İnegöl Belediyesi ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği işbirliği ile İnegöl'de gerçekleştirilen konferansa Kaymakam Ayhan Akpay, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ve bazı belediye başkanları ile davetliler katıldı.

Programda konuşan İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, "Bugün COP İnegöl programını inşallah İnegöl'de icra ediyor olacağız. Ben öncelikli olarak çok değerli başkanımıza teşekkür etmek istiyorum. İnegöl'ümüzde bizlere ev sahipliği yapma fırsatı verdiği için. Bugün burada gün boyunca panel, çalıştay programları icra edilecek. İnşallah gün sonunda yine encümen toplantımızı İnegöl'de gerçekleştiriyor olacağız. Bundan dolayı da büyük bir mutluluk duyuyoruz. Tabii bugün burada çok kıymetli bir amaç için bir aradayız. Şehirlerimizin iklim yolculuğuna birlikte yön vermek ve yerel yönetimlerin de bu süreçteki sorumluluğunu konuşmak üzere buluştuk. Yine kıymetli misafirlerimiz, iklim değişikliği artık geleceğin konusu değil, bugünün gerçeğidir. Yaşadığımız kuraklıklar, orman yangınları, seller, azalan su kaynakları bize bu gerçeği her gün hatırlatıyor. İklim değişikliği yalnızca çevresel bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve bir kalkınma meselesidir. Yine dolayısıyla da bu mücadele hiçbir kurumun da tek başına omuzlayacağı bir sorumluluk değildir. Yerel yönetimlerin, merkezi idare, üniversiteler, sanayi, özel sektör ve sivil toplum ile aynı hedef doğrultusunda birlikte hareket etmek zorundayız.

İklim değişikliği küresel olabilir ancak çözüm çoğu zaman yerelde başlar. Bugün bu anlayışla gerçekleştirdiğimiz COP İnegöl, ortak aklın ve ortak sorumluluğun yereldeki oluşma noktasıdır. Yine aynı zamanda Kasım ayında ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştireceği COP 31 zirvesini de bu anlayışın küresel ölçekteki en önemli platformlarından biri olarak görmekteyiz. İnegöl, Türkiye'nin önemli bir üretim merkezidir. Şehrimiz güçlü sanayisi, verimli tarım alanları, orman varlığı, ihracat kapasitesi ve girişimci ruhuyla ülkemizin kalkınmasına değer katmaktadır. Bu nedenle iklim değişikliğini konuşmak bizim için sadece bir doğayı koruma meselesi değil, üretimin geleceğini de koruma meselesidir. Takdir edersiniz ki sürdürülebilir olmayan üretimin, sürdürülebilir bir geleceğin olmasından da söz edemeyiz. Bugün dünyada şehirlerin başarısı yalnızca ekonomik büyüklükleriyle ölçülmüyor. Karbon ayak izi, temiz hava, yeşil alanlar, dirençli altyapı, su yönetimi, yaşam kalitesi en az ekonomik göstergeler kadar önem taşımaktadır." dedi.

Kaymakam Ayhan Akpay ise, "Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanımız, Sayın Birleşmiş Milletler Bölge Direktörü Mariam Khan, Sayın İnegöl Belediye Başkanımız, Çok Değerli Misafir Belediye Başkanlarım, Kıymetli Protokol Üyeleri, Değerli Akademisyenler, Kıymetli Katılımcılar sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İnegöl Belediyemizin işbirliğiyle düzenlenen İnegöl COP 31 İklim Değişikliği Yerel Taraflar konferansında sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Hepiniz İnegöl’ümüze hoş geldiniz şeref verdiniz. Bugün burada yalnızca bir toplantının açılışını yapmıyoruz. Bugün burada yalnızca bir toplantının açılışını yapmıyoruz. Aynı zamanda şehirlerimizin geleceğini çocuklarımıza bırakabileceğimiz çevreyi ve sürdürülebilir kalkınma anlayışını birlikte konuşuyoruz. İklim değişikliği artık geleceğin değil, bugün meselesidir. Kuraklık, aşırı hava olayları, su kaynaklarını korunması, enerji verimliliği ve afetlere karşı dirençli şehirler oluşturulması artık tüm kamu kurumlarının yerel yönetimlerin, özel sektörün ve vatandaşların ortak sorumluluğudur. Bu nedenle böylesine kapsamlı bir organizasyon İnegöl’de gerçekleştiriliyor olmasını son derece anlamlı buluyorum. İnegöl güçlü sanayisi, mobilya sektöründeki öncü konumu, tarımsal üretimi, girişimci insan kaynağı ve çalışkanlığıyla ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biridir. Böylesine güçlü bir ekonomik yapının çevreye duyarlı ve sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla desteklenmesi ise geleceğimiz açısından çok büyük önem taşımaktadır." dedi.

