Ne demek şimdi bu başlığın anlamı; usulet ve suhulet?

Ne demek şimdi bu başlığın anlamı; usulet ve suhulet?

Sözcük kitaplarında açık bir anlamını bulamadığım, belki de argo söylem derinliğinde; usulüne uygun, sesiz sedasız, kimseyi kuşkulandırmadan, amaca ulaşmak, şekliyle ifade edilebilecek iki uyduruk kelime…

19 Mayıs 1919’la başlayan, Anadolu Kurtuluş hare-keti, işgalci emperyalist güçlere karşı, milli direnişe geçince, karşısında sadece Yunan, Fransız, İtalyan ve İngiliz birlikleri mi vardı?

Keşke öyle olsaydı…

İstanbul da tutsak, saltanat sahibi bir padişahın, özellikle İngilizlerin teşvikiyle, Ahmet Aznavur’un komutasında, Kuvay-ı İnzibatiye ismi altında bir güçle, Balıkesir Bursa dolaylarında Yunan Ordusuna karşı çete savaşları veren Ulusal Güçlerin üzerine saldırılmıştı…

Gerekçe Olarak da:

Hazreti Halife’yi, dolayısıyla da, Dini İslam’ı korumak gösteriliyordu… 

Yetmedi…

İngiliz İstihbaratından, papaz kılıklı Frew’in yönlen-dirilmesiyle, Zeynelabidin ve yandaşlarınca başlatılan; Konya Bozkır, takiben Bolu Düzce isyanları da, Padişah ve Halifeyi korumak, şeriat sisteminin devamını sağlamak için yapıldığı söyleniyor, saf Anadolu Halkının temiz dini duyguları istismar ediliyordu…

Asıl mesele ise başkaydı:

İlerleyen Yunan ordularına yardım etmek; bunları durdurmak için canını dişine takmış, Ulasalcı direnişi kırmak onları pasif hale getirmekti…

Bu yanlış hesaptı; “Bağdat’tan döndü”. Anadolu Halkı inanmadı bu sahte din bezirganlarına ve Mustafa Kemal’i dinledi ve…

Emperyalistler ve onların maşası Yunanlılar, “Geldikleri gibi gittiler.”

Cumhuriyet kuruldu…

Bu Kez de:

 “Din elden gidiyor, şeriat isteriz!” Feryatlarıyla 1925 de Şeyh Sait ayaklanıyor; tabiidir ki arkasında yine İngilizler var… Güzel dinimiz, yine dış güçlerin emelleri doğrultusunda, malzeme olarak kullanılıyor…

Sonuç:

Onca Müslüman kanı boş yere akma pahasına is-yan bastırılıyor ama Musul ve Kelkürt de, Lozan’dan doğan haklarımız buhar olup uçuyor…

Türkiye’yi ve Türk Ulusu’nu, dünya devletleri seviyesine çıkarmak, çağın ön gördüğü uygarlığı yaşatmak için, art ardına geliştirilen devrimler birilerini rahatsız ediyor ve hem de çok rahatsız oluyorlar…

Bunlar:

 “Allah’a inanan, yalnız O’na ibadet eden, yalnız O’dan yardım dileyen”, saf ve temiz inanç sahibi Müslümanlar değil: Dini ve dolayısıyla inanç bütününü, kendi ikballeri uğruna çıkar aracı olarak kullanan insanlar… Ve bizim insanlarımız… Ne çare!

Ve bunlar:

Cumhuriyet’in ilanına karşıydılar; padişah için üzülüyorlar, Halifelik için kan ağlıyorlardı… Medeni Hukuk, Eğitimde Birlik, Latin Harfleri ve padişahın tebası olmaktan yurttaşlığa geçiş ve onca yenilik, bunları çileden çıkarmıştı…

Bir iki direndiler, olmadı; başaramadılar…

Millet uyanıktı; kanmadı… Cumhuriyeti koruyan ve kollayan yasalar çok güçlüydü; tuğla sökemediler…

Sessizdiler, ürkektiler; “Bir adım gidip, iki adım dinliyorlardı...” Gün döndü, devran döndü. Bir “oy”un değeri uğruna, tabular secdeye kapandı; kimileri nutuk atmaya berdevam derken, birileri de Cumhuriyet kale-sinin burçlarına kendilerini temsil eden bayrağı çekmişti bile…

 “Kişi laik olmaz devlet laiktir.” “Elhamdülüllah ben şeriatçıyım.” diyebilme özgürlüğünden yararlanan anlayış; Cumhuriyete hükmetme, onu yönetebilme gücü-ne ulaşmıştı…

Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan temel kavramlar; yavaş, yavaş “hazmettire, hazmettire ortadan silinip süpürülecekti…

Birçokları zaten rayına girmişti; sıra Milli Bayramlara geldi…

Bu bayramlar, halkımıza cumhuriyet rejiminin coşkusunu yaşatıyor, nesilden nesillere tazelini koruyor-du…

Bu duyguları halktan uzak tutmak için Bayramları; stadlardan, meydanlardan çıkarıp, okul salonlarına hapsetmek, “hayırlara vesile olurdu!”…

Öyle düşünülmüş olmalı ki: Bir olay bahanesiyle, Cumhuriyet Bayramını kutlayamadık; şimdi 19 Mayıs’ın gençlik coşkusunu, okul salonlarına taşıma girişimi başladı…

Gerekçe ne olursa olsun, murat edilen: Cumhuriyet felsefesinin izlerini “usuletle, suhuletle” silip, köklerini kazıyarak, millete unutturmak, ustalık dönemi maharetinin kanıtıdır!...

Sıra hangi Milli Bayramda bilinmez…

23 Nisan soğuk bir mevsime denk gelebilir mesela; küçük çocuklarımız üşür, bazı veliler de bu durumdan şikayetçi olabilirler. Ne de olsa, Milli İrade. Onu, göz önünde tutmak gerekmez mi?

30 Ağustos çok sıcak iklime rastlıyor, askerlerimiz, sıcaktan bunalıp ölebilir maazallah!

Zafer Kutlamaları fazla militarist bir hava veriyor; Avrupa Birliği rahatsız olabilir, sonra ne yaparız!

Öte yandan:

Cafcaflı makamlarca, cafcaflı söylemler “Milli Bayramlarımız asla kaldırılamaz!…”

Doğru, kaldırılamaz; ama usulet ve suhuletle halka unutturulur...