Özbek, otizmin artık bireysel değil, toplumsal bir kriz haline geldiğini ifade etti.
24 Yılda Çarpıcı Artış
2002 yılında kurulan merkezde başlangıçta yalnızca bir otizmli çocuk bulunduğunu belirten Özbek, bugün merkezde 145 çocuğun eğitim aldığını söyledi. Küresel ölçekte ise otizm görülme oranının yaklaşık 150’de 1’den 30’da 1’e düştüğünü dile getirdi. Önümüzdeki yıllarda bu oranın daha da artarak 10’da 1 seviyesine ulaşabileceği öngörülüyor.
Özbek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Yüzleşme Vakti... Bundan 24 yıl önce, 2002 yılında Özel Üçel Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni kurduğumuzda, toplumda otizm görülme oranı yaklaşık 150/1 seviyelerindeydi. Kapımızı açtığımızda sadece bir otizmli evladımız vardı. Bugün ise dünya genelinde bu oran korkutucu bir hızla 30’da 1’e kadar düşmüş durumda. 5 yıl sonra 10/1 olmasını bekliyoruz. Bizim merkezimizde ise tam 145 evladımız ve aile bu tanı ile hayata tutunmaya çalışıyor. Bu rakamlar bize tek bir şeyi haykırıyor: Otizm, bir "azınlık" meselesi olmaktan çıkmış, her kapıyı çalabilecek bir sessiz pandemiye dönüşmüştür. Eğer bu hızlı artışın nedenlerini sorgulamaz ve önleyici tedbirleri hemen devreye sokmazsak, gelecekte sadece rehabilitasyon merkezleri değil, tüm sosyal sistemimiz bu yükün altında kalacaktır.
Artışı Durdurmak İçin "Koruyucu" Adımlar Şart Sadece tanı konulduktan sonra eğitim vermek yetmez. Bu devasa artış hızını yavaşlatacak somut ve koruyucu sağlık politikalarına ihtiyacımız var:
Çevresel ve Gıdasal Denetim: Modern yaşamın getirdiği ağır metaller, paketli gıdalardaki katkı maddeleri ve tarım ilaçlarının otizm tetikleyiciliği üzerine bilimsel araştırmalar derinleştirilmeli; hamilelik öncesi ve esnasında bu risklere karşı aileler sıkı denetim ve eğitimden geçirilmelidir. Dijital Bağımlılıkla Erken Mücadele: Henüz beyni gelişim aşamasında olan bebeklerin ekranla (telefon, tablet, TV) tanışması, "yalancı otizm" veya mevcut eğilimi tetikleyen en büyük unsurlardan biridir. 0-3 yaş arası ekran kullanımı bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmalıdır.
Genetik ve Metabolik Taramalar: Yenidoğan taramaları sadece fiziksel hastalıkları değil, nörogelişimsel riskleri de kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Eğitimde Radikal Değişim: 2 Saatle Mucize Beklenmez Merkezimizdeki 145 çocuğumuz ve aileleri için verdiğimiz mücadelede en büyük engelimiz, sistemin pandemik otizmin artış hızının çok gerisinde kalmasıdır.
30’da 1 oranına ulaştığımız bir dünyada, eski usul yöntemlerle devam edemeyiz:
Haftalık Eğitim Saatleri Revize Edilmeli: Haftalık 2 saatlik destek eğitimi, bu artış hızının önüne geçmekten uzaktır. Otizmde başarının anahtarı olan "Yoğunlaştırılmış Eğitim" (haftada en az 10 saat destek eğitim) devlet tarafından bir hak olarak tanınmalıdır. Şu an uygulanan iki saatlik eğitimde bile bir çok çocuk ve aile otizm sendromun etkilerinden kurtulmuş ama sistem artış hızının gerisinde kalmış kendini yenileye memiştir.
Okul Öncesi Kaynaştırma Zorunluluğu: Otizmli çocukların akranlarından ayrıştırılması değil, kreş döneminden itibaren her sınıfa en az bir özel gereksinimli çocuk kotası getirilerek toplumsal uyum en baştan inşa edilmelidir. Ailelere "Nefes" Alanları: 135 çocuğun arkasındaki 135 anne-baba tükenmişlik sendromu yaşıyor. İnegöl gibi sanayi şehirlerinde, ailelerin çocuklarını güvenle bırakıp nefes alabileceği "Mola Evleri" ve "Gündüz Yaşam Merkezleri" acilen belediyeler eliyle kurulmalıdır.
Son Çağrı: Fark Et, Engelle, Eğit! 2 Nisan sadece binaları maviye boyama günü değildir. 2002’deki o tek bir çocuğumuzdan, bugünkü 145 evladımıza uzanan bu yolculukta gördüğüm şudur: Zaman daralıyor. Eğer bugün bu artışı engelleyecek çevresel tedbirleri almaz ve mevcut çocukların eğitimini "maliyet" olarak görürsek, yarın toplumun her üç evinden birinde bir özel gereksinimli bireyle karşılaşacağımız gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacağız. Gelin, bu sessiz çığlığı hep birlikte duyalım."