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, "Biraz çerçeveyi çizelim. Aslında bu toplantının yerel buluşmanın amacı bir düzlemde bir araya gelmek, aynı çizgi üzerinde hizalanmak. İklim krizi konusu halen insanlarımızın aklında farklı şekillerde soru işaretleri ile var. En önemli konu ülkemizin tüm ilgili çevrelerinin tabi öncelikle kamu kuruluşlarının aynı zamanda doğrudan bağlantılı olan diğer tüm kurumların, bu kurumların yöneticilerinin bir mantık üzerinden bu soruna ortak bakması. Aynı zamanda ne yapacağına dair bir görüş birliği içerisinde olması gerekiyor. İklim krizi konusu 70’li yıllardan beri konuşuluyor. Fark edildi ki dünya ısınıyor ve ortalama sıcaklık yükseliyor. Bunun da sonuçları oluyor.
Anormal bir atmosfer hareketleri, kurak yıllar, artan sıcaklıklara bağlı orman yangınları gibi sorunlar, su kaynaklarının etkilenmesi, yağışın düzensiz olmasından dolayı etkilenmesi gibi sonuçları oluyor. Bu zaman insanlar dünya genel olarak bunu büyücek bir sorun olarak görmedi. Zaman içerisinde etkiler biraz belirgin ortaya çıkınca işin ciddiyeti anlaşılmaya başlandı. 2000’li yıllardan itibaren bu konunun çok ciddi sonuçları olacağı anlaşıldığı için Birleşmiş Milletler bir konferans düzenlemeye başladı. Bu sene 31. si gerçekleştirilecek ve Türkiye’de olacak. COP toplantısı denilen toplantılar her yıl Türkiye’de farklı bir şehirde gerçekleşiyor. Bu sene de Antalya'da gerçekleşiyor. Bu toplantıda bütün dünyadan binlerce bilim insanı, binlerce kamu kurumu, buraya getirdiği veriler filan getiriliyor ve bu veriler çerçevesinde de bir rapor hazırlanıyor. Bu raporları takip ettiğiniz zaman şunu görüyorsunuz. Yani dünya gerçekten çok sıkıntıda, çok kötü bir noktaya doğru gidiyor. İklim krizinin sonuçlarını artık çok biliyoruz. Anormal hava sıcaklıkları, kuraklıklar, fırtınalar, ani ve sert yağışlar.
Yani bir şeyler, biraz bunlarla bağlantılı olarak işte tarımda bozulma, genel olarak insan sağlığına doğrulan etkileyen bir konu, iklim krizi nedeniyle, onun sebebi olduğu sorunlar nedeniyle sağlık problemleri yaşayan ölen belki milyonlarca insan var. Bunlar tam olarak dokümante edilemiyor, tam bir veriye dönüşemiyor ama bizler biliyoruz. Ben hekimim aynı zamanda. İşte genel sekreter yardımcımız, Pınar Hanım, bilim kurulundaki hocalarımız var, bizler bunu biliyoruz, böyle olduğunu biliyoruz. Öyle tam verilerle ortaya konmasa da, yani insanları doğrudan etkileyen bir şey iklim krizi. Ama dolaylısı gibi her insanın yaşamını gerçekten çok olumsuz etkiliyor. Şimdi halen tam bu işin mantığını oturtamamış insanlar olabilir diye, hani bu buluşmalarda şunları söylemek istiyorum. Yani ekonomik krizin neden kaynaklandığını, bilmeyen varsa burada kısaca anlatmak isterim açıkçası.
