Ermeni soykırımını tanıyan düzenlemenin ardından söz konusu sözde soykırı-mın inkarını reddetmeyi suç sayan yeni bir yasa üzerinde çalışan Fransa bugünlerde Türk siyasetinin de gündeminde. Türkiye’ nin sert tepkisinin yanı sıra AB de Fransa’ yı çok da desteklemeyen bir tavır benimse-di. Ancak bütün tepkilere rağmen Fransız siyasetçiler düzenlemenin yasalaşması yö-nünde girişimlerinden vazgeçmedi.

Ermeni soykırımını tanıyan düzenlemenin ardından söz konusu sözde soykırı-mın inkarını reddetmeyi suç sayan yeni bir yasa üzerinde çalışan Fransa bugünlerde Türk siyasetinin de gündeminde. Türkiye’ nin sert tepkisinin yanı sıra AB de Fransa’ yı çok da desteklemeyen bir tavır benimse-di. Ancak bütün tepkilere rağmen Fransız siyasetçiler düzenlemenin yasalaşması yö-nünde girişimlerinden vazgeçmedi.

Türkiye'nin üslup ve reaksiyonu genel anlamda tutarlı ve yerinde bir görünüm sergiliyor. Ancak önleyici tedbirlerin biraz gecikmeli olduğunu söylemek gerekir. Zira Sarkozy aslında bu tür bir tavrın işaretlerini çok daha önce vermişti. Her ne kadar AK Parti hükümetinin Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili genel tavrı proaktif bir nitelik gösterse de Fransa özelinde tedbirlerin ye-terince erken alınmadığını söylemek müm-kün. Bugün ama görünen o ki Fransa'nın aynen Amerika'da olduğu gibi Erme-ni soykırım meselesini bir koz haline getirme niyeti var. Tasarının Senato'dan geçme ihtimali nispeten düşük olsa da artık Türkiye karşısında Fransa'nın Ermeni soykırımı sorunu ile ilgili belli bir eşiği yakaladığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla Ermeni soykırım meselesinde Fransa ile ilişkiler özelinde bu noktadan geriye gidişin pek mümkün olmadığı bir döneme giriyoruz denilebilir.

 

Maalesef şu noktada başkaca bir tedbir imkanı görünmüyor. Türkiye'nin proto-koller ile yapmaya çalıştığı şey aslında diplomatik seçenekleri çoğaltmaktı; bu noktadan çok isabetli bir tercih ve adımdı. Fakat bu süreç yürütülemedi; yine de doğ-ru bir tercihti denilebilir. Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili olarak sürekli agresif bir tutum ne yazık ki imaj ve görüntü açısından iyi değil. Yapılması gereken bütünleşik bir politika geliştirmek. Bu politikanın içine mesela ABD ve Ermenistan ve hatta AB de dahil edilebilir; söz konusu bütünleşik politikanın bu üç aktör bağlamında soykırım tartışmasının ikinci planda kalmasını sağ- layacak bir içeriğe sahip olması gerekir.

Bütün bunlardan bağımsız olarak Fran-sa’daki Türk toplumunun görünür ve hisse- dilir bir tepki vermiş olması oldukça önemli bir nokta. Belki de ilk defa Türkler ciddi bir politik reaksiyon gösteriyor. Bu da yurtdışındaki Türklerin lobi faaliyetlerinin altyapısını oluşturabilmesi açısından önemli bir noktaya işaret ediyor. Maalesef bu şimdiye ka-dar çok ihmal edilen bir konu. Yabancı ülkelerde yaşayan Türkler hep gurbet-çi olarak görüldü; halbuki bunların bulundukları ülke vatandaşları olarak hem kendile-rine ve hem de Türkiye' ye daha ok faydaları olurdu. son yıllarda bu eğilimin aslında belirdiğini gözlüyoruz. Türkiye yurtdışındaki Türklerin entegre olmasını ama asimile olmamasını teşvik edi-yor ki bu bir yönüyle lobiciliğin altyapısını oluşturabilecek bir adım. Tabi lobicilikten bu işleri yapan şirketler ile çalışmayı anlamamak gerekir.

 

Lobinin mutlaka bir baskı oluşturabilecek siyasi bir kitleye dayanması gerekir. Bunun yolu ise yurtdışındaki Türklerin politisizasyonundan geçer.

Sözü geçen tasarının yasalaşma ihtimali düşük olsa da tek başına Fransa’nın soykırımı tanımış olması bile büyük önem taşıyor aslında. Sözde soykırımı tanıyan ülkelerin sayısındaki her artış Türkiye’nin bu konuda siyaseten daha zor bir pozisyona düşmesi anlamına geliyor. Temelde hukuki olmaktan ziyade siyasal bir görü-nüm arz eden bu sorun yıllardır ihmal edil-diği için ve tabi ki güçlü ve hevesli Ermeni lobisi tarafından sürekli gündemde tutulduğu için hukuki boyutu itibarı ile tartışılmaz bir noktaya gelmiş durumda. Siyasi bir hamle ve tercih olan tanıma ise Ermeni soykırım siyasetinin önemli bir ayağı konumunda. Türkiye’nin asıl üzerinde durması gereken de aslında bu.