ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması, küresel deniz ticaretinin kritik geçiş noktalarını alarma geçirdi.

Bu gelişmeyle birlikte, özellikle Doğu Asya’nın enerji geçiş hattı olarak öne çıkan Malakka Boğazı, jeopolitik gerilimin en hassas ve riskli bölgelerinden biri haline geldi.

Hürmüz Boğazı’nın devre dışı kalması, küresel lojistik ağlarının ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Orta Doğu petrolünün ana çıkış hattının kapanmasıyla birlikte, en büyük alıcılar olan Çin, Japonya ve Güney Kore için kritik öneme sahip Malakka Boğazı, jeopolitik baskının merkezlerinden biri haline geldi.

Hürmüz’deki geçişlerin kısıtlanmasına yönelik adımların Malakka’da “geçiş ücreti” tartışmalarını tetiklemesi ise, küresel ticaretin yaklaşık beşte birini belirsizlikle karşı karşıya bıraktı.

NEDEN MALAKKA BOĞAZI?

Malakka Boğazı, Hint Okyanusu’nu Pasifik’e bağlayan en kısa ve en düşük maliyetli deniz rotası olmasıyla küresel ticaretin merkez üssü konumunda. Özellikle Doğu Asya ekonomilerinin enerji ve hammadde ihtiyacını karşılayan bu dar su yolu, stratejik verimliliğiyle rakiplerine fark atıyor.

Günde yaklaşık 23,2 milyon varil petrolün geçtiği bu koridor, kriz öncesi dönemdeki Hürmüz Boğazı trafiğini bile geride bırakmış durumda. Sadece petrol değil, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG), kömür ve dünya piyasalarına yayılan devasa mamul madde trafiğinin de ana damarı olan Malakka, küresel tedarik zincirinin işleyişi için alternatifi olmayan bir koridor olarak da kabul edilmekte.

Endonezya, Malezya ve Singapur, Malakka Boğazı’na kıyıdaş üç ülke olarak, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında kıyılarından itibaren 22 kilometreye kadar uzanan karasularında egemenlik hakkını kullanıyor. Üç ülke, boğazın yönetimini koordine etmek amacıyla 1971 yılında ortak bir mekanizma kurdu.4

Kaynak: Türkiye Gazetesi