Yüksek faiz, sıkı para politikası, artan üretim maliyetleri ve küresel lojistik güzergâhlarında yaşanan jeopolitik sorunların sektörü baskıladığını belirten Güleç, Türk mobilya sanayisinin uluslararası pazarlardaki gücünü koruyabilmesi için ekonomik istikrarın sağlanması ve tasarım odaklı, yüksek katma değerli üretimin artırılması gerektiğini söyledi.
Sektörün 2025 yılını genel olarak durağan geçirdiğini ifade eden Güleç, yılın bazı dönemlerinde üretimin 2024 seviyesinin altında kaldığını kaydetti. 2026’nın ocak ayında sınırlı bir gerileme yaşandığını, şubat, mart ve nisan aylarında ise mobilya üretiminin yeniden yükselişe geçtiğini dile getirdi.
Nisan ayında sektördeki toparlanmanın daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Güleç, Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler nedeniyle Uzak Doğu’dan yapılan sevkiyatların azalmasının Türkiye’ye yönelik talebi artırdığını belirtti. Ancak bu durumun kalıcı bir avantaj olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Güleç, "“Maalesef Türkiye pek çok sektörde maliyet avantajını kaybetmiş durumda. Uzak Doğu ülkelerini bir kenara bırakalım, bazı Avrupa ülkelerinin bile daha üzerinde maliyetlere sahibiz. Bu nedenle üretimde ve ihracatta, sıkıntılı bir süreçten geçerken ithalatın artmaya devam ettiğini görüyoruz. TÜİK verilerine göre yılın ilk dört ayında mobilya ihracatımız yaklaşık yüzde 5 gerilerken, ithalatımız yüzde 20 civarında arttı” dedi.
İhracat performansı düşük seyrediyor
Mobilya sektörünün rakiplerine karşı fiyat avantajını kaybetmekte olduğunu anlatan MOSFED Başkanı, bu durumun sadece mobilyaya has olmadığını da vurguladı. Sadece Uzak Doğu ülkelerine karşı değil bazı Avrupa ülkelerine karşı bile daha pahalı durumda olduklarını söyleyen Güleç, “İsteseniz de istemeseniz de bu zamanla ihracatımıza yansıyor ve yansımaya devam edecek. TÜİK’in açıkladığı dış ticaret endekslerine bakarsanız, ihracat fiyatlarının iki yıldır kesintisiz yükseldiğini ihraç ettiğimiz mal miktarının ise 2025’in ortalarından itibaren düşmeye başladığını görüyoruz” diye konuştu.
Yılın ilk yarısında beklentilerin oldukça gerisinde bir ihracata imza atıldığına, bunun da sadece mobilya sektörüne has bir durum olmadığına işaret eden Güleç, “Sanayi sektörlerimizin çok büyük bir kısmında ihracat performansı düşük seyrediyor. Savunma ve elektronik gibi sektörlerin yüksek performansından mutluluk duyuyor olsak da; bunların sanayimizin sayıca küçük bir bölümünü temsil ettiğini unutmamamız gerekiyor. Ülkemizde sanayinin farklı sektörlerinde 480 bine yakın imalatçı işletme var. Bunların yüzde 90’dan fazlası sıkıntı içinde. İhracatımızda da durum benzer” değerlendirmelerinde bulundu.
"Nefes" sorunları çözmekten uzak
Güleç, finansmana erişimdeki zorlukların ve kredi hacmindeki daralmanın devam ettiğini belirterek, bazı firmaların Nefes Kredisi’nden yararlandığını ancak bu tür geçici desteklerin sektörün temel sorunlarına kalıcı çözüm sunmadığını ifade etti. “Türkiye, enflasyonla mücadele sürecinde para politikasını eksiğiyle fazlasıyla büyük ölçüde kullandı” diyen Güleç, bu süreçte ‘maliye politikasının son derece cılız kaldığı’ tespitinde bulunarak, şöyle devam etti: “Beklentimiz, kamu harcamalarında daha güçlü bir tasarrufa gidilmesi ve özel sektörle iş birliği içinde, sektörler özelinde maliye politikasının etkin bir kaldıraç olarak kullanılmasıdır. Gerek mobilya sektöründe gerek diğer sektörlerde ihtiyaç duyulan şey, yeni teşvikler açıklanması değil. Bakın şu anda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından verilen yatırım teşvikleri var. Fakat ortam yatırım yapmaya uygun değil, yeni bir yatırım yapılsa mevcut iş gücü maliyetleriyle mevcut kiralarla girişimcilerin üretim yapıp bunu katma değerli bir şekilde ihracata çevirmeleri olanaksız; çünkü çok büyük bir maliyet dezavantajımız var.
Enflasyonu çözünce katma değer de artar
Güleç, sektörün artan maliyet baskısını aşabilmesi için yüksek katma değerli ihracata ve tasarım odaklı üretime yönelmesi gerektiğini belirterek, bu süreçte iki önemli engelin aşılması gerektiğini ifade etti. "Birincisi genel olarak enflasyonun ve makro istikrarın yeniden sağlanması. İkincisi ise sektördeki girişimcilerde bu bilincin yerleşmesi. Enflasyonu, hayat pahalılığını, üretim maliyetlerindeki yüksekliği çözmeden özel sektörün bir yeniden yapılanma sürecine girmesini beklemek mümkün değil. Yani önce ortamın oluşması gerekiyor. Ancak bu ortam oluştuktan sonra gerek mobilya sektöründe gerek diğer sektörlerde katma değerin artırılmasına yönelik çalışmaların meyve vermesini bekleyebiliriz. Biz MOSFED ve bize bağlı sektör dernekleri olarak 'tasarım' bilincini desteklemek adına uzun süredir çalışmalar yürütüyoruz. Bunun sonuçlarını da görüyoruz. Fakat bu çalışmalarımızın sektördeki daha çok firmayı harekete geçirmesi için, dediğim gibi, makroekonomik istikrarın ve uygun maliyetle üretim imkanının sağlanması gerekiyor.
Güleç, FDI’ın üreticileri yalnızca satın almacılarla değil; mimar, iç mimar, tasarımcı, proje geliştiricisi ve yaratıcı sektör temsilcileriyle de aynı platformda buluşturduğunu belirtti. Bu yapının, klasik sipariş süreçlerinin ötesine geçerek kalıcı iş ortaklıklarının kurulmasına ve yeni değer zincirlerinin oluşmasına katkı sunduğunu ifade eden Güleç, FDI İstanbul kapsamındaki özel programların üreticilere sağlayacağı avantajları şu sözlerle anlattı: “FDI İstanbul'u da tam bu anlayış üzerine inşa ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki tasarım yalnızca estetik bir unsur değil; katma değer üreten, markaları farklılaştıran, sürdürülebilir rekabet gücü sağlayan ve ihracat değerini yükselten stratejik bir üretim aracıdır. Bu nedenle FDI, ürünlerin sergilendiği klasik bir fuardan çok daha fazlasını ifade ediyor. Tasarımı, markalaşmayı, yaratıcı düşünceyi, sürdürülebilirliği ve kültürel birikimi aynı çatı altında buluşturan; entelektüel sermayeyi ekonomik değere dönüştüren uluslararası bir platform niteliği taşıyor."





