Ramazan ayı gelince toplumda bir hareketlilik ve canlılık gözlenir. İbadet hayatımız gündüzleri oruçla, geceleri teravih namazıyla zenginleşmekte, Kur´an tilaveti ve içerdiği hükümleri anlama çabasıyla da manevi hayatımız yeniden şekillenmektedir. Ramazan ayına atfedilen kutsiyetin asıl sebebi Kur´an´ın bu ayda indirilmeye başlamasıdır. İlk Müslümanların Kur´an´la buluşması gibi Müslümanlar da hiç ayrılmamak üzere onunla buluşmalı dünya ve ahretini mamur etmeli, sorumluluklarını bir disiplin dahilinde yerine getirmeye azmetmeli, Allah´ın sevgi ve merhametine güvenerek samimiyet ve sadakatten ödün vermemelidir. Sayısız nimetlerin sahibine hiç değilse teşekkür eden bir kul olmayı arzu etmelidir. Sahip olduğu sağlık ve afiyetin, imkân ve şartların asıl sahibini hatırlamalı, kendisinin emanetçi olduğunu unutmamalıdır. Mümini sabır eğitimine tabi tutan orucun farz kılındığı ve bin aydan daha hayırlı bir gecenin içinde bulunduğu Ramazan ayı, birçok hikmete binaen üstünlükte 11 aya takaddüm etmiştir.
Ramazan ayı, Kur´an-ı Kerim´in beşeriyet ufkunu aydınlatmaya başladığı kutlu zaman dilimidir. Yüce Allah bu ayla ilgili olarak, “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur´an´ın indirildiği bir aydır.´´ (Bakara-185) buyurmaktadır.
Ramazan ayı, Kur´an´ın lafzını okuma, manasını anlama, maksadına uygun hareket etme, emir ve yasaklarına bağlı kalma hususunda müminlerin Kur´an´la yıllık sözleşme yaptığı bir aydır. Müslümanlar, Ramazan ayında Kur´an okumaya her zamankinden daha fazla önem gösterirler. Bunun için evlerde ve camiler-de bir araya gelerek, her gün Kur´an´dan birkaç cüz okurlar. Ramazan ayının sonuna gelindiğinde ise Kur´an´ı baştan sona bir kez okumuş olurlar. Buna Hatim denir. Hatta bu ay içinde birkaç tane hatim okuyan kişilerde olmaktadır. Daha sonra ve özellikle de kadir gecesinde hatim duası yapılır.Müslümanlar yüzyıllardan beri bu uygulamayı devam ettirmektedirler. Kur´an ayı olarak tanımlanan Ramazan ayında Kur´an, baştan sona defaatle hem de anlamıyla birlikte anlamaya sonra da yaşamaya dönük okunmalıdır. Yoksa Kur´an´ın rehberliği, doğru yolun ve hak ile batılın tefrikinde delil olması, gönüllere şifa, müminlere rahmet ve insanlara öğüt olması, karanlıklardan aydınlığa, cehaletten bilgiye çıkarması, son derece kaba ve zalim bir toplumu medeni bir toplum, sahabeyi, Hz. Peygamber (sav)´in etrafında gökteki yıldızlar gibi yapması, zihinsel ve toplumsal dönüşümü dolayısıyla yaşam tarzlarının tahvilini sağlaması başka türlü nasıl mümkün olabilir. Yüce Allah´a kıymet vermek; onun kıymet verdiklerini önemsemek ve onlarla ilgilenmekle mümkündür. Yapılmasında zorunluluk veya sakınca bulunan bütün hususlar önemine ve değerine binaen mükellefin ödevleri olarak Kur´an´da vardır. Bu bağlamda bü-tün emir, yasak ve tavsiyeler; her çeşit namaz, oruç, zekat, diğer ibadet ve taatler, haramlar; Yüce Allah´ın kıymet verdiği; yaratanla ve diğer varlıklarla münasebetin selameti, insana verilen kıymetin ifadesi ve kemale yolculuğun kilometre taşlarıdır. Her ramazan icra edilmekte olan Mukabele geleneği, Hz. Peygamber (sav)´in, irtihallerine kadar her yıl Cebrail ile karşılıklı olarak Kur´an´ı okumalarını sembolize eder. Ancak Kur´an sadece Ramazanda okunan sonra da 11 ay boyunca vedalaşılan ve tozlu raflara kaldırılan bir kitap olamaz. Hz. Peygamber (sav)´in uygulaması gereği, her müslümanın 12 ay boyunca her gün az veya çok mutlaka anlamıyla birlikte Kur´an´dan bir hissesi olmalıdır.
