Dursun açıklamasında, "30 Ağustos 1922 sabahı bu millet yalnızca bir savaşı kazanmadı; boynuna vurulmak istenen esaret zincirini parçaladı. O büyük zaferin başında Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardı. Aylar boyunca milletini ve ordusunu Büyük Taarruz’a hazırlayan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos sabahı Kocatepe’den taarruz emrini verdi; 30 Ağustos’ta meydan muharebesini bizzat yönetti. Onun sarsılmaz iradesi, komutanlarımızın feraseti Türk Milletinin fedakarlığı ve Mehmetçiğin iman dolu yüreği birleşti. Anadolu’nun makûs talihi işte o gün değişti.
O zafer, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde omuz omuza veren komutanlarımızın, subaylarımızın, Mehmetçiğin ve bütün bir milletin eseridir. Cephede savaşan asker kadar, kağnısıyla mermi taşıyan Türk kadını da o zaferin sahibidir. Son lokmasını ordusuna veren köylü de, evladını vatana uğurlayıp ardından sessizce dua eden baba da o zaferin sahibidir. 6 Eylül 1922’de Şükrü Naili Paşa komutasındaki Türk ordusu İnegöl’e girdiğinde, bu toprakların insanı yıllar süren acının ardından yeniden hürriyetine kavuştu.
Bugün ay yıldızlı bayrağımız göklerde özgürce dalgalanıyorsa bunu başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere canını bu vatana adayan kahramanlarımıza borçluyuz. Türk Ordusu, o kutlu yürüyüşün şerefli mirasını taşıyan göz bebeğimizdir. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde destan yazan komutanlarımızı, subaylarımızı, Mehmetçiğimizi, şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet minnet ve sonsuz bir vefayla anıyor. Ruhları şaad olsun diyorum.
Aradan 104 yıl geçti. Bugün 6 Eylül’ü yalnızca geçmişte kazanılmış askerî bir zafer olarak anarsak Kuvayımilliye’yi eksik anlamış oluruz. Çünkü Kuvayımilliye yalnızca düşmanı Anadolu’dan çıkarmanın adı değildir. Kuvayımilliye; emperyalizme karşı bağımsızlık, saraya karşı millet egemenliği ve memleketin kaderini bir avuç insanın elinden alıp halka verme iradesidir. Her şeyden önce “Bu memleket bizim.” diyebilmektir.
Milletimizin “yedi düvel” diye hafızasına kazıdığı emperyalist kuşatmaya boyun eğmeyenlerin torunlarıyız. Bizim tarihimiz teslimiyetin değil direnişin; himayenin değil egemenliğin; mandanın değil tam bağımsızlığın tarihidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir.” sözü yalnızca onun şahsiyetini değil, Türk milletinin tarih boyunca taşıdığı bağımsızlık karakterini de anlatır.
TÜRKLÜĞÜN KARAKTERİ BAĞIMSIZLIKTIR
Bizim Türklüğümüz kimseye düşmanlık değildir. Bizim Türklüğümüz; başı dik yaşamak, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde bir olmak ve hiçbir kudretin önünde diz çökmemektir. Bizim milliyetçiliğimiz kürsüde söylenip kapıdan çıkınca unutulan sözlerden ibaret değildir. O milliyetçilik köylünün nasırlı elinde, işçinin alın terinde, Mehmetçiğin nöbetinde ve bir annenin evladına bıraktığı tertemiz vatandadır. Eski Genel Başkanımız Bülent Ecevit’in söylediği gibi: “Biz milliyetçiliği boş duvarlara değil; Batı Anadolu’nun haşhaş tarlalarına, Ege’nin deniz yataklarına, Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına yazdık.”
Biz milliyetçiliğin sömürülmesine karşıyız. Milletin adını dilinden düşürmeyip milletin malını çıkar çevrelerine bırakanlar milliyetçilik dersi veremez. Bayrağı siyasi hesabına perde yapanlar, vatan sevgisini halkın yoksulluğunu gizlemek için kullananlar milliyetçi olamaz. Milliyetçilik; bağımsız karar vermek, üreticiyi korumak, emeğin hakkını teslim etmek ve vatanın taşını, toprağını, suyunu namus bilmektir.
