Geçen haftadan devam Burada bazı kaynaklarda yer alan çelişkili bir duruma da açıklık getirmek istiyorum. Şöyle ki; Bazı kaynaklarda “derbent” ve “bel” isimleri, müteradif yani: eş anlamlı olarak kabul edilmiştir. Halbuki bu iki isim, eş anlamlı değildir. Söz gelimi: “derbent” ismi, üst geçit anlamında kullanılırken “bel” ismi derin vâdî-geçit anlamında kullanılmıştır. Tarihî ipek yolunun Bursa ayağının geçtiği günümüzdeki Pazaryeri ilçesinin bulunduğu coğrafya-nın, “Ermeni Derbendi” ismi ile anılmasına karşın günümüz deki Hamzabey-Boğazı “Ermeni Beli” diye anılmıştır. Bu anlam kargaşasından dolayı Ertuğrul Bey’in 1232 yılında “Ermeni-Derbendi”nde karşılaştığı Bizans sınır birliği görevini üstlenmiş olan “Aktav–Tatarları”na karşı yaptığı muharebe ile oğlu Osman Bey’in 52 sene sonra İnegöl tekfuru Nikola’nın 1284 yılında “Ermeni-Beli”nde, bir diğer ifadeyle Hamzabey-Boğazı’ında ve Delikli Kaya mevkiinde kurduğu pusudan kurtulmak için yaptığı muharebe, birbirine karıştırılmıştır. Farklı yerlerde ve farklı zamanlarda vuku bulmuş ve de farklı amaçlar ile yapılmış olan bu iki askerî hare-kât, bazı tarihçilerimiz tarafından sehven, tek bir harekât gibi gösterilmiştir. Kulaca Hisar Baskını ve İkizçe Çatışması: Osman Bey, İnegöl tekfuru Nikola’nın kendisine karşı “Ermeni- Beli”nde kurduğu pusuyu ve kuzeni Baykoca’nın şehadetini unutmamış; bir yıl sonra 1285-86 yıllarında tarihî ipek yolunun Bursa ayağı üzerinde yer alan ve İnegöl tekfuru Nikola’nın hem gümrük ve hem de emniyet kuvvetlerinin bulunduğu Kolca-Hisar’a, güncel ifadesiyle günümüzdeki Kulaca Köyü’ne ânî bir baskın yapmış ve burada konuçlanmış olan Nikola kuvvetlerini yok etmiştir. Ardından gelen Niko-la’nın takviye kuvvetlerini de İkizçe = Eyice mevkiinde vuku bulan şiddetli bir çatışma sonunda yine etkisiz hale getirmiştir. Böylece Osman Bey, bir yıl önce “Ermeni-Beli”nde şehit verdiği kuzeni Baykoca’nın intikamını almıştır. 1285-86 yıllarında vukû bulan Kolcahisar ve İkizçe muharebeleri, İnegöl’ün fethine giden yolda İkinci aşamayI oluşturmuştur. Domaniç Derbendi Savaşı ve Savcı Bey’in Şehadeti : İnegöl tekfuru Nikola, Kolca Hisar baskınından ve de İkizçe çatışmasından sonra; bir müddet sessiz kalmış ise de bu defa çevredeki Bizans tekfurlarını kışkırtarak Osman Bey’e karşı yeni ittifaklar oluşturmaya çalışmıştır. Giriştiği bu ittifak çalışmaları sonunda Eskişehir-Karaca Hisar tekfurunu yanına çekmeye muvaffak olmuştur. Hatırlanacağı üzere; Eskişehir coğrafyasında yer alan Karaca Hisar, Uluğ bey Alâaddin Keykubat’ın isteği üzerine Ertuğrul Gazi ve arkadaşları tarafından 1232 yılında kuşatılmış ve de fetih edilmişti. Ancak Uluğ Bey Alâaddin Keykubat’ın izlediği bir siyâsî strateji gereği yine onun isteği üzerine Karaca Hisar, tekrar eski tekfura iâde edilmişti. Ancak Söğüt, Bilecik, İnegöl ve Domaniç yöreleri, Selçuklu nüfûz alanına girmiş ve bu arada Söğüt, başta