Kayakseverlerin “Beyaz Cennet” olarak andığı bu dağ, Marmara Bölgesi’nin en yüksek noktasıdır, Türkiye kış turizminin simgelerinden biri olarak anılır. Ancak tarih sayfalarını biraz daha geriye çevirdiğimizde bu ulu kütlenin adının yüzyıllar boyunca başka olduğu ortaya çıkar: Keşiş Dağı.
Antik Çağlardan Orta Çağa
Uludağ’ın tarihi yalnızca yeni çağla başlamaz. Antik çağ kaynakları, bölgedeki yüksek dağın Mysia (Misya) bölgesindeki “Olympos” olarak kaydedildiğini gösterir, yani adının anlamı itibarıyla zaten “kutsal” veya “yüksek dağ” demektir. Birçok antik coğrafyacı, bu dağın Mitoloji’de Troya savaşlarını tanrıların izlediği yerlerden biri olarak değerlendirmiştir.

Bizans döneminde dağın etekleri ve vadileri, dini inziva ve manastır yaşamına ev sahipliği yaptı. 3. yüzyıldan itibaren bölgede sayısı giderek artan manastırlar, Hıristiyan keşişlerin iklim ve dini baskıdan kaçışıyla bir araya geldiği merkezi mekanlar oldu. 8. yüzyılda “ikonoklazm” yani dinsel ikonların reddedilişi döneminde, keşişlerin buradaki kararlı direnişi Uludağ’ı Doğu Hıristiyanlığında önemli bir manevi merkez haline getirdi.
Bu yoğun keşiş yaşamı nedeniyle halk arasında ve sonraki dönemlerin kaynaklarında dağ uzun süre Keşiş Dağı olarak bilindi.
Bursa’nın Osmanlılar tarafından 1326’da fethi, bölge üzerindeki stratejik kontrolün yanı sıra kültürel dönüşümü de beraberinde getirdi. Keşiş Dağı, Osmanlı döneminde manastırların bir kısmının terk edilmesine yol açsa da, dağın kutsal ve mistik kimliği halk arasında varlığını sürdürdü. Hatta Hıristiyan keşişlerin yerini bazı Müslüman dervişler aldı. Örneğin Abdal Murad gibi isimlerin bu yüksek yaylaları manevi inziva yeri olarak kullandığı bilinir.

1925 yılı… Cumhuriyet henüz genç, haritalar yeniden çiziliyor, ülke kendini yeniden adlandırıyor. Bursa Vilayeti Coğrafya Cemiyeti’nin düzenlediği keşif gezisinde bir grup aydın, Keşiş Dağı’nın zirvesine doğru ilerlerken doğanın büyüklüğü karşısında duraksıyor. O an, gruptaki isimlerden biri, tıp tarihçisi Dr. Osman Şevki Bey, ağzından dökülen sözle tarihe not düşüyor:
“Ne ulu dağ!”
Bu söz, yalnızca o anın duygusunu yansıtmakla kalmadı, dağın isminin değişim sürecine de ilham verdi. Şevki Bey Ankara’ya döndüğünde konuyu resmi bir raporla yetkili kurumlara taşıdı ve teklifte bulundu: Keşiş Dağı’nın resmen “Uludağ” olarak yeniden adlandırılması. Bu öneri dönemin Harbiye Reisi Mareşal Fevzi Çakmak tarafından uygun görüldü ve haritalarda yerini yeni isimle alması onaylandı. Çok geçmeden haritalar değişti. Bir dağın adıyla birlikte kaderi de değişti.

Bugün Uludağ, kayak pistleriyle, milli park statüsüyle, zengin bitki örtüsüyle ve dört mevsim süren doğa turizmiyle tanınıyor. Ama her kar tabakasının, her sisli zirvenin altında çok daha eski bir hikaye yatıyor.