Vatan banka kasaları ve çek defterleri değildir. Vatan, birkaç kişinin serveti büyürken milyonların borçlandırıldığı bir düzen hiç değildir. Vatan; köylünün işlediği toprak, işçinin alın teri, çocuğun geleceği, Uludağ’ın suyu, ormanın ağacı ve halkın ortak evidir. Nâzım Hikmet’in Vatan Haini şiirindeki sarsıcı soruyu bu yüzden hatırlatıyoruz:
“Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan...” Hayır! Vatan kasalara sığmaz. Vatan çek defterleriyle ölçülmez. Vatan bankaların rakamlarından, satılacak arsalardan, paylaşılacak ihalelerden ibaret değildir. Vatan bizim anamızdır, çocuklarımızın yarınıdır. Vatan, Uludağ’dan akan su; tarlaya düşen tohum; fabrikadan yükselen alın teridir. Vatan halktır. Vatan emektir. Vatan bağımsızlıktır.
Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nda anlattığı isimsiz kahramanları hatırlıyoruz: Kağnısıyla cephane taşıyan kadınları, tarlasını bırakıp cepheye giden köylüleri, ayağında doğru dürüst ayakkabısı olmadan yürüyen Mehmetçiği—“Onlar ki toprakta karınca...”
Emperyalizm bugün her zaman üniformayla, tüfekle, topla gelmiyor. Bazen köylünün ödeyemediği banka borcunda, bazen yabancı çıkarlara teslim edilen bir maden ocağında, bazen zehirlenen derede karşımıza çıkıyor. İşçinin alın teri değersizleşirken, üretici toprağından koparılırken, milletin dağına ve suyuna kâr hesabıyla bakılırken bağımsızlığımız sessizce yaralanıyor. Havamız kirleniyor, çocuklarımız nefes alamıyor, kaçak ve çarpık yapılaşmanın bedeli yine gariban halka ödetiliyorsa buna susamayız.
Bağımsızlık yalnızca ülke sınırları içinde yabancı asker bulunmaması değildir. Bağımsızlık, top- rağın altında ve üstünde bulunan bütün varlıkları halk yararına koruyabilmektir. Bu nedenle dağlarımızdaki her maden faaliyeti ile ormanlarımızı ve su kaynaklarımızı etkileyen her karar kamuoyuna açıklanmalıdır. Kamu yararı nedir? Doğaya maliyeti ne olacaktır? Halk bu zenginlikten ne kazanacaktır? Çocuklarımıza nasıl bir kent bırakılacaktır? Bu sorular cevapsız kalamaz.
Biz yedi düvele boyun eğmeyenlerin torunlarıyız. Dedelerimiz bu toprakları bize kanlarıyla vatan yaptı. Biz de onların emaneti olan köylerimize, Uludağ’ın eteklerine ve Uludağ’dan doğup ovamıza can veren sulara namusumuz gibi sahip çıkacağız. Köylümüzün toprağı sahipsiz değildir. Ormanlarımız, derelerimiz ve bereketli ovamız satılık değildir. Uludağ’ın bir damla suyu yalnız bize değil, daha doğmamış çocuklarımıza da emanettir. Köylerimizi susuz, toprağımızı verimsiz, ormanlarımızı sessiz bırakacak hiçbir hesaba geçit vermeyeceğiz.
Çünkü suyun kaynağını korumadan hayatı, köyü korumadan şehri, üreticiyi korumadan vatanı koruyamazsınız. Uludağ’ın suyuna sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır. Köylünün toprağına sahip çıkmak bağımsızlığa sahip çıkmaktır. Halkın malını korumak Cumhuriyet’e sahip çıkmaktır.
Bir dağın değeri yalnızca altında kaç ton maden bulunduğuyla ölçülemez. Üzerindeki ağaç, altından akan su, o suyla tarlasını sulayan köylünün emeği ve orada yaşayacak çocuğun geleceği de değerdir.
İnegöl büyürken plansız yapılaşmayı, denetimsizliği, betonlaşmayı ve ağırlaşan çevre sorunlarını görmezden gelemeyiz. Bir şehir ekonomik olarak büyürken insanlar penceresini açmaktan çekiniyorsa yanlış giden bir şey vardır. Temiz hava lüks değil, haktır. Suyumuz, ormanımız, dağımız ve kentimiz halkındır; hiçbiri dar çıkarlar uğruna feda edilemez.