olmak üzere; Domaniç yaylaları ve “Cebeliyye-i Ermeniyye” adı verilen Ahî Dağı yöresi, Karakeçili Aşiretine yurt olarak tahsis olunmuştu. Ertuğrul Gazi’nin vefat etmesi üzerine yerine geçen oğlu Osman Bey’in belirlediği yeni stratejiden memnun kalmayan Karacahisar tekfuru İnegöl tekfuru Nikola tarafından yapılan ittifak çağrısına sıcak bakmış ve ardından da kardeşi Filatos komutasında gönderdiği bir askerî kuvvet ile; yayla-mak üzere 1287-88 yıllarında Domaniç yaylasına çıkmış olan Karakeçili Aşireti’ne karşı Domaniç Derbendi’nde ve “İki Sular” mevkiinde sinsi bir saldırıya geçmiştir. “İki Sular” mevkiinde meydana gelen bu kanlı çatışmada İnegöl tekfuru Nikola’nın kuvvetlerine komuta eden Karaca Hisar tekfurunun kardeşi Filatos, öldürülmüş ise de Osman Bey de büyük ağabeysi Savcı Bey’i şehit vermiştir. Böylece; Osmanlı’nın ikinci şehidi, Baykoca’nın babası Savcı Bey olmuştur. İlgili bölümlerde görüldüğü üzere; “Saru Batu” ismiyle de anılan Savcı Bey, Karakeçili Aşîreti’ne yurt tahsisi konusunda önemli gayretleri olan ve babası Ertuğrul Bey adına Selçuk hükümdarı Uluğ Bey Alâaddin Keykubat (1220-1237) nezdinde girişimlerde bulunan güçlü ve de müdebbir bir kişi-dir. Gelecek bölümlerde görüleceği üzere; İnegöl’ün fethinden sonra yapılan idarî düzenlemeler sırasında Baykoca’nın şehid düştüğü mevkide yer alan Adahöyük=Hamzabey Kö-yü, Osmanlı’nın ilk şehidi olan Baykoca’nın çocuklarına ve de torunlarına dirlik olarak tahsis olunurken Kolca Hisar ve yakın çevresi de Osmanlı’nın ikinci şehidi olan Savcı Bey’in oğullarına ve de torunlarına dirlik olarak tahsis olunacaktır. Burada konuyu sona erdirirken bazı tarihçilerimizin “İkizçe ve Eyice” isimlerinin gösterdiği mevki ve mahaller konusunda düştükleri yanılgıya da dikkatinizi çekmek istiyo-rum. Şöyle ki: Söz konusu bu iki isim, farklı coğrafyalarda bulunan “mahal”lerin isimleridir. Tıpkı “derbent” ve “bel” isimlerinde olduğu gibi her iki isim de yek diğerinden farklı anlamlar taşımaktadır. Meselâ: “İkizçe”, günümüzde İnegöl sınırına yakın fakat Bilecik İli’ne bağlı bir köyün adıdır. Yakın civarında yer alan Bakacak Tepesi ve Kara Tekin Kalesi’nin inşa edildiği yer ile Bahçecik Köyü de yine Bilecik İli’ne bağlıdır. Pazaryeri İlçesi ile Yenişehir İlçesi’ni yek diğerine bağlayan “yol” ile Bilecik İli’ni İnegöl İlçesi’ne bağla- yan diğer bir “yol” burada kesişmektedir. İşte bu kesişme noktasından dolayı bu yöreye, “İkizçe ” adı verilmiştir. 1286-87 yıllarında gerçekleştirilen Kolca Hisar baskınından sonra İnegöl tekfuru Nikola’nın artçı kuvvetleri ile Kolca Hisara’ a baskın yapan Osman Bey’in kuvvetleri arasında işte bu kavşak noktasında kanlı bir çatışma vuku bulmuştur. “Eyice ” ismine gelince; bu isim, Domaniç Derbendi’nde ve Koca Yayla civarında bulunan ve de yek diğeriyle buluşan iki akar suyun buluşma noktasına verilen bir isimdir. Günümüzde halk , buraya “İki-Sular” adını