Orucun, daha önceki ümmetlere olduğu gibi müminlere de belirli günlerde farz kılınması; ilahi yasa gereğine ve insan odaklı en büyük fayda olan günahlar- dan sakınma ilkesine bağlanmıştır. “Ey iman edenler! Allah´a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı” (2/Bakara, 183) ayet-i celilesi ile bu hakikat bildi-rilmektedir. Orucun farz kılındığı sayılı günler, in- sanların hidayet rehberi, doğru yolun, hak ile batılı birbirinden ayıran niteliklerin içinde bulunduğu Kur´an´ın indirildiği aydır. İnsanların, vahyin gölgesinde Allah Teâla´nın hitabına mazhar olması ve onurlandırılması bu ayda gerçekleşmiştir. “(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur´an´ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah´ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir” (2/Baka- ra, 185), ilahi buyruğu hem bu hakikatin beyanı hem de bu günlere ulaşanların oruçla mükellef kılınmalarının gerekçesini bildirmektedir. O da Kur´an´ın inzalidir. Böylesine kutsal bir iklimde elbette ibadetler de daha değerli ve çok daha sevaptır. “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah´tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır” buyurularak bu değer ve bunun karşılığında verilecek mükâfat dile getirilmektedir. Oruç, bedenin sıhhatine, şeytanların kullara yaklaşmasının engellenmesine, zekat ve sadaka ile malın temizlenmesine, nefsin açlıkla terbiye edilmesine, maddi ve manevi hayatta birçok güzelliğin yaşanmasına ve huzurun teminine vesile olur.
Ramazan ayının sosyal hayatımızda tesirleri de çoktur. Yapılan istatikler göstermektedir ki; işlenen her türlü suçlar Ramazan ayında azalmaktadır. Hırsızlık, yalan şahitlik, rüşvet, rüşvet, içki, kumar gibi, toplum düzenini sarsan olaylara Ramazan ayında daha az rastlanmaktadır. Dolayısıyla Ramazan hürmetine , toplumun huzuru sağlanmaktadır. Diğer taraftan bazı insanlar, Ramazan ayını sıkıntı ve meşakkat ayı göster- meye çalışırlar. Şöyle sözler sarf ederler; “Oruçlu kafayla bu kadar olur. Kafamın tasını attırma Zaten oruçluyum. Oruç başıma vurdu, birde sen tepemde dolaşma” gibi sözlerle, orucu bahane edilerek uygunsuz sözler söylerler. Böylesi bir davranış, Cenab-ı Hakk´ı gücendireceğinden, hatalı bir davranıştır. Allah Ramazan ayını sabır ve sükunet ayı kılmıştır. Biz onu hiddet ve öfke haline getiremeyiz. Allah onu, nefsin isteklerini azaltmamız için farz kıldı. Oruçtan maksat, ne perhiz yapmak, ne zayıflama rejimine uymak, ne de vücudumuzu yeme içmekten mahrum bırakmaktır.Şuurlu bir şekilde, nefsin arzularını belirli bir süre Allah´ın emri olduğu için frenlemektir.
Kur´an´ı, orucu, zekatı, teravihi, fıtır sadakası, hayır ve yardımlaşması, huzur ve kaynaşması ve diğer ibadetleri ile Ramazan ayının milletimize, bütün İslam alemine hayırlar getirmesini, insanlığın hidayet ve barışına vesile olmasını Cenab-ı Hak´tan niyaz ederim. Ramazanınız mübarek olsun! Dualarda buluşmak dileğiyle…