Sonuçta 1800'lü yıllardan itibaren, 1850'li yıllardan itibaren, ortalarından itibaren dünyada bir sanayi devrimi başladı. O zamana kadar böyle sanayi devrimiyle beraber işte bu fosil yakıtlar kullanılmaya başlandı. Sanayi birden bire fazla enerji tüketen, fazla atık üreten, fazla kaynak kullanan bir şeye dönüştü. Tabii ki sanayileşme insanların refahını çok artıran bir şey, konforunu çok artıran bir şey. Yani bugün kullandığımız her şey, yaşamımızda bizi konforlu hale getiren her şey sanayi devrimiyle. Doğrudur. Yani bugünkü medeniyetimizin arka planında bu sanayi devrimi var. Ama bu arada işte şey olmadı, fark edilmedi, anlaşılmadı. Çok geç anlaşıldı ki bu fosil yakıtlarımız, yani petrol ürünlerinin, kömürün, bunların, doğal gazın, bunların hepsinin kullanımı nihayetinde bir karbon emisyonuna sebep oluyor.
Ben bunu biraz şöyle anlatıyorum, şimdi dünyanın çok güzel böyle cennet gibi olduğu bir dönem var. Bu çağda öylesine iklim dengesi kurulmuş ki, hani bir anda dünyanın daha önceki tarihini bilemeyiz ama bizim bilebildiğimiz bilimsel yollarla saptayabildiğimiz, geçmişinde olabilecek en zengin canlı çeşitliliği ve doğal yaşamın olabilecek en güzel hali gerçekleşmiş. İnanılmaz, yani gerçekten cennet olmuş dünya. Biz de tam işte o zamanlarda insanlar olarak dünyada medeniyeti kurmaya başlamışız ve kentler kurmaya, işte yerleşik düzene geçmeye, tarım yapmaya başlamışız.
Aklımızı o zaman kullanmaya başlayıp hem sosyal topluma dönüşmüşüz hem de medeniyeti kurmuşuz. Bu iklim şartlarında olan bir şey. Ve o iyi şartlar, o iklimin iyi olduğu, düzgün olduğu şartlar işte dedim ya 1850 yıllarında, o 1800 yılların ortalarında, işte o sanayi devrimine kadar hiç bozulmamış, hiç bozulmamış. O yıllarda yokmuş böyle bir şey, devam etmiş. Ve sanayiyle birlikte karbon emisyonu ağır bir yük olarak dünyanın üzerinde oluşunca, atmosferde sera gazı birikimi denen hadise olunca, ondan sonra başlıyor sorunlar.
Ve önceleri önemli değil, çok da büyümez bu iş deniyor. Sonradan da, şunu da söylemek zorundayım, insanlarımızın açgözlülüğüne, insanın hırslarına kurban olduğumuz bir döneme doğru gidiyor. Bu çağa antropojen çağ diyorlar. Yani insanların sebep olduğu, insanların ağır bastığı, insanların dünyaya zarar verdiği çağ olarak adlandırılabilir aslında. Böyle bir çağa geçiyoruz ve bugün gittikçe her yıl daha fazla insan, dünyanın bundan ne kadar daha fazla etkilendiğini anlıyor. Çünkü doğrudan herkes bunu yaşıyor. Yani kimi zaman su krizi, susuzluk, yani herkes su stresini hissediyor. Yani Türkiye'nin her yerinde böyle. İnegöl tam nasıl bilmiyorum, bu bölgede biraz daha fazla su kaynağı var ama eskiyle karşılaştırdığınız zaman hep böyle.
Orman yangınları değil mi? Tarımla uğraşan insanlar çiftçiler, yani ürünlerindeki verimsizliği, rekolte düşüklüğünü, aynı zamanda kalite düşüklüğünü yaşıyorlar sık sık. Ürünlerinde hastalıklar oluyor, problemler oluyor. Yani yaşadığımız pandeminin de bundan sonra yaşayacağımız muhtemelen pandemilerin de, yine bu iklim krizinin dünyada yarattığı dengesizlikten kaynaklandığını da insanlar düşünmeden edemiyor. Ve tabii her sel, anormal yağış, her anormal iklim hareketi, beraberinde her insanın yaşamına anormal sıcaklar, insanların yaşamına bir şey yüklüyor, stres yüklüyor ve çalışanların iş performansı düşüyor. İnsanlar tabii doğrudan önce sağlık etkileniyor bundan dolayı." dedi.