vermektedir. Bu yöre, İnegöl tekfuru Nikola adına hareket eden Karaca Hisar Tekfuru’nun kardeşi Flatos’un, 1287-88 yılında Karakeçili Aşireti’ne saldırıda bulunduğu yerdir ki burada vuku bulan çatışmada hem Karaca Hisar tekfuru’nun kardeşi Filatos ve hem de Osman Bey’in ağabeysi Savcı Bey, bu coğrafyada hayatını kaybetmiştir. Sonuç olarak şunu ifade edeyim ki bazı tarihçiler, söz konusu coğrafyayı tanımadıkları için “Ermeni –Derbendi” ile “Ermeni- Beli ”ni aynı yer zannettikleri gibi “İkizçe” ismi ile “Eyice” ismini de aynı mahallin adı zannetmişlerdir. Biz, yine konumuza dönecek olur isek 1287-88 yılında “Domaniç Derbendi”nde ve “Eyice = İki Sular” mevkiinde vuku bulan bu savaşın, İnegöl’ün fethine giden yolda üçüncü aşamayı oluşturmuş olduğunu görürüz. Eskişehir-Karaca Hisar’ın Fethi ve Osman Bey Adına Okunan İlk Hutbe: İnegöl tekfuru Nikola, organize ettiği “Domaniç Derbendi Muharebesin”de de arzu ettiği neticeyi alamayınca kardeşini kaybeden Eskişehir Karaca Hisar tekfurunun yanı sıra diğer bazı Bizans tekfurlarını da Osman Bey’in aleyhine kışkırtmaya başlamıştır. Yapılan bu kışkırtmalar sonunda Karaca Hisar tekfuru, sosyal açıdan, artık iyice bir çıban başı olmuştur. Bu nedenle 1290-91 yıllarında Osman Bey, Karaca Hisarı kuşatmış; 58 yıl sonra Karaca Hisar, ikinci defa fetih edilerek Türklüğe kazandırılmıştır. Hatırlanacağı üzere; 1232 yılında Uluğ Bey Alâaddin Keykubat (1220-1237) tarafından verilen talimat üzerine; Ertuğrul Gazi ve arkadaşları tarafından fetih edilmişti . Ancak, o günlerin siyâsî şartları göz önünde bulundurularak, Alâaddin Keykubat tarafından tekrar Bizans tekfuruna geri iâde olunmuştu. Buna karşın başta Karaca Hisar olmak üzere ; Söğüt, Bilecik, Domaniç ve de İnegöl, Selçuklu nüfûzu altına alınmıştı. Ancak bu kerre yapılan fetih sonrasında Osman Bey, Karaca Hisar’daki kiliseyi camiye çevirtmiş; kılınan ilk Cuma nazmında, Dursun Fakîh tarafından okunan cuma hutbesi, Osman Bey’in isteği üzerine, Osman Gazi adına okunmuş-tur. Halbuki daha önceki yıllarda cuma hutbeleri, Selçuklu sultanları adına okunmakta idi. Açıkça görülüyor ki Osman Bey, Karaca Hisar’ı fetih etmekle-haklı olarak- gazilik ünvanı almış ve değişen konjöktörel duruma göre yeni bir strateji belirleme cihetine gitmiştir. Çünkü Kırımda sürgünde iken ölen Selçuklu hükümdarlarından İkinci İzzettin Keykâvus’un oğulları ve de torunları, veraset davasına kalkmışlardır. Bunlar, bir taraftan Bizans’ın diğer taraftan da Karaman Oğulları ve Çoban Oğulları tarafından teşvik edilerek son Selçuklu hükümdarları arsında yer alan Sultan İkinci Mesûd’a (1283-1308) karşı isyan ederek Selçuklu tahtını ele geçirmeye kalkmışlardır. Yukarıda ilgili bölümde kısaca işaret olunduğu üzere ; Moğol desteğini alan Sultan İkinci Gıyaseddin Mes’ûd da kuzenleri tarafından çıkartılan bu is- yanları kanlı bir şekilde bastırdığı gibi onlara destek çıkan