Elini şakağına koy ve düşün; toplam 365 gün var. 335´i senin, 30´u yine senin…

Ama bu 30 günlük süre senin şifan için…

Nefsinin kontrolü ve midenin, iradenin dirayeti için.

Yani faydana!

 

Bu arada orucu kimse için tutmuyorsun haaa, vallahi kendin için!

Kendi iman sağlığın için. Ruh sağlığın için. Ağız sağlığın için. Mide sağlığın için…

Bak güzel kardeşim.

Allahu teâlâ buyurmuş;

Kur´an-ı Kerim´in indirildiği ay oruç tutun. Kendinizi fenalıklardan alıkoyun.

Bu kadar basit!

Ne buyrulmuşsa onu yapacaksın, hepsi bu. Çok mu zor bir şey?

Yahu, akıl var, mantık var, Allah sana zararlı olan bir şeyi buyurur mu?

Cennetle müjdeleyen o, girecek olan sen! Bu fırsat kaçar mı hemşerim?

 

Hâlâ anlamak istemiyoruz bunu. Nefisle, hayvani isteklerimiz arasında sıkışıp kalıyoruz.

Nimetlerin kıymetini anlamak, kendimizi terbiye etmek istemiyoruz.

 

Bakınız oruç, insanın beyniyle midesi, dili ve gözleri arasındaki irade kontrolünü sağlamak hasebiyle konulmuş önemli bir ibadettir. Sadece aç bırakmak için değil!

Yani insanın, beyniyle nefsine hükmedebilme yetkinliğini artıran önemli bir kriterdir.

Hatta fırsattır.

Hepsi bu!

 

Ama gel gelelim, biz gafil kullar, bunu anlamak yerine, kendi kendimize türlü mazeretler sunmayı daha uygun buluyoruz.

Zoru istemiyoruz. İşin kolayına kaçıyor ve at gözlüğüyle bakıyoruz.

Orucun sadece “aç kalmak”tan ibaret olduğunu varsayıyoruz.

İşimize gelmiyor çenemizi tutmak, gözümüzü haramdan sakınmak.

Kötülükten ve fenalıktan kendimizi korumak…

 

Cennetin yolu dikenlidir. E kusura bakma kardeş, sana kimse altın kaşıkla bunu vermez.

 

Uzatmanın mânâsı yok. Sürçü lisan ettiysek affola. Yazdıklarım, imkânı olup da orucunu tutmayanlara... Tutanlara sözümüz olmadığı gibi Allah kabul etsin dileklerinde bulunuyorum. Mesajı verdiğime inanıyor ve hepinize Hayırlı Ramazanlar diliyorum saygı değer okurlarım.

 

Bariz ramazan diyaloglarıyla mevzuyu kapatalım isterseniz;

-Niyetli misiniz?

-Hayır, değilim.

-Neden?

-Ne bileyim, tutamıyorum işte. Sigara sıkıştırıyor.

-Hmmm. Peki, Allah´ın, hiçbir gün bile olsun; “Bu defa da kullarıma su vermeyim. Yiyecek vermeyim. Çatlasınlar açlıktan, susuzluktan” dediği olmuş mudur?

-Şeyy.. Yani hayır tabiî ki de.

-E güzel kardeşim, peki, sana bunca nimeti, güzelliği bahşetmiş rabbinin emrini, üstelik faydana olan bir şeyi kulak arkası edip, niçin nefsinin peşinden gidiyorsun?

Ziya POLAT