Kamunun yönetilmesine ilişkin, ne kadar resmi makam ve unvan sahibi varsa; sorumluluklarını yerine getirirken, kullandıkları yetkiyi, kimden ve nereden alırlar?

   Kamunun yönetilmesine ilişkin, ne kadar resmi makam ve unvan sahibi varsa; sorumluluklarını yerine getirirken, kullandıkları yetkiyi, kimden ve nereden alırlar?

   Yani:

   Bir kaymakam, bir vali, bir muhtar, bir vergi müdürü, bir savcı, bir hakim, say sayabildiğin kadar; onca etiketli kişilerin, taşıdıkları bu yönetim gücünün kaynağı nedir?

   Yasa!

   Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Yüce Türk Milleti adına çıkardığı yasa ve yasalar…

   Her makam erbabı, yükümlülüğünü bu yasaya göre yürütür ve gereğini, O’nun sınırları içerisinde yapmaya çalışır…

   Düzeyi ne olursa olsun; yalın bir memurdan, ta en yüce kat olan Cumhurbaşkanına kadar her makam sahibi, konumu ile ilgili yasaya uymak zorunluluğu vardır.

   Öyle mi?

   Aynen öyle; bu herkesin bilmesi gereken, bir yurttaşlık sorumluluğudur…

   Doğru mu?

   Doğru…

   Buna karşın:

   Bir kurum; sorumlu olduğu bir yasanın gereğini yapmaya kalkınca: O’na:” Vay sen bu yasa hükmünü uygulayamazsın, demokrasiyi hiçe sayıp sivil otoritenin işlerine ket oluyorsun, gel bakalım hesabını ver.” Diyerek hapse atarsa ne yapmış olur?...

   Burada asıl suçlu kim; yasayı uygulayan mı, yoksa: “Bu yasayı uygulayamazsın diyen anlayış mı?

   Sizce hangisi?

   Dilerseniz somut bir örnekle soruyu tekrar soralım:

   Kaçak orman kesimi suç mudur? Suçtur tabii; hem de en büyüğünden…

   Peki: Orman işletmesinin, bunu engellemek için bir yöntem geliştirmesi, bir plan yapması, yasanın kendisine verdiği bir yetki ve sorumluluk değil midir? 

   Evet! Aynen öyledir.

   Bu doğru ise: Orman işletmesinin kaçakçılığı önlemeye yönelik yaptığı plan için, birileri soruşturma başlatıp, işletme müdürünü ve ona bağlı birim sorumlularını hapse tıkarsa ne yapmış oluyor?

   Yanıtı ve yorumu sizlere bırakıyorum…

   Şimdi; Bir yasayı ve bu yasanın bir maddesini anımsatacağım:

   Anılan Yasa: 211 Sayılı, Askeri İç Hizmet Yasasıdır; maddesi de 35 dir.

   Bakın! Bu yasanın 35. Maddesi ne diyor:    

   “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk Yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.”

   Bu kanunu yürütmekten sorumlu da Bakanlar Kuruludur…

   Yani:

   Türk Silahlı Kuvvetleri; erinden Genelkurmay Başkanına kadar, tüm varlığıyla, bu anılan 211. Askeri İç hizmet Yasasına tabidir ve Bakanlar Kuruluna karşı sorumludur, dolayısıyla da sivil otoritenin emrindedir.

   Bunun başkaca da izahı yoktur.

   Hal böyleyken:

   Ordu: Türk Yurdunu Ve Türkiye Cumhuriyetini kime karşı koruması düşünülür?

   Dışarıdan gelecek tehlikelere…

   Rusya, Ermenistan, İran, Irak, Suriye, Yunanistan, Bulgaristan gibi sınırdaşlarımızla birlikte, sınır ötesi dost görünen sinsi düşmanlarımız, zamanla dirliğimizi bozar, yurdumuza, Cumhuriyetimize göz koyabilirler mi?      

   Evet! Yapabilirler…

   Ordumuz: Türlü olasılığa karşı, her kesim için ayrı, ayrı plan düşünüp, önleyici tedbir alırsa, suç mu işlemiş, yoksa Yasanın verdiği görevi mi yapmış olur? Düşünüp yanıtı birlikte verelim… Yasaya uymak suç mu, görev mi?