Karaman Oğlu Mehmet Beyi ve Çoban Oğlu Yavlak Aslan Beyi de ortadan kaldırmıştır. Bu arada Kastamonu merkezli Çobanoğlu Yavlak Aslan Bey, ortadan kaldırılınca yerine geçen oğlu Mahmut Bey Kastamonu’da yönetimi ele alırken kardeşi Ali Bey de Safran- bolu’da Çoban oğulları yönetimini temsil etmeye başla-mıştır. Ancak her iki kardeş de bababları gibi aktif bir yönetim sergileyecekleri yerde içe dönük bir yönetim tarzını benimseyince Eflânî Bey’i Şemsettin Yaman Bey, Mahmut Bey’i ortadan kaldırarak kendi adına: “Candar oğulları Beyliği”ni kurmuştur. Böylece; yüz yıllardan beri Paflogonya = Kastamonu yöresinde “uç” beyi olarak görev yapan Çoban Oğulları Beyli-ği ortadan kalkmış ve yerine “Candar Oğulları Beyliği” ku- rulmuştur. Gelişen bu siyasal ortamda Osman Gazi, sıtrateji değişikliğine giderek Paflogonya yöresinde ortaya çıkan bu siyasi boşluğu doldurmak üzere; iyi derecede Rumca konuşan Samsa Çavuş’u ve kardeşi Sülemiş’i, bu yöreye yönlen- dirmiştir. Altını çizerek ifade edelim ki Karaca Hisar’ın fethi, İnegöl fethine giden yolun dördüncü aşamasını oluşturmuş- tur. Çakır Pınarı Baskını, Bilecik, Yar Hisar ve İnegöl’ün Fethi: Eskişehir-Karaca Hisar, 1290-91 yıllarında Osman Gazi tarafından ikinci defa fetih edilince buradaki kilise, camiye çevrilerek kılınan ilk cuma namazında hutbe, Selçuk sulta-nı yerine, Osman Gazi adına okunmuştur. Hiç şüphesiz orta-ya konan bu yeni uyğulama ile hem merkezi selçuk yöneti- mine ve hem de çevrede yer alan diğer “uç” beylerine siyâ-sî bir mesâj verilmiştir. Çünkü o yıllarda Çoban Oğlu =Umur oğlu Mahmut Bey, Eflânî beyi Şemsettin Yaman tarafından öldürülmüş ve Paflogonya = Kastamonu ve Bolu yöresinde Çoban Oğulları hakimiyeti son bulmuştur. Yerine de EfLânî beyi Şemsettin Yaman tarafından Candâr Oğulları Beyliği, kurulmuştur. Gelişen bu yeni siyâsî oluşum, tabii olarak, Osman Gazi’ ye de yeni bir misyon yüklemiştir. Bu nedenle Osman Gazi, Karaca Hisarı fetih ettikten sonra Paflogonya coğrafyasındaki sosyal ve siyasî boşluğu doldurmak üzere ; bir sonraki sohbetimde detaylarını sizlerle paylaşacağım şekilde söz konusu sosyal ve siyasî boşluk, çok iyi Rumca konuşan Sam-sa Çavuş ve kardeşi Sülemiş tarafından doldurulacaktır. İşte böyle bir ortamda İnegöl tekfuru Nikola, Osman Gaziye son bir darbe vurmak istenmiştir . Bunun için de 1299 yılı ilk baharında yanına Bilecik, Yarhisar ve Lefke tekfurla- rını alarak çok gizli bir sû-i kast planı hazırlamıştır. Hazırlanan bu sû-i kast planına göre; Osman Gazi, Bilecik tekfurunun oğlu ile Yar Hisar tekfurunun kızının düğününe davet olu- nacak ve düğün merasimine gelince de Osman Gazi’nin işi, burada bitirilecektir. Düğün merasiminin, Bilecik-Lefke yolu üzerinde bulunan Çakır- Pınarı mevkiinde yapılması planmış ve Harman Kaya tekfuru Mihal tarafından Osman Gazi, düğüne davet olunmuştur. Harman Kaya tekfuru Mihal, Osman Gaz’nin çok eski yıllardan