İslam dini toplumun bütün kesimleri arasında sosyal dengeyi temin etmede büyük rolü bulunan sosyal dayanışma ve yardımlaşmayı bir hak olarak kabul etmiş ve Müslümanlara bu konuda önemli sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumlulukların başında da zekât gelmektedir. 

Zekât hicretin ikinci yılında farz kılınmış olup, dinen zengin sayılan bir kimsenin sahip olduğu malî imkanlarını belli oranda ihtiyaç sahiplerine vermesi demektir. En güzel ve en etkili sosyal yardımlaşma şekli olan zekât, toplumda sosyo-ekonomik şartların ıslahını hedef alan, fakirlik probleminin çözümüne önemli ölçüde katkı sağlayan malî bir ibadettir. Bu öneminden dolayı zekât, Kur´an-ı Kerim´de seksenden fazla ayette ve Hz. Peygamber (s.a.s.)´in hadislerinde daima namazla birlikte zikredilmiştir. 

Zekât, Allah´ın nimetlerine karşı kulun fiilî şükrüdür. Zira namaz ve oruç gibi bedenî ibadetler vücut sağlığının şükrü olduğu gibi zekât da mal-mülk ve servet nimetinin şükrüdür. Malının zekâtını veren kimse her türlü dünya nimetinin kendisine Allah tarafından bir emanet olarak verildiğinin bilincine varır, aşırı dünya sevgisinden ve menfaatin esiri olmaktan kurtulur. 

İnsanların sahip oldukları mal-mülk ve servetler ile her türlü dünya nimeti gerçekte Yüce Yaratıcımız Allahu Teâlâ´ya aittir. İnsana ancak sınırlı bir zaman için bunlardan yararlanma imkanı verilmiştir. İnsana düşen kendisine emanet edilen nimetleri asıl sahibinin istediği şekilde kullanmaktır. Cenâb-ı Hak, kullarından kimisine çokça verdiği servetin içinde fakirlerin ve muhtaçların hakkı olduğunu bildirmiş(Zâriyât, 51/19﴿, hali vakti yerinde olanlara zekât ve sadakalarla fakirlerin haklarını gözetmelerini emretmiştir. 

Görüldüğü gibi zekât, zenginlerin fakirlere yaptıkları bir lütuf değil, bilakis onların üzerlerindeki bir borçtur. Ancak zekâtın, getireceği faydalardan yararlanmak ve mükâfatına nail olmak için gönüllü olarak yani Allah rızası için yerine getirilmesi gerekir. Ayrıca,“…sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın” (Bakara 2/264)ilâhibuyruğu gereğin- ce, zekâtların fakire eziklik ve mahcubiyet duygusu yaşatmadan verilmesi gerekmektedir. 

İlk bakışta zekâtın yerine getirilmesinde sadece zekâtı alan kimse kârlı çıkıyormuş gibi gözükse de zekâtın asıl faydası onu alandan çok verene aittir. Zira servetindeki fukara hakkı olan zekâtı ayırıp fakire veren kişi hem malını manevî açıdan temizlemiş, hem de gönlünde oluşabilecek bencillik, açgözlülük ve cimrilik gibi kötü huylardan kurtulmuş olmaktadır. Nitekim Kur´an´da, “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al...” (Tevbe, 9/103) buyrulmaktadır.

Bunun yanında zekât, ahiret mutluluğunu kazanmaya ve cennete girmeye vesile olan bir ibadettir. Kur´an´da, zekâtını gönül rahatlığıyla verenler kurtuluşa eren mü´minler arasında zikredilmiştir. Onların Firdevs cennetine girecekleri ve orada ebedi olarak kalacakları bildirilmiştir. (Mü´minûn, 23/1-4, 11) Hz. Peygamberimiz (s.a.s.) de, kendisini cennete götürecek bir amel söylemesini isteyen kişiye, Allah´a, hiçbir şeyi ortak koşmadanibadet etmeyi,  namaz kılmayı, zekât vermeyi ve Ramazan orucunu tutmayı tavsiye etmiştir. (Buhârî, Zekât 1; Müslim, İman 15) 

Zekât malı bereketlendirir; zaten zekâtın kelime manası da temizlik, artma ve bereket demektir. Bu ibadete zekât denilmesi işte bu özelliklerinden dolayıdır.  Her ne kadar zekât verildiğinde mal eksilmiş gibi görünse de gerçekte zekâtı verilen mal artmaktadır. Bu konuda mü´minlere  ilâhi garanti verilmiştir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Allah yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe´, 34/39) 

Zekâtını vermeyenler ise dünyada bir takım zararlar göreceği gibi, ahirette de acıklı bir azaba uğrayacaktır. Kur´an´da şöyle buyrulmaktadır: “Altın ve gü- müşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızı”! denilecek.”(Tevbe, 9/34-35)

Zekât konusuna açıklık getirebilmek için, konuyu soru-cevap şeklinde ele almak faydalı olacaktır.            

