Günlük yaşamın hayhuyu içerisinde çok az insanın dışında çoğumuz evrendeki güzellikleri ve yaşamımızı kuşatan sayısız dostlukları, sevgileri, iyilikleri, güzellikleri, fırsatları, ilgileri, teveccühleri, olumlu ve sevecen yaklaşımları görmüyoruz, göremiyoruz ve hatta bunların farkına bile varamıyoruz bunların pek çoğunun.

Günlük yaşamın hayhuyu içerisinde çok az insanın dışında çoğumuz evrendeki güzellikleri ve yaşamımızı kuşatan sayısız dostlukları, sevgileri, iyilikleri, güzellikleri, fırsatları, ilgileri, teveccühleri, olumlu ve sevecen yaklaşımları görmüyoruz, göremiyoruz ve hatta bunların farkına bile varamıyoruz bunların pek çoğunun. Biz insanlar genelde yalnızca kendilerini ilgilendiren sıkıntılarla ve dertlerle meşgul oluruz. "Dünyadaki en dertli ve sıkıntılı insan benim" diye düşünürüz çoğumuz. Oysa hemen herkesin benzer dertleri, sıkıntıları ve çözmesi gereken sorunları, aşması gereken ve önünde dağ gibi duran engelleri vardır.

Sorun, sıkıntı, dert, hastalık, yalnızlık, yaşlılık gibi çeşitli yakınma konularımız gerçek mi?  İnsan için durum bu kadar vahim mi? Evrende sorun, sıkıntı, dert, hastalık, yalnızlık, yaşlılık ya da benzeri insana has problemler var mı? Yoksa biz bazı şeylere bu anlamı mı yüklüyoruz?

Bu sorunun iki cevabı var: Hem evet, hem hayır.

İnsanı ilgilendiren bir olay, durum, şart, ortam veya başka bir insan kişinin bakış açısına, hayat felsefesine ve olaylara yüklediği anlama göre o insan üzerinde farklı etki bırakır. Alışılagelmiş adıyla kısaca 'sorun' denilen bir şey, herkes için sorun değildir. Bir insanın şikayet ettiği olaydan ve durumdan bir başkası şikayet etmek bir yana hoşnut bile olabilir.

Peki bu neden böyle oluyor?

İnsanın içinde doğup büyüdüğü ortam, mensubu olduğu millet, ailesi, okul çevresi, ilişkide bulunduğu tüm insanlar, okuduğu kitaplar ve gazeteler, dini inançları ve taşıdığı moral değerleri, hayatı boyunca yaşadığı her türden deneyimler, yaptığı seyahatler ve iş yaşamı gibi pek çok etken ile sosyal, kültürel siya-sal, ekonomik ve askeri olmak üzere maddi ve manevi çeşitli unsurlar az ya da çok insanın zihnin yapısının oluşmasına ve bilinçaltının şekillenmesine etki ederler. Böylece evren ve evrende cereyan eden olaylar ve bunların oluş ve meydana geliş nedenleri ile ilgili olarak her insanın kendine özgü bir dünya görüşü, yaşam felsefesi, olaylara yönelik bakış açısı ve olayları anlamlandırmada esas aldığı temel değerleri ve ölçütleri şekillenir ve zamanla kalıplaşır, kemikleşir ve donar. Doğaldır ki, bu etkilerin bir kısmı olumlu olduğu gibi, pek çoğu da olumsuz etkilerdir.

İşte burada görev yine insanın bizzat kendisine düşmektedir.

Yaşamı boyuncu kazandığı ve içselleştirdiği olumsuz ve yanlış düşünce kalıplarını ve olumsuz inanç sistemlerini sorgulamak durumundadır. Kendisiyle yüzleşmekten başka çıkış kapısı yoktur. Cenap Şahabettin'in dediği gibi "İnsan zihnine yerleşmiş bir düşünceyi ve inancı söküp atmak ve çıkartmak, beyindeki bir uru çıkartmaktan çok daha zor" olsa da çözüm için ne yazık ki başka bir yol yok.

İnsan değişirse her şey kendiliğinden değişir. İnsanın değişmesi demek insanın temel inançlarının, düşünce kalıplarının ve bakış açısının, kısaca hayat felsefesinin ve dünya görüşünün değişmesi demektir.  Bu yapıldığında insan evreni bambaşka bir gözle görmeye başlar. Daima bardağın dolu tarafını görür. Sinirli insanlara karşı çok sakin davranmanın en iyi yol olduğunu anlar mesela. Çıkmaz sokaktan çıkmanın tek yolunun sadece aksi yönde gitmek olduğunu, bazen geri çekilmenin en iyi çıkış yolu olduğunu ve yaşam gücünden mahrum bir aklın mercimek kadar küçük olduğunu öğrenir ve kabul ederek iyice içine sindirir ve bunları kendi yaşamına yansıtır.

Yerleşik olumsuz düşünce kalıplarından kurtulan insan özgürlüğünü de kazanmış olur.

 

ÖZSÖZ:   "Telefonda konuşurken daima gülümseyin, çünkü bu sesinizin daha arkadaşça çıkmasını sağlar" (John Verdon)