Saçın sürekli aynı tempoda uzamadığını ve köklerin biyolojik bir ritim dahilinde çalıştığını ifade eden Dr. Cinik; büyüme (anajen), geçiş (katajen) ve dinlenme-dökülme (telojen) evrelerinden oluşan bu döngünün mevsimsel dalgalanmalardan etkilendiğini, bu nedenle özellikle yaz bitimi ile sonbahar aylarında dökülmelerin geçici olarak artabileceğini kaydetti.
Mevsimsel dökülmeyi kalıcı kayıptan ayıran 7 kritik işaret
Dr. Muhammet Emrah Cinik, saç sağlığını korumak ve doğru müdahalede bulunmak için şu ayrıntılara dikkat çekti:
-
Sonbaharda geçici dökülme artışı olağandır: Köklerin doğal döngüsü sebebiyle mevsim geçişlerinde saç tellerinin bir miktar daha fazla dökülmesi fizyolojik kabul edilir.
-
Aylarca süren dökülme yalnızca mevsime bağlanamaz: Dökülme aylardır aralıksız sürüyorsa, genel yoğunluk hissedilir biçimde azaldıysa ve teller inceldiyse sorun mevsimsel olmaktan çıkmış olabilir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen genetik yatkınlıklı androgenetik alopesi (tipik saç kaybı) ihtimali araştırılmalıdır.
-
Dökülen tel sayısından ziyade yoğunluktaki kayıp belirleyicidir: Günlük dökülen saç sayısını saymak yerine; saç çizgisinin geriye çekilmesi, şakakların açılması, tepe bölgesindeki seyrelme ve tellerin cılızlaşması takip edilmelidir. Kişinin 6 ay ya da 1 yıl önceki fotoğraflarıyla mevcut durumunu kıyaslaması değişimi fark etmede önemli bir yöntemdir.
-
Neden her zaman genetik faktörler olmayabilir: Demir eksikliği, tiroit bezi fonksiyon bozuklukları, hormonal dengesizlikler, ani kilo kaybı, yetersiz beslenme, ağır stres, kronik rahatsızlıklar veya bazı ilaçlar saç döngüsünü bozabilir. Bu nedenle hekim muayenesi ve kan tahlili yapılmadan ezbere tedaviye başlanmamalıdır.
-
Bilinçsiz vitamin kullanımı çözüm değildir: Gerekli tıbbi tetkikler yapılmadan ve vücutta eksikliği saptanmadan rastgele vitamin veya mineral takviyelerine başvurulması doğru bir yaklaşım değildir.
-
Saç derisinin sağlığı da yakından izlenmelidir: Şiddetli kepeklenme, kaşıntı, kızarıklık, kabuklanma ve geçmeyen lezyonlar dermatolojik muayene gerektirir. Ayrıca saçların gergin biçimde toplanması, yüksek ısıya maruz bırakılması ve sık kimyasal işlem görmesi tellerdeki kırılma ve yıpranmayı hızlandırır.
-
İlk hedef mevcut saçları korumaktır; saç ekimi ilk seçenek değildir: Saç ekimi her dökülme tablosunda başvurulacak ilk metot değildir. Öncelikli olarak dökülmenin tipi belirlenmeli, mevcut saç varlığı korunmalı ve gerekiyorsa medikal tedavilerle süreç kontrol altına alınmalıdır. Cerrahi yöntemler ise ancak uygun hasta profilinde ve gerçek bir ihtiyaç doğduğunda değerlendirilmelidir.
Saç derisinde beliren lezyonlar, bölgesel açılmalar ve belirgin zayıflamaların profesyonel takip gerektirdiğini hatırlatan Dr. Cinik, "Saç bakımında en temel yaklaşım, kişinin var olan sağlıklı saçlarını korumayı başarmaktır. Bu doğrultuda uzman bir hekim değerlendirmesi, sürecin sağlıklı yönetilmesi ve doğru adımların atılması açısından büyük önem taşır" dedi.





