Bilecik’te ortaya çıkarılan antik bir mezarın, MÖ 8. yüzyılda yaşamış ve efsanevi “altın dokunuşu” ile tanınan Kral Midas’ın ailesine ait bir kişi için inşa edilmiş olabileceği ihtimali, arkeoloji dünyasında büyük heyecan yarattı. Konuyla ilgili birçok akademisyen görüşlerini paylaştı ve bu yeni keşif, döneme dair bazı bilinen bilgilerin yeniden tartışılmasına yol açtı.

ARKEOLOJİ DERGİSİ'NE KONU OLDU
Amerikan Arkeoloji Dergisi'nin Ocak sayısında yayınlanan tümülüsle ilgili yeni bir araştırmada Erpehlivan, mezarın mimarisini ve mezar eşyalarını analiz etti.
KRALİYET MEZARLARINA BENZİYOR
Erpehlivan, tümülüsün içindeki ahşap odalı mezarın anıtsal mimarisinin Gordion yakınlarındaki seçkin mezarlarla karşılaştırılabilir olduğunu, mezardaki eşyaların ise başkentteki kraliyet mezarlarında bulunanlara benzediğini söyledi. Karaağaç Tümülüsü'ndeki bu mezarın özelliklerinin "Tamamen yerel, seçkin olmayan bir birey için beklenenden çok daha fazlasını gösterdiğini ve bunun yerine Frigya güç yapılarının içine yerleşmiş bir figüre işaret ettiğini" belirtti.
MEZARDA NELER BULUNDU?
Erpehlivan ve ekibi, mezarda çok sayıda seramik kavanoz bulunduğunu, bunlardan birinin üzerinde Frigya dilinde bir isim yer aldığını ve birkaç situla (genellikle savaş, av ve geçit töreni sahneleriyle süslenmiş, özenle işlenmiş bronz kaplar) tespit ettiklerini bildirdi. Bu buluntular, mezardaki kişinin yerel bir kraliyet unvanına sahip olabileceği veya Midas ailesiyle bağlantılı olabileceği olasılığını güçlendirdi.
Özellikle situlaların varlığı dikkat çekti; çünkü daha önce belgelenmiş tek örnekler, muhtemelen babası Gordias’ın mezarı olan Gordion’daki “Midas Höyüğü”ndeydi. Erpehlivan, bu eserlerin mezarın MÖ 740–690 yılları arasına tarihlendirilmesine de yardımcı olduğunu belirtti.



