Bu bir türkü sözcüğü; Anadolu insanın çilesini, sevdasını, yürek yarasını dışa vuran bir yakınma…

Bu bir türkü sözcüğü; Anadolu insanın çilesini, sevdasını, yürek yarasını dışa vuran bir yakınma…

“Derdim çok ki, hangisine yanayım…”

Hangisine yanarsan yan da, söndüren olursa…

Yok ki!

Bulamazsın onları; yanıp kül olduğunla kalırsın…

Belki Okyanus ötesi imdada yetişe!…

Sam Amca yani…

O’nun da, üzerine binip, deh! Demeyeceği atın önüne ot koyduğu da hiç duyulmamıştır…

Yamandır O!

Atı sağlam kazığa bağlamak içinde, hedef ülkelerde kendine sadık elamanları seçip eğitmekte de çok mahirdir hani!…

Bu bağlamda:

Duymuşluğum vardır yani…

Eskilerde de kalsa söylenir: 

Ülkemizde de özel olarak eğitip beslediği ve desteklediği seyisler, seyis başları varmış ki: Bunlar çok yetenekli ve de kıvamında olurlarmış…

İşlerinde ustalaşırlar, verilen görevleri harfiyen yaparlarmış…

Ya beceremezlerse; “Yandı gülüm keten helva-sı” Cin çarpmışa döndürülürmüş alim Allah…

Önceleri:

Zamanın samanla, kalburda elendiği devirlerde; Ecevit diye bir Başbakan, İsmail Cem namlı bir Dışiş-leri Bakanı varmış… İkisi birlikte, Sam Amca’nın ülkesine yardım için gitmişler…

Umut dünyası bu ya: Sözü geçen herkesle temas kurup destek isterlermiş. Bunlardan birisi de: Josep Robinette Biden’miş.

Amerikalı Senatör; azılı Türk düşmanıymış…

Yılan olduğu bilinirmiş, ama ne çare ki denize düşüldüğünden, yılan da olsa sarınılacakmış bir kere…

Senatör kendini kasarak bizimkilere:

“ Bize muhtaçsınız. Bizim ise size ihtiyacımız yok. Siz bizden kredi istiyorsunuz; Kıbrıs sorunu-nu çözün, icabına bakalım. Aksi taktirde, hiçbir yere varamazsınız.”

Cem hemen atılmış: “Kıbrıs’ta bir yere varamaz sak varamayız; buraya avuç açmaya gelmedik.”

O’nun arkasından Ecevit de:

“Kıbrıs meselesi 1974 bitmiştir. Anladınız mı sayın Senatör” diye çıkışmış…

Çıkışır çıkışmasına da, Sam Amca affeder mi? etmemiş:

2001 krizi, ülkenin tepesine bir dağ gibi çöküvermiş.

Mekanları cennet olsun, her iki rahmetlinin başına da tabii…

Yetmemiş:

Sam Amca’nın öfkesi dinmemiş! 2002 3 Kasımında koalisyon tarihe gömülürken, ülke de, yeni mutemetlere emanet edilmiş.

Yeni mutemetler,1 Mart 2003 teskeresini meclisten geçiremeyince, beceriksizlikten sınıfta çakarken; “Kubura süpürülmekten” rica minnet kurtulunca, görevine daha dikkatli, dört elle sarılmaya başlamış.

Ama Sam Amcamız, öfkesini Süleymaniye de ancak yenmiş; On Bir Türk Subayının başına çuval geçirterek gezdirip, onurumuzu bir paspas gibi ayakları altında ezmekten çekinmemiş…

Buna karşın:

Sadık Mutemetler ise: Tısssssss!

Bunlar geçmişte kalan dertler, yandık çok kere… Tabii tersini düşünenler; yeni, yeni dert üretmeyi görev bilenler de var…

Bana göre:

Düşündükçe yürekleri yakması gereken dertlerin başında, polislerimiz geliyor, onlara haksızlık ediliyor, ediyoruz…

Bak hele!

21 Mart 2013’de Diyarbakır’da olanları görmedin mi?

Anlı şanlı Türk Polisi: Bizim polisimiz; oğlumuz, torunumuz kardeşimiz, hepside bu yurdun evladı, sapına kadar da ulusalcı…

Gözünü kırpmadan bu vatanın kutsal değerleri uğruna kanını ve de canını veda etmeye hazırlar; ediyorlar da…

Ne yaptılar orada?

PKK bayrakları altında, sözde Nevruz kutlayan ayrılıkçılara bekçilik yapıp emniyetlerini sağlamadılar mı, yürekleri kan ağlayarak…

Neden, niçin?

Siyasi erkin emri öyleydi çünkü…

Türkiye Cumhuriyetini çökertmenin tanıklığı onlara verilmişti…

Ne çare:

İçleri kan ağlayarak görevlerini yerine getirmeye çalıştılar, getirdiler de... Hiçbir olay olmadı, olmasına da izin verilemezdi zaten…

Sam Amcan benim! Öyle münasip görmüştü çünkü…

Bak hele!

Günlerden 1 Mayıs 2013, yer Taksim Meydanı; emekçiler bayramlarını kutlamak için oradalar… Elle-rinde ay-yıldızlı şanlı bayrağımız, dillerinde emekçi sloganlar, milletle bütünlüğü kucaklayan bir coşku…

Karşılarına dikilen polis: Bizim polisimiz; oğlumuz, torunumuz, kızımız, kardeşimiz, etimiz tırnağımız…

Gerisi malum; arbede, ölüm yok ama ondan beter acı dolu, kin ve nefret tohumu üreten olaylar…  

21 Mart’ta bölücülüğün bayramı karşısında, yürütme gücünün hoşgörüsü, 1 Mayıs’da millet bütünlüğü-nün coşkusunda ise, aynı gücün otorite gösterisi…

Kullanılan: Polis, halkın çocuğu; bayram kutlayan halkına karşı…

Suçlu polisimiz mi? Hayır! Onlar çaresiz, onlar emir kulu…

Suçlu: 21 Mart Nevruz Bayramına! gösterilen hoşgörüyü emekçilerimize gösteremeyen yürütme erkidir…

Bu derdime değil de başka neye yanayım; ulu bir ağacın kesilirken dile getirdiği, “Ne yapayım ki, baltanın sapı benden” Sözü gibi…

Allah bu ülkenin bütünlüğünü korusun ve sonumuzu hayra ulaştırsın…

Amin…