Zekât Vermek Kimlere Farzdır? 

Zekât; Müslüman, hür, akıllı, baliğ (ergin), zaruri ihtiyaçlarından artıcı nitelikte mala sahip olan ve sahip olmasının üzerinden bir kameri yıl geçen kimselere farzdır. 

Kimlere Zekât Verilir? 

Kur´an-ı Kerim´de zekât verilecek kimseler aşağıdaki ayet-i kerimede açık bir şekilde sıralanmıştır: 

“Sadakalar (zekâtlar) Allah´tan bir farz olarak ancak; yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslam´a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibidir.” (9.Tövbe–60)

Bu ayete göre zekât verilecek sekiz sınıf şunlardır:

Fakirler: Mal varlıkları itibarıyla zenginlik derecesine kavuşamayanlar.

Miskinler: Hiçbir şeyi bulunmayan, dilenmeye muhtaç kimseler.

Zekât işlerinde çalışanlar: Bunlar, zekât toplamakla görevli memurlardır. Söz konusu memurların maaşları da toplanan zekâtın bir kısmıyla verilebilir. Memurların topladığı zekât, ayette bahsi geçen gruplara dağıtılır.

Müellefe-i Kulûb: Kalpleri İslam´a ısındırılmak iste-nen kimseler.

Hz. Ömer, bunlara zekât verme uygulamasını kaldırmıştır. Ancak bu, ayetteki hükmün yok sayılması anlamına gelmez. Hz. Ömer, kendi devrinde İslamiyet belli bir kuvvete ulaştığı ve bu yolla henüz Müslüman olmayan kişilerin kalplerini İslâm´a ısındırmak için kendilerine zekât vermeye ihtiyaç kalmadığı için bu uygulamaya son vermiş olmalıdır. İhtiyaç doğduğunda tekrar verilme işleminin başlayacağı tabiidir.

Köleler: Hürriyetini para karşılığı kazanmak isteyen köleler. Günümüzde bu sınıf fiilen bulunmamakta-dır.

Borçlular: Borcunu ödeyemeyen veya başkasından alacağı olduğu halde tahsil edemediği için fakir durumuna düşen kimseler.

Allah Yolunda Çalışıp Cihad Edenler: Allah için savaşan, savaşa hazırlanan, ilim tahsil eden ve bir görüşe göre de farz olan hac ibadetini yapmak isteyen kişiler.

Yolcu: Yolculuğu sırasında yardıma muhtaç hale gelenler.

Zekât verecek kişi, zamanı gelince yukarıda sayılan sekiz sınıftan birisine veya birkaçına niyet ederek yıllık zekâtını takdim eder.              

Bir Kişi Yakınlarından Kimlere

Zekât Veremez?

Yakınlardan zekât verilemeyecek kişiler, aile efradından sayıldıkları için zaten bakmakla yükümlü olunan kimselerdir:

*Anne, baba, dede, nine.

*Oğul, kız ve torunlar 

*Zevce. (Hanım zengin, koca fakirse, İmam Azam´a göre, kadın kovasına zekat veremez; ancak imam Muhammed ve imam Ebu Yusuf´a göre bu durumda kadın kocasına zekât verebilir; çükü kadın kocasına bakmakla yükümlü değildir. Oysa koca, karısına zekât veremez; çünkü ona bakmakla yükümlüdür.)

Kardeşten başlanarak diğer akrabalara zekât verilebilir. Eğer ihtiyaç sahibiyseler, zekât vermeye akrabadan başlamak daha uygundur.          

Bir Malın Zekâta Tabi Olmasının

Şartları Nelerdir?

Bir malın zekâta tabi olmasının beş şartı vardır.

Tam Mülkiyet: söz konusu mal, mülkiyeti ve gelirleri itibarıyla, zekât verecek kişiye ait olmalıdır. Belirli sahibi olmayan ve vakfedilen mallardan zekât alınmaz. Hırsızlık ve faiz gibi haram yollardan elde edilen malların zekâtı da olmaz.

Artıcı Özelliğe Sahip Olma: ticaret malları, ziraat ürünleri ve doğurgan hayvanlar, gerçek anlamda, artıcı özelliğe sahiptirler. Altın, gümüş ve para gibi nakitler ise potansiyel olarak artma niteliği taşırlar.

İhtiyaç Fazlası Olma: zekâta tabi mal, sahip olan kişinin zaruri ihtiyaçlarından artakalan kısımdır.

