki Marmara Boz Irk Çiftliği’ne ve Bakanlık tarafından desteklenen bir üreticiye damızlık hayvan gönderilmesi için hazırlık yapıldığını belirten Ak, üniversitedeki sürünün gelişimini şöyle anlattı:

“Buraya bir erkek, üç dişi geldi. Bugüne kadar dediğim gibi 40 buzağı aldık. Şu an 30'un üzerinde hayvanımız var. Bunlardan şu an 4 tane diye geldi. Ama üretici 8'ini de istediler. Hayvanlarımızı beğendiler.”

Damızlık hayvanlarda akrabalığın artmasının ilerleyen dönemlerde kusurlu doğumlara yol açabileceğine dikkat çeken Ak, bu nedenle farklı hayvanlarla sürünün genetik çeşitliliğinin korunmasının ve kan tazelemenin önemli olduğunu vurguladı.

Yerli besi sığırı geliştirilmesi hedefleniyor

Üniversitenin özel sektörle birlikte yürüttüğü başka bir proje kapsamında boz ırkın ıslah çalışmalarında da kullanılacağı bildirildi. Bu çalışma için 50-60 dişi damızlık hayvan alındığını belirten Ak, hedeflerinin yalnızca yerli ırkı korumak değil, aynı zamanda bu ırktan yararlanarak yeni bir besi sığırı geliştirmek olduğunu söyledi.

Ak, projeye ilişkin şu bilgileri paylaştı:

“Bu arada bizim sahada yürüyen projemiz de var. Aynı çiftten biz 50-60 tane de dişi damızlık aldık özel sektörle yürüttüğümüz bir başka çalışma devam ediyor. Orada da boğayı koruyacağız ama ıslahatta da kullanacağız, sadece korumayız, yararlanacağız.”

Projede bazı etçi sığır ırklarıyla melezleme yapılacağını belirten Ak, Güney Marmara Bölgesi başta olmak üzere Türkiye’nin yurt dışından besi hayvanı temin etme ihtiyacını azaltabilecek yerli bir ırk geliştirmeyi amaçladıklarını ifade etti.

Ak, yerli boz ırkın dayanıklılık özellikleriyle kültür ırklarının et verimi ve kalitesini bir araya getirerek yeni bir besi sığırı elde etmeyi hedeflediklerini söyledi.

Yerli gen kaynaklarının korunmasının yalnızca hayvancılık açısından değil, Anadolu’nun biyolojik çeşitliliğinin devamlılığı bakımından da önemli olduğunu vurgulayan Ak, kaybolan gen kaynaklarının yeniden kazanılmasının mümkün olmayabileceğine dikkat çekti.

Ak, “Anadolu coğrafyası bu anlamda çok önemli. O nedenle bitkidir, hayvandır bu yerli gen kaynaklarımızı yaşatarak korumamız gerekiyor” dedi.

A W814358 07

“Yerli boz ırk, organik et üretiminin yıldızı olabilir”

Prof. Dr. İbrahim Ak, boz ırk sığırlarının organik hayvancılık açısından da önemli bir potansiyel taşıdığını belirterek bu alanda yerli ırklara yönelik desteklerin artırılması gerektiğini savundu.

Üniversitede yetiştirilen hayvanlara 4-5 yıldır herhangi bir tedavi uygulanmadığını ve tedavi giderlerinin bulunmadığını ifade eden Ak, doğal aşım sayesinde tohumlama masrafının da oluşmadığını söyledi.

Bu özelliklerin üretim maliyetlerini düşürebileceğini belirten Ak, organik üretimde kalıntı riski taşımayan ürünlerin önemine dikkat çekti.

Ak, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Organik işletmelerde bu yerliliklere daha fazla destek verilmelidir. Çünkü bunlarda herhangi bir antibiyotik falan kullanma ihtiyacımız yok. 4-5 yıldır biz hiç tedavi, hiç tedavi uygulamadık. Hiçbir masrafımız yok yani tedavi giderimiz yok, tohumlama giderimiz yok. Dolayısıyla ette antibiyotik kalıntısı ya da bir başka kalıntı riski yok. Organik üretimde biliyorsunuz kalıntı içermeyen ürünler. İşte organik hayvancılıkta bunlara biraz daha pozitif ayrımcılık yapılır, destek verilirse üretici memnun olduğunda bunları hem üretir hem korumuş olur diyorum. Bir taraftan da ıslah çalışmasını yürüteceğiz.”

Kaynak: İHA