bu yana samîmî bir dostu olduğu için daveti yaparken düğünde kendisine sû-ikast yapılacağını da haber vermiştir. Bunun üzerine Osman Gazi de kendisine karşı hazırlanan sû-ikast planıına karşı o da değişik bir gizli operasyon planını uygulamaya koymuştur. Şöyle ki: Ertuğrul Gazi, Bilecik ve Lefke tekfurlarının çok yakın dostları idi. Bu sebepten Domaniç yaylasına giderken- dönüşde geri almak üzere aşirete ait bazı taşınması ağır eşyaların Bilecik Kalesi’ne emanet bırakılmması âdet haline Osman Gazi de babası Ertuğrul Gazi tarafından uyğulamaya konan bu âdeti sürdürmüştür. Sonbaharda yayla dönüşünde eşyalar geri alınırken hem Bilecik tekfuruna ve hem de Lefke tekfuruna münâsip hediyeler sunulmak da âdet olmuş idi . Osman gazi, yapılması planlanan sû-i kast planı ile ilgili ihbarı aldıktan sonra bir değerlendirme yapmış; o da karşı bir baskın planı hazırlayarak devreye koymuştur. Şöyle ki: Bilecik Kalesi’ne emanet olarak bırakılması âdet olan eşya sandıklarının içine –eşya yerine- bu kerre gözü pek silahlı cengâverler koymuş ve bunları, katır sırtında taşıtarak Bilecik Kelesi’ne nakletmiştir. Diğer yandan düğün merasimi-nin yapılacağı “Çakır-Pınarı”nın yakın çevresine de gözü pek silah arkadaşlarını gizlice yerleştirerek burasını kontrol altına almıştır. Belirlenen saat geldiğinde eşya sandıkları içinde Bilecik Kalesi’ne sızan cengaverler, sandıklardan çıkmış ve kale kapısındaki muhafızları etkisiz hale getirerek Bilecik Kalesini ele geçirmişlerdir . Ardından da Osman Bey’e durum haber verilmiş; o da belirlenen işareti vererek eğlen- cenin coşkulu bir hal aldığı sırada “Çakır-Pınarı”ndaki dü-ğün merasimi basılmış ve yapılan kanlı bir boğuşmadan sonra Osman Gazi’ye sû-i kast hazırlayan Bilecik,Yarhisar, Lefke ve İnegöl tekfurları etkisiz hale getirilmişlerdir. Ardından da hiç vakit kaybetmeden Osman Gazi, Yar Hisar üzerine gitmiş ve burasını fetih eylemiştir. İnegöl üzeri-ne gönderilen Turgut Alp de 1299 yılı ilk baharında İnegöl’ü fetih eylemiştir. Evliya Çelebi’nin , “Seyehatnâme” isimli eserinde verdiği bilgiye göre İnegöl’ün fethi bir “Ezine-günü” nde yani: Bir Cuma günü gerçekleşmiştir. Ertuğrul Gazi Yönetimi ve İnegöl’e Yansımaları: Hatırlanacağı üzere; Ertuğrul Bey ve Karakeçili Aşireti, Ankara- Karacadağ coğraf -yasından ayrılarak 1232 yılında Orta Sakarya coğrafyasına yerleşmiştir. Selçuk Sultanı Alâaddin Keykubat (1220-1237) dan aldığı talimat üzerine; Bizans Selçuklu sınırında üstlendiği teftiş görevini başarıyla sonuçlandırdıktan sonra; Ertuğrul Bey hem “gazilik” ünva-nı almış ve hem de Alâaddin Keykubat ile birlikte Karaca Hisarı kuşatmıştır. Moğollar tarafından Anadolu’ya saldırı ya- pıldığı haberi üzerine; Alaaddin Keykubat, Karaca Hisar kuşatmasını Ertuğrul Gaziye bırakarak Sultanönü’nden=Eskişahir’den ayrılmıştır Ancak Ertuğrul Gazi ve silah arkadaşları, başlatılımış bulunan Karaca Hisar kuşatmasını