   Peki:

   Türk Yurduna ve Türkiye Cumhuriyetine yönelik tehlikeler sadece dıştan mı gelir, içten hiç tehlike gelmez mi?

   Neredeyse Yüz Yıla varan, bitmek tükenmek bilmeyen, Kürt Bölücü başkaldırısına, ordumuzun yaptığı ve yapacağı hiç plan program olmayacak mı, yurdumuzun bölünmesine seyirci mi kalacak, o zaman neden beslemekteyiz bu devasa gücü, “Askerlik yan gelip yatma yeri mi?”

   Bakın Hele Siz!

   Kürt Bölücü Hareketinin işlevi tamamen demokratik! Türk Ordusu’nun bunu önlemek için hazırlayacağı plan, anti demokratik ve demokrasi düşmanlığı! Aynı zamanda sivil yönetimlere müdahale! Öyle mi?

   Bu gün:

   Türkiye Cumhuriyeti Sınırları içerisinde, birçok parti, birçok yasal dernek ve sivil toplum örgütü olduğu kadar, illegal odaklar da vardır. Bunların içinde  potansiyel Cumhuriyet düşmanı çıkmaz mı?       

   Çıkma olasılığına karşı; ordumuzun bunların her biri için önleyici planlar yapması, görevi değil de suçu mudur?

   “Türkiye’nin devlet şekli Cumhuriyet tir.” Diye ilan edildiği ve çağdaş devrimlerin art arda uygulamaya konulmaya başladığından bu yana; bunu içlerine sindiremeyen şeriat sevdalısı irticacılarımız olmadı mı? Unutmayalım ki; bunlar bizim insanlarımız, yurdumuzun insanları…

   Bunlar, cumhuriyet kelimesine olmasa bile, O’nun içeriği olan Devrim Yasalarına karşılar; onları değiştirmeye azmetmişler, usul, usul hedeflerine doğru yaklaşmaktalar…

   Bununla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, bir partimizi “İrtica eylemleri içinde” gördüğü için, “Devlet para yardımı” kesme cezasına mahkum etmedi mi?

   Şimdi: Türkiye Cumhuriyeti’nin Ordusu; irticacı girişimlerin Türkiye Cumhuriyet yapısını bozmaya yönelik hareketlerini engelleyici bir plan yapması mı suçtur, yapmaması mı?  

   Evet: Plan yapılmalıdır ve irtica, şayet fiili olarak eyleme geçerse de, uygulamaya konulmalıdır. Bu yasa emridir.

   Bunun tersini düşünenler, hemen Askeri İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesini değiştirmeleri, dolayısıyla da ordumuzu bu sorumluluktan kurtarmaları gerekir…

   Bu yasa hükmü ortadayken, birileri;”Ordu, irticacılara karşı eylem planı yapamaz, şayet yaparsa, bu sivil otoriteye müdahaledir, demokrasi ve halk düşmanlığıdır.” Diyor da, ordunun yasal görevini engelleyebiliyorsa:

   Asıl suçlu, Ordularımızı yönetenlerdir.

   Bunlar:

   Baş Komutan, Sayın Cumhurbaşkanımızdır, Başbakanımızdır, ordu komuta kademesidir…

   Hele, hele şu an tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı Sayı İlker Başbuğ fiili komutan olarak ordusunun yasal hak ve görevlerini savunamamıştır…

   İrtica Eylem Planını yok sayarak,” Bu bir kağıt parçasıdır.” Demekle;  yasanın Türk Ordusuna verdiği görevi unutmuştur…

   “Evet!” Demeliydi; “Biz Türk Yurduna, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelmesi muhtemel her türlü tehlikeye karşı, önleyici planlar hazırlarız, Bu bizim yasal görevimizdir.”Deyip dik durarak, yetki ve sorumluluğunu korumalıydı…

   Yapmadı, yapamadı ve “Sarı Öküzü” teslim etti!…

   Yedi Yüz Binlik bir terör örgütü! Kuran, yöneten bir komutan yaftasıyla tarihe geçti…

   Ne acı! Allah sonumuzu hayreylesin…