Tüm dünyada kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanserinin, son yıllarda bilhassa 40 yaş altındaki genç popülasyonda dikkat çekici biçimde arttığına işaret ediliyor. Bu yükselişin yalnızca gelişmiş tarama testleri ve erken teşhis olanaklarıyla açıklanamayacağını vurgulayan bilim dünyası, araştırmalarını çevresel risk faktörlerine yoğunlaştırdı. Silent Spring Enstitüsü tarafından yürütülen ve saygın tıp yayını Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, tarım ilaçlarında kullanılan yüzlerce kimyasal maddenin meme kanseri riskini tetikleyebileceğini ortaya koydu.
"Yalnızca aktif maddeye odaklanılıyor, oysa insan ürünün tamamına maruz kalıyor"
Araştırmanın başyazarı Dr. Jennifer Kay’in ulaştığı sonuçlara dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Coşkun, kimyasal güvenlik denetimlerindeki kritik bir açığı şu sözlerle aktardı:
"Tarım ilaçlarının güvenliği incelenirken yetkili kurumlar genellikle sadece 'aktif madde' üzerinde duruyor. Oysa pratikte bireyler bu kimyasalların tek bir bileşenine değil, formülasyonun tamamına maruz kalıyor. Dr. Kay ve çalışma grubunun 2024 yılında gerçekleştirdiği önceki çalışmada; deney hayvanlarında meme tümörüne yol açtığı veya hormon mekanizmasını meme kanserini tetikleyecek şekilde bozduğu saptanan 900’den fazla kimyasal tespit edilmişti. Bu kimyasalların yarıdan fazlasının, hücrelerin meme kanseri oluşumunda doğrudan rol oynayan östrojen veya progesteron hormonlarını aşırı üretmesine yol açtığı belirlenmişti."
Formüllerdeki 485 kimyasaldan sadece 145'i kayıtlı etken madde
Yeni araştırmada bilim insanlarının; Ulusal Emisyon Envanteri, Toksik Madde Salım Envanteri ve NHANES dahil olmak üzere bir düzineden fazla ABD resmi veri tabanını taradığını belirten Prof. Dr. Coşkun, "Elde edilen veriler, zirai ilaçların meme kanseriyle ilişkili kimyasallara maruziyette birincil kaynaklardan biri olduğunu gösterdi. İncelenen tarım ilacı formüllerindeki 485 kimyasaldan sadece yaklaşık üçte birinin (145 kimyasal), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) nezdinde 'aktif madde' statüsünde tescilli olduğu görüldü" ifadelerini kullandı.
"Yardımcı ve inaktif maddeler denetimsizce kullanılıyor"
Ortaya çıkan bu tablonun iki hayati güvenlik sorununa işaret ettiğini vurgulayan Coşkun, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
"Bu durum hem tarım ilaçlarındaki aktif bileşenlerin meme dokusu üzerindeki tahribatı açısından yeterince test edilmediğini, hem de formülasyonlara 'inaktif' ya da 'yardımcı madde' adı altında dahil edilen yüzlerce kimyasalın hiçbir denetim mekanizmasına tabi tutulmadan piyasada dolaşabildiğini belgeliyor. Nitekim Silent Spring Enstitüsü’nün geçmişte yaptığı bir başka çalışma, EPA’nın 19 tarım ilacını doğrudan meme tümörleriyle ilişkilendiren kanıtları görmezden geldiğini gözler önüne sermişti."
"Evdeki haşere ilaçlarına dikkat edilmeli, etiketler mutlaka okunmalı"
Zirai kimyasallara yalnızca kırsal bölgelerde değil, günlük şehir hayatında da sıkça maruz kalındığını belirten Prof. Dr. Uğur Coşkun, tüketiciye şu uyarılarda bulundu:
"İnsanlar bu kimyasal risklerle gıda maddeleri ve içme suyunun yanı sıra ev ve bahçelerde kullanılan böcek kovucular, haşere ilaçları, dezenfektanlar, bit ve mantar spreyleri, hatta kimi yapı yalıtım malzemeleri üzerinden doğrudan temas edebiliyor. Araştırma, mevcut ilaç mevzuatları ve denetim süreçlerindeki ciddi bir boşluğu belgeliyor. Bulgular tek başına mutlak bir neden-sonuç ilişkisini kesinleştirmese de, ruhsat verici kurumların yalnızca aktif maddeleri değil ürünün ihtiva ettiği tüm yardımcı bileşenleri denetlemesi gerektiğini gösteriyor. Bu doğrultuda, özellikle ev ortamında kullanılan haşere ilaçları ve böcek kovucuların tercihinde son derece seçici davranılması, mümkün olduğunca doğal yöntemlere başvurulması ve ürün etiketlerinin dikkatle incelenmesi sağlığı korumak adına kritik bir önlemdir."





