Arar yakınlarındaki kazılarda, 7 çita mumyasının yanı sıra 54 ek çita kemiği de ortaya çıkarıldı. Doğal şekilde korunmuş bu büyük kedi mumyaları, buğulu bakışları ve büzüşmüş uzuvlarıyla adeta kurumuş bir kabuğu andırıyor. Floransa Üniversitesi’nden Profesör Joan Madurell-Malapeira, bu keşfi "daha önce hiç görmediğim bir şey” olarak tanımladı.

Mağaraların koruyucu etkisi

Communications Earth and Environment dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bu kedilerin tam olarak nasıl mumyalaştığı henüz kesinleşmiş değil. Bununla birlikte, mağaralardaki aşırı kuru ortam ve sabit sıcaklık koşullarının, cesetlerin çürümesini önleyerek doğal bir mumyalaşma sürecini başlatmış olabileceği düşünülüyor.

Araştırmacılar, çok sayıda çitanın aynı mağarada bir arada bulunmasının nedenini de araştırıyor. Mağaraların, annelerin yavrularını doğurup büyüttüğü bir yuva olarak kullanılmış olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

Büyük memelilerin bu kadar iyi korunmuş şekilde bulunması ise oldukça nadir bir durum olarak kabul ediliyor; çünkü bunun için hem uygun çevresel koşulların hem de kalıntıların akbaba veya sırtlan gibi leşçilere erişemeyecek şekilde korunmasının sağlanması gerekiyor.

Genetik bağlar ve gelecek planları

Suudi Arabistan Ulusal Yaban Hayatı Merkezi’nden araştırmacı Ahmed Boug, bu bölgede böylesine bozulmamış kalıntılara rastlamanın “tamamen eşsiz” olduğunu vurguladı. Eskiden Afrika’nın büyük kısmı ve Asya’da yaygın olarak görülen çitalar, günümüzde eski yaşam alanlarının yalnızca yüzde 9’unda hayatta kalabiliyor. Arap Yarımadası’nda ise onlarca yıldır canlı bir çita gözlemlenmedi. Bilim insanları, doğal yollarla mumyalaşmış büyük kediler üzerinde bir ilk olarak genetik analizler gerçekleştirdi. Elde edilen veriler, bu kalıntıların günümüzdeki Asya ve Kuzeybatı Afrika çitalarıyla büyük benzerlik taşıdığını gösterdi. Bu genetik bilgiler, çitaların artık yaşamadıkları bölgelere yeniden kazandırılmasına yönelik gelecekteki çalışmalara rehberlik edebilir.

Kaynak: Sciencealert