sürdürmüş- lerdir. Karaca Hisar fetih edildikten sonra; 1232 yılında Söğüt, Domaniç ve “Cebel-i Ermeniyye” ismiyle anılan Ahî Dağı coğrafyası da ele geçirilmiştir. Gerçekleştirilen bu fetihler sonunda; alınan ganimetlerin beşte biri, DünDâr Be aracılığıyla, Alâaddin Keykubat’a takdim edilince; Alâaddin Keykubat, ganimetleri kabul etmiş; ancak stratejik bir değerlendirme yaparak Karaca Hisar’ı, eski Bizans tekfuruna iâde ederken Söğüt, Domaniç ve Ahi Dağı coğrafyasını, yurt olarak, Ertuğrul Gazi’ye ve Karakeçili Aşireti’ne tahsis etmiştir. Bu arada Karaca Hisar tekfuru gibi Bilecik ve İnegöl tekfurlarını da Selçuklu nüfûzu altına alınmasını ön görmüştür. İnegöl’e yansıması açısından konuya bakıldığında Ertuğrul Gazi ve silah arkadaşları, o yıllarda İnegöl coğrafyasının bir parçası sayılan “Domaniç” ve “Cebel-i Ermeniye” nin gerçek fatihleri olmuşlardır. Tahsis Selçuk hükümdarı Alâaddin Keykubat (1220-1237) tarafından yapılmış olsa da Söğüt, Domaniç ve Ahî Dağı coğrafyaları, gerçekte, Ertuğrul Gazi ve arkadaşları eliyle fethedilerek Türklüğe kazandırılmıştır. Domaniç ve “Cebel-i Ermeniye” yöreleri , İnegöl tekfuru Nikola’nı elinden alındığı için Nikola, daha sonraki yıllarda dâima, bu yörelerde hak iddia etmiş ve fırsat bulduk- ça Karakeçili Aşireti’ne karşı saldırılar düzenlemiştir. Ertuğrul Gazi, İnegöl tekfuru Nikola tarafından yapılan bu saldırıları, Rumca bilen Samsa Çavuş ve kardeşi Sülemiş eliyle önlemiştir. İnegöl tekfuru Nikola ile dâimî bir sürtüşme ve çatışma içinde bulunulmasına karşın Ertuğrul Gazi, Bilecik –Lefke ve Harman Kaya tekfurları ile çok yakın ilişkiler kurmuş ; on-lar ile dost olmuş; hatta ilk baharda Domaniç yaylasına giderken taşınması ağır olan bazı ağır eşyaları ve de yaşlıları, Bilecik ve Lefke Kaleleri’ne emanet bırakmış ve Domaniç yaylasına öyle çıkmıştıır. Yayla dönüşünde de söz konusu tekfurlara, münâsip hediyeler, sunulmuştur . Alâaddin Keykubat, 1237 yılında, zehirlenerek ortadan kaldırılınca Ertuğrul Gazi, yeni bir strateji izlemiş ve çevresindeki Bizans tekfurlarına karşı baskın karekterli bir “uç” beyi görüntüsü vermekten vazgeçmiştir. Buna karşın sulh ve barış temeline dayalı eğitim ve öğretime ağırlık veren bir yol izlemeye başlamıştır. Böylece; bir taraftan yöresine gelen göçmenleri kabullenerek nüfus yapısı itibariyle aşiretini güçlendirirken diğer taraftan da Eskişehir coğrafyasında tekke ve zaviye kuran Şeyh Edebâlî ile temasa geçmiştir. Bu arada oğlu Kara Osman Bey ile Şeyh Edebâlî’nin kızı Bâlâ Hâtun’u, bir diğer ifadeyle, Râbia Hatun’u evlendirerek kurulan bu dostluğu daha da pekiştirmiştir. Böylece; Karake-çili Aşireti hem nüfus ve hem de kültürel yönden, “Ahî Geleneği”nin güçlü temsilcisi “Şeyh Edebâlî”nin manevî nüfûzu altında süratle gelişmiş ve de mânen güçlenmiştir . Bu nedenle Ertuğrul Gazi, ölmeden önce oğlu Osman Bey’e şu vasıyyette bulunmuştur : “Bak oğul! Beni