Vatan sevgisinden söz edip dağlarımızın, ormanlarımızın ve su kaynaklarımızın hoyratça kullanılmasına sessiz kalamayız. 6 Eylül’de çelenk bırakıp 7 Eylül’de İnegöl’ün toprağına rant alanı gözüyle bakamayız. Vatanseverlik yalnız toprağı düşmana vermemek değil, o toprağı çocuklarımıza yaşanabilir hâlde bırakmaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi tarihsel sorumluluğun içinden doğmuştur. Altı Ok yalnızca bir parti amblemi değildir. Halkçılık, halkın malını ayrıcalıklı çıkar gruplarına karşı savunmaktır. Devletçilik, stratejik kaynaklarda ve kamusal zenginlikte toplum yararını gözetmektir. Milliyetçilik, başka halklara düşmanlık değil ülkenin bağımsızlığına sahip çıkmaktır. Devrimcilik ise yanlış düzeni “Hep böyle gelmiş.” diyerek kabullenmemektir.
Bizim mücadelemiz yalnızca yöneten isimlerin değil, yönetim anlayışının değişmesi içindir. Bugün başkalarında eleştirdiğimizi yarın kendimiz yaptığımızda da karşısında durabilmeliyiz. CHP, biat edenlerin değil; gerektiğinde kendi yönetimine de itiraz edebilenlerin partisi olmak zorundadır. Cumhuriyet Halk Partisi, bu memleketin en zor günlerinde doğmuş Kuvayımilliye partisidir. Kökü Anadolu’nun toprağında, gücü halkın vicdanındadır. Bizi küçültmek isteyenler, sesimizi kısmaya çalışanlar ve umutsuzluk yayarak halkı siyasetten uzaklaştırmak isteyenler bilsinler: CHP susmayacak, geri çekilmeyecek ve halktan kopmayacaktır. İşçisiyle, köylüsüyle, esnafıyla, kadınıyla ve genciyle daha da güçlenecek; İnegöl’de de Türkiye’nin dört bir yanında büyümeye devam edecektir.
Bizim büyümemiz yalnızca üye sayısının ya da alınan oyun artması değildir. Bizim büyümemiz, halkın yeniden umutlanmasıdır. Bir köylünün “Toprağım sahipsiz değil.” demesi, bir annenin çocuğunun geleceğine yeniden inanması, bir gencin bu ülkeden vazgeçmemesidir. CHP halkla birlikte güçlenecek; halkın hakkını, havasını, suyunu, ekmeğini ve geleceğini savundukça büyüyecektir.
104 yıl önce bu topraklarda insanlar makam, ihale, arsa ya da rant için değil; çocuklarına bağımsız bir vatan bırakmak için can verdiler. Bugün aramıza gelseler kaç tören yaptığımızı değil, belki yalnızca şunu sorarlardı:
“Size bıraktığımız memlekete ne yaptınız?” Bu soru bir gün bizim de karşımıza çıkacak. O gün başımızı öne eğmeyelim. “Dağımıza sahip çıktık, ormanımızı koruduk, suyumuza el uzattırmadık; halkın malını ranta teslim etmedik.” diyebilelim. “Korkmadık, susmadık, bu vatanın sahipsiz olmadığını gösterdik.” diyebilelim. Bizim sözümüz söz olsun: Köylerimizin bir avuç toprağını, Uludağ’ın bir damla suyunu ve çocuklarımızın bir nefes temiz havasını sahipsiz bırakmayacağız. Bağımsızlığı yalnız sınırda değil; tarlada, ormanda, derede, fabrikada,ve milletin alın terinin bulunduğu her yerde savunacağız.
Kuvayımilliye şehitlerinin kanlarını yerde bırakmamak; yeni düşmanlar yaratmak değil, onların uğruna can verdiği değerlere sahip çıkmaktır. Cumhuriyet’i, laikliği, halk egemenliğini ve vatanın her karışını gelecek kuşaklar adına korumaktır.
İşgalin biçimi değişebilir; Kuvayımilliye’nin bize bıraktığı görev değişmez: ‘Bu memleket bizim’. Başta Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Şükrü Naili Paşa’yı, silah arkadaşlarını, İnegöl Yunan işgali altındayken Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Kuvayi Milliye saflarında düşmana karşı savaşan Laz İsmail Efendi’yı, Kadı Yoran Osman Ağa’yı, Boşnak İsmet Memiş’i, Edebeyli İzzet Bey’i, Akıncı Müfrezesi Hüsnü Güven’i, Şakir Çavuş’u, Hafız Abdullah’ı ve nice sayısız kahramanlarımızı ,Kuvayı Milliye’nin isimsiz neferlerini ve bağımsızlığımız uğruna can veren bütün şehitlerimizi saygı, minnet ve özlemle anıyorum. 6 Eylül İnegöl’ün Kurtuluşunun 104. yılı kutlu olsun. Yaşasın Gazi Mustafa Kemal Atatürk Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Kuvayımilliye ruhu!"






