Bilimsel veriler, bugün dağlarıyla ve yüksek kanyonlarıyla bilinen İnegöl ve Oylat coğrafyasının geçmişte Marmara Denizi havzasının kesintisiz bir devamı olduğunu, üzerinin ise tonlarca su kütlesiyle kaplı olduğunu kanıtladı.
MTA VE AKADEMİK RAPORLAR DOĞRULUYOR
Gazetemizin geçmişin izlerine yönelik yaptığı araştırmada ilginç belgelere ulaşıldı. İstanbul Üniversitesi ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından bölgede gerçekleştirilen "İnegöl Havzası'nın Jeolojisi ve Hidrojeolojisi" ile ilgili resmi akademik incelemelerde, bölgenin ana jeolojik çatısını oluşturan katmanların ayrıntılarıyla rapor edildiği görüldü.
Bu raporlara göre İnegöl ve özellikle Oylat Kaplıcaları çevresindeki dağlık alanların temel rezervuar kayası, kalker (kireçtaşı) ve mermerleşmiş kristalize kireçtaşından oluştuğuna yönelik bilgiler yer alıyor.

HANGİ YAPILAR VE KALINTILAR BU GERÇEĞİ KANITLIYOR?
Jeoloji bilimi, yeryüzünde kireçtaşı tabakalarının varlığını doğrudan denizel kökenli geçmişin en kesin kanıtı kabul ediyor. Bilme göre kireçtaşı karada rüzgarla veya toprak birikmesiyle oluşmuyor.
Oylat Mağarası ve Kireçtaşı Duvarları: Hilmiye Mahallesi sınırlarında yer alan 3 milyon yıllık Oylat Mağarası, bu devasa sürecin en somut yapısı olarak gösteriliyor. Mağaranın içinde ve çevresindeki sarp kanyon duvarlarında yer alan kalın kalker tabakalarının, milyonlarca yıl önce deniz tabanında biriken mikroskobik canlı kabuklarının ve tortulların taşlaşmış hali olarak belgelendi.
Oylat Kaplıcalarının Rezervuar Kayaları: Bölgedeki şifalı sıcak suların yer altından çıkarken beslendiği ve süzüldüğü ana kayaçların milyonlarca yıllık kalın kireçtaşı ve mermer katmanları olduğu MTA jeotermal raporlarında da tescillendi.

İNEGÖL, MARMARA DENİZİNİN ÜSTÜNDE Mİ?
Jeolojik haritalarına göre; milyonlarca yıl önce Tetis Okyanusu'nun uzantıları ve Paratetis iç deniz sistemleri Anadolu'nun büyük bir kısmını kaplıyordu. Bugünkü Marmara Denizi havzası o zamanlar dar bir sınıra sahip değildi.
Belgeler, İnegöl havzasını, Mezit Boğazı'nı ve eteklerindeki dağlık kuşakları içine alan devasa, kesintisiz bir iç deniz kolu karakterinde olduğunu gösteriyor.
MTA ve akademik araştırmalara göre milyonlarca yıl önce insanoğlu yaşasaydı ve İnegöl coğrafyasına yukarıdan bakma imkanı olsaydı, ovayı değil; dalgaların kıyılarına vurduğu su kütlesi ve Marmara'nın uzantısı olan mavi bir deniz manzarası görecekti.
PEKİ O SULAR NEREYE KAYBOLDU?
Deniz sularının çekilmesi tektonik hareketlerde ve orojenezde (dağ oluşumu) saklı.
Bilimsel yayınlara göre milyonlarca yıl süren levha sıkışmalarının ve Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın (KAFH) ataları olan devasa yer kabuğu hareketleri, deniz tabanında katman katman biriken o dev kireçtaşı kütlelerini alttan büyük bir güçle yukarıya doğru itti. Sular zamanla çekilirken, İnegöl’ü çevreleyen dağlar binlerce metre yüksekliğe ulaştı. Karasal ortama çıkan bu kireçtaşı kütleleri, asidik yer altı ve yüzey sularının binlerce yıl boyunca oymasıyla bugünkü Oylat mağarasının dev galerilerini, sarkıt ve dikitlerini meydana getirdi.

İNEGÖL’ÜN FAY KATLARI BU YÜZDEN Mİ OLUŞTU?
Bilimsel veriler, İnegöl’ün 1. Derece deprem kuşağında yer almasının bu nedenle olabileceğini de ortaya koydu. Belgelere devasa levhaların birbirini sıkıştırarak, eski deniz tabanını yukarıya itip kıvırdığı ve devasa dağ kütlelerini oluşturmuş olabileceği kanaatini oluşturdu. Bu büyük sıkışma ve kabuk hareketleri nedeniyle, yer kabuğunun en zayıf noktalarında dev kırıkların, yani fay hatlarını meydana gelmiş olabileceği varsayılıyor.
Bugün İnegöl, Türkiye’nin en aktif fay hatlarından biri olan Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın (KAFH) güney kollarının etkisinde bulunuyor.