kır. Şeyh Edebâlî’yi kırma! Onun terazisi, dirhem şaşmaz. Bana karşı gel; ona karşı gelme! Bana karşı gelirsen üzülür, incinirim. Ona karşı gelirsen gözlerim, sana bakmaz olur; baksa da görmez olur… Sö-züm, Edebâlî için değil senceğiz içindir. Bu dediklerimi, vasıyyet say!” Açıkça görüldüğü üzere; Ertuğrul Gazi ve Karakeçili Aşireti İslâmî yönden Şeyh Edebâlî’nin temsil ettiği “Ahî Geleneği” çerçevesinde aydınlanmış ve güçlenmiştir. Şu kadar var ki İnegöl coğrafyası, “Bâbî Geleneği”ne bağlı Turgut Alp tarafından fetih olunduğu için fethin ilk yıllarından itibaren, öncelikle, İnegöl coğrafyasına “Ahî -Geleneği ” değil, “Bâbî - Geleneği”, hâkim olmuştur. Bu geleneğin İnegöl coğrafyasındaki ilk temsilcisi de günümüzde “Baba Sultan” diye bilinen köyde türbesi bulunan “Geyikli Baba”dır. Daha sonraki sohbetlerimde açıklanaca-ğı üzere; İnegöl coğrafyasında “Ahî - Geleneği”, Hacı Bayram halifes “Akbıyık Sultan” lakaplı Ahmet ŞemsettinEfendi tarafından temsil olunacaktır. Sonuç olarak sosyal ve ekonomik yapılanmanın ötesinde Ertuğrul Gazi’nin ve de oğlu Osman Gazi’nin İnegöl coğrafyasında fazla bir etkisi olmamıştır. Bu nedenle tarihî süreç içinde fetih sonrasında ne Ertuğrul Gazi ve ne de Osman Gazi adına İnegöl coğrafyasında inşa edilmiş her hangi bir mîmârî eser bulunmamaktadır. Osman Gazi ve Şeyh Edebâlî: Osman Gazi, 1299 yılı ilk baharında Çakır-Pınar baskınını gerçekleştirdikten sonra; gönderdiği silah arkadaşları aracılığıyla Bilecik, Yar Hisar ve İnegöl’ü fetih etmiştir; ardından da kendisi Bilecik Kalesi’ne yerleşmiştir. Fetih edilen diğer yerleşim alanlarını ise -Oğuz töresine göre- silah arka-daşlarının yönetimine vermiştir. Söz gelimi: İnegöl, Turgut Alp eliyle fetih olunduğu için İnegöl’ün yönetimi, Turgut Alp’e verilmiştir. Osman Gazi, Yar Hisar Tekfuru’nun kızı Holafira’yı da oğlu Orhan Bey ile evlendirmiştir. Holefira, Orhan Bey ile evlendikten sonra; Müslüman olmuş ve Nilüfer adını almıştır. Kaynaklarda zikredildiğine göre; Osman Gazi’nin Bâlâ Ha-tun ve Malhûn Hatun adını taşıyan iki hanımı vardır. Bazı kaynaklarda “Bâlâ Hâtun” yerine “Râbia Hatun” adı kullanılmaktadır. Yine kaynaklara aksettiğine göre; Osman Gazi’nin, isimleri bilinen altı çocuğu vardır. Hanımlarından Bâlâ Hatun’un babası Şeyh Edebâlî’dir. Malhûn Hatun’un babası ise Ahî Hacı Ömer’dir. Oğullar’ından Alâaddin Ali Bey ile Orhan Bey, şöhret bulmuştur. Diğer kardeşileri Pazarlu Bey, Çoban Bey ve Hamit Bey, fazla şöhret kazanmamışlar ise de Pazarlu Bey ile Çoban Bey’in,ileride görüleceği üzere; İnegöl coğrafyasına gölgeleri düşmüştür. Osman Gazi’nin şöhret bulan oğullarından Alâaddin Ali Bey’in validesi, Şeyh Edebâlî’nin kızı Bâlâ Hatun’dur. Orhan Bey’in validesi ise Ahî Hacı Ömer kızı Malhûn Hatundur. Osmanlı kıroniklerinde Bâlâ Hâtun ve Malhûn Hâtun hakında verilen bilgiler, biraz çelişkilidir. Tıpkı Orhan Bey ile ağabeysi Alâaddin Ali Be