Osmanlı Padişahları III. Mustafa ve Sultan I. Abdülhamit ve III. Selim döneminde askeri ve denizcilik alanında önemli görevler yapan Cezayirli Hasan Paşa’ya, 1777 yılında Sultan 1. Abdülhamid’in emriyle İnegöl ormanlarını inceleme emri verildi.
Osmanlı donanmasının kalbi olan gemiler için kaliteli ağaçlara ihtiyaç vardı. Dönemin kaptan-ı deryası olan Hasan Paşa hem donanma hem de ticaret gemilerin hammaddesi olan keresteler için İnegöl ormanında gezintiye ve keşfe çıktı. Keşif esnasında herkesi şaşırtan evcilleştirdiği aslanı da yanında yer alıyordu.
İnegöl ormanlarında yaptığı gezide, hangi ağaçların hangi bölgelerden kesileceği, kerestelerin İnegöl-Gemlik-Mudanya üzerinden İstanbul tersanesine nasıl taşınacağına yönelik araştırmalarda bulundu.
Hasan Paşanın elinde tasmasıyla adeta evcil hayvan gibi kocaman aslanını gezdirirken bunu gören İnegöl halkı gözlerine inanamamış adeta şaşkın bakışlarla bu manzarayı temaşa içinde izlediği rivayet ediliyor.
1 Mart 1777 yılında Osmanlı Arşiv Kayıtları ve Sinan Çuluk’un kaleme aldığı İnegöl Yerel Tarih Çalışması eserinde bilgilere göre Osmanlı’nın en etkin kaptan-ı deryalarından biri olarak gösterilen Cezayirli Hasan Paşanın aslanıyla yaptığı incelemeleri Sultan I. Abdülhamit’e sunduğu da aktarılıyor.
Tarihi belgelerde kerestelerin taşınması için Birinci güzergah: Domaniç Dağı'nın arkasındaki Ars köyünden-İnegöl- Mudanya hattı, ikinci güzergah olarak ta Domaniç Dağı çevresindeki çeşitli kereste mahallerinden Muzaf, Dikilitaş, Karacakaya, Köyyeri, Hanyeri, Büyük Alanbaşı, Başalan, Küçük Dağ, Ucduğu, Taşlıkbaşı, Gürgen Eğreği, Yağmur Oluğu, Dereboğazı, Tekke Deresi, Cimcimi Kaya, ayrıca Ahi Dağı ve Akbıyık Dağı takip edilerek kerestelerin Kestel ve Atçılar üzerinden Gemlik iskelesine indirilmesi öngörülüyor.
Peki "Aslında Paşa" kimdir? Aslanını nasıl evcilleştir?
18. yüzyılda Osmanlı devletinde kaptan-ı derya (donanma komutanı) ve sadrazamlık (başvezir) olarak görev yapmış ünlü bir askerdi. 1713 yılında doğan Hasan Paşa aslen Gürcü asıllıdır. Küçük yaşta İran sınırında bir köle tüccarı tarafından Tekirdağ’da ikamet eden bir tüccara satıldı. Belli bir süre sonra azat edilen Hasan Paşa yeniçeri ocağına katıldı. Cezayir yiğitlerine destek amaçlı Cezayir’e gitti ve bir zaman sonra Tilimsan şehrinin sancak beyliğine getirildi. Ancak işler ters gittiğinden dolayı hasımları tarafından da sert tepkiler alarak ve güvenlik amacıyla İstanbul’a geldi.
Hasan Paşa Tilimsan’da sancak beyi görevini yaparken oradaki yerel kabilelerin asayişini (güvenliğini) sağlamak amacıyla süvari birliğiyle beraber Atlas Dağları eteklerinde ava çıktı. Av esnasında Hasan Paşa ve adamları bir aslanın izini sürdüler. Av partisi esnasında arbede çıktığı öne sürülmektedir. Bu durumu gözlemleyen Hasan Paşa anne aslanın vurulduğunu fark etti. O esnada çalılıkların arasından annesiz kalan yavru erkek aslanı fark etmiş ve bu aslana karşı bir şefkat duygusu göstermiştir. Yanındaki süvariler güvenlik açısından onu da öldürmek istemelerine rağmen yavru aslana kıyamadığı “bu yavru bize Allah’ın emanetidir.” dediği ifade edilmiştir. Yavru aslanı bizzat kucağına alıp Tilimsan’daki saraya getirmiştir.
Yavru Aslanın Paşa elinde evcilleşmesi
Hasan Paşa’nın bu süreçte bakıcılara, terbiyecilere değil kendi kendine yavru aslanla ilgilendiği kaynaklar tarafından söylenmektedir. Kendi eliyle besleyişi, etini ve sütünü bizzat kendi elleriyle vermesi, yavru aslanı adeta evcilleştirmesi bizlere adeta doğanın kanununa sevgiyle her işin olabileceği kanıtını sunmuştur. Attığı her adımda Hasan Paşa’yı takip ettiği, uyuduğunda kapısında nöbet tuttuğu da beyan edilmektedir.