Nisaba Ulaşmış Olması: Belli bir sınıfın altında kalan mal ve gelirden zekât ödenmez. Zekâta esas olan dini nisap yani miktar, gümüşte 595 gram, altında 80 ile 96 gram, hayvanlarda 5 deve, 30 sığır, 40 koyundur. Tahıl nisabı 635 kilodur. (Ebu Hanife´ye göre toprak ürünleri için nisap aranmaz.)   

Yıllanma: Bir malın zekâtını vermekle yükümlü olmak için, o mala kesintisiz olarak bir kameri yıl boyunca sahip olmak gerekir. Tarım ürünleri için bu şart aranmaz.

 

Altın Nisabı İçin 80 Gramdan 96 Grama Kadar Değişik Miktarlar Verilmesinin

Sebebi Nedir?

Altının nisabı yirmi miskaldir. Bir miskal yirmi kırat olup yüz arpa ağırlığındadır. Yirmi miskalin en az 80 gram altına tekabül ettiği hesaplanmaktadır. Ancak ülkelerin örfî dirhemlerine göre değişik hesaplamalar da yapılabilmektedir. Mesela Osmanlılar yirmi miskal altının 96 grama denk olduğunu kabul etmişlerdir. Bu sebeple altın için nisap miktarı olarak 80 gram ile 96 gram arasında çeşitli rakamlar telaffuz edilmektedir. Herkes kendi memleketindeki örfî hesaplamalara uyabilir. Ancak ihtiyat olarak en alt birim olan 80 gramdan itibaren zekât verilmeye başlanması güzel olur.

Nisap konusunda şunun da bilinmesi gerekir: Altın, gümüş veya paradan her birinin tek başına nisap miktarı kadar olmaları gerekmez. Sözgelimi ihtiyaç fazlası altın, gümüş ve paranın toplam kıymeti, altın için öngörülen nisap miktarına ulaşıyorsa kişi zengin sayılır.             

 

Hangi Mallardan Ne Kadar

Zekât Verilir?

Her ne kadar zekât malın kırkta birinin verilmesi şeklinde meşhur olmuş ise de, zekâta tabi mallardan bir kısmının oranı kırkta bir, bir kısmının ise onda, yirmi-de ve beşte birdir. Hayvanlarınki ise değişik sayılara göredir:

*Altın, gümüş, para gibi nakitlerin zekâtı kırkta birdir.

*Yağmur suyuyla yetişen arpa, buğday gibi tarım ürünlerinin zekâtı onda birdir.

*Yetişmeleri için yağmur suyu yeterli olmayıp ayrıca sulanmaları gereken tarım ürünlerinin zekâtı yirmide birdir.

*Define ve madenlerde beşte bir oranındadır.

*Hayvanlara düşen zekât ise sayılarına göre değişir:

Develerin Zekâtı: Beş deveden yirmi beş deveye kadar her beş deve için bir koyun verilir. Yirmi beş deveden otuz beş deveye kadar 4 yaşını doldurmuş bir dişi deve verilir.

Koyunların Zekâtı: 40 ile 120 koyun için bir koyun, 121 ile 200 koyun için iki koyun, 201 ile 399 koyun için üç koyun, 400 ile 500 koyun için dört koyun verilir. Bundan sonra her yüz koyun için bir koyun ilave edilir. Keçi de koyun gibidir.

Sığırların Zekâtı: 30 ile 40 sığır için bir yaşını doldurmuş bir buzağı,40 ile 59 sığır için iki yaşını doldurmuş bir dana, 60 ile 69 sığır için bir yaşını doldurmuş iki buzağı verilir. Sonra her otuzda bir buzağı ve her kırkta bir dana eklenir. Mesela yetmiş sığır için bir buzağı ile bir dana, doksan sığır için üç buzağı, yüz sığır için bir dana ile iki buzağı verilir.

*Ticaret malı olarak elde bulunan hayvanların zekâtı, ticaret malları gibi, değerinin üzerinden kırkta bir olarak verilir.

 

Kira Gelirlerinin Zekâtı Nasıl Ödenmelidir?

Kira gelirlerine ait zekâtın ödenmesi konusunda iki yol takip edilebilir:

a)Kira gelirlerinin yıllık tutarı diğer kazançlarla birlikte nisap miktarına ulaşıyorsa, bu gelirlere bir yıl sahip olduktan sonra kırkta biri zekât olarak verilir.

b)Kira gelirleri kolay elde edilmeleri açısından tarım ürünleriyle kıyaslanarak zekâtı verilir. Bu düşünceden hareket edilirse, her ay anılan gelirin onda biri veya yirmide biri zekât olarak ödenir.

Bu iki yoldan hangisini tercih etmeliyiz? Her iki fetva da İslam âlimleri tarafından verilmiştir. İkinci fetva, zekât ödeyecekler açısından, azimet olduğu için daha sevaptır; ayrıca alacaklılar, bu ikinci fetva ile daha çok korunmuş olurlar.

 

Hisse Senetlerinin Zekâtı Nasıl Ödenir?

Hisse senedi sahibi, senetleri aldığı şirkete ortak olmuştur.

Şirketin zekâta tabi olan ve olmayan malları vardır. Mesela şirketin gayrimenkullerinden zekât verilmez; gelirlerinden ve ticaret mallarından zekât verilir. O halde hisse senedi sahibinin bilmesi gereken öncelikli şey, yılsonunda ortağı olduğu şirketin kıymet olarak kaçta kaçının zekâta tabi olduğudur. Sözgelimi beş yüz bin liralık senedi olan bir kişi, şirketinin mal varlıklarından yüzde altmışının zekâta tabi olduğunu öğrenirse, sahip olduğu senetlerden zekâta tabi üç yüz binlik kısmı için, yedi bin beş yüz lira dağıtmakla mükellef olur.

Tahvillerin Zekâtı Nasıl Ödenir?

Değeri belli olan tahvillerin zekâtı, tahvil bedeli üzerinden hesaplanarak verilir. Kâr-zarar ortaklığına bağlı olan tahvillerin zekâtı ise, kâr ile anaparanın toplamı üzerinden ödenir.            

Kimlere Zekât Verilmez?

*Fakir olmayanlara zekât verilmez. Zekât alacak kişinin dini açıdan zengin sayılmayacak durumda bulunması gerekir.

*Müslüman olmayanlara zekât verilmez. Zekât fakir Müslümanların hakkıdır. Gerekiyorsa gayr-i Müslimlere başka fonlardan yardım edilebilir.

*Nafakası ile yükümlü olunan kişilere zekât verilmez. Anne, baba, dede, nine, çocuklar, torunlar ve eş böyledir.

*Yedi yaşından küçük çocuklar ile akıl hastalarına doğrudan zekât verilmez, bunların velilerine verilir.            

 

Vergisini Ödeyen Kişi Zekâtını da

Vermiş Sayılır mı?

Zekât ile verginin ilk bakışta birbirine benzer tarafları vardır. Ancak aynı şeyler oldukları söylenemez.

*Zekât bir ibadettir; vergi dünyevî bir sorumluluktur.

*Zekâtı Allah emretmiş, oranlarını ise Hz. Peygamber belirlemiştir; vergiyi her devrin ihtiyaçlarına göre devlet koyar.

*Zekâtın verilebileceği yerler Kur´an tarafından sekiz sınıfla sınırlandırılmıştır; verginin ise doğal olarak ihtiyaç duyulan birçok yere harcanması gerekir.

Bu farklardan anlaşılan şudur:

Hem devletin koyduğu vergiler ödenmeli, hem de farz bir ibadet olan zekât verilmelidir.

 

Zengin Olduklarının Farkına

Varmayanlar Kimlerdir?

Bazı insanlar, zengin oldukları halde kendilerini hâla fakir sanırlar; sanırlar ki zengin sayılmak için insanın han, hamam, fabrika, villa ve özel hizmetçi sahibi olması gerekir.

Oysa öyle değil.

Dini açıdan zengin sayılmak için insanın ihtiyaç fazlası olan 81 gr. Altına veya bu değerde paraya bir yıl boyunca sahip olması yeterlidir.

Zengin olduklarının farkında olmayanlar, hem zekâtlarını vermezler, hem de zenginliklerinden dolayı Allah´a şükretmezler. Elbette her zenginin sorumlulu-ğu, zenginliği ölçüsündedir.

Netice olarak zekât, İslam´ın temel ibadetlerinden birisi ve ayrılmaz bir parçasıdır. Bu bakımdan bir mü´minin dinin diğer emirlerini yerine getirip de zekâtı önemsememesi ve yerine getirmemesi düşünülemez. Kur´an, ibadetlerdeki bu bütünlüğü namazla zekâtı birlikte defalarca zikretmekle açıkça ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.)´in sözleri ve uygulamaları da bu gerçeği teyid etmektedir. O halde Müslümanlar olarak; zekât ibadetini Cenâb-ı Hakk´ın rızasını dileyerek gönül hoşnutluğu içinde yerine getirmeliyiz. Önce yakın akrabalardan, komşulardan ve çevremizden başlamak suretiyle ihtiyaç sahibi herkese yardım etmeliyiz.