Orta Doğu'da savaş yayılırken ve dikkatler petrole yoğunlaşırken, bölgenin en tehlikeli hassas hedefleri tuz arıtma tesisleri olarak öne çıkıyor. Bu tesisleri etkileyen ciddi bir grev, sabotaj eylemi, siber saldırı veya kirlenme olayı sadece ticareti zedelemekle kalmaz, aynı anda içme suyunu, elektriği, sanitasyonu ve kamu düzenini tehdit ederek hızlı bir insani krize de yol açabilir.

BÖLGE GENELİNDE 400'DEN FAZLA TESİS VAR

Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkeleri, dünyada üretilen tuzdan arındırılmış suyun yaklaşık yüzde 40’ını sağlıyor ve bölge genelinde 400’ü aşkın tesisi işletiyor. Kuveyt’te içme suyunun yaklaşık yüzde 90’ı deniz suyunun arıtılmasıyla elde edilirken, bu oran Umman’da yüzde 86, Suudi Arabistan’da ise yüzde 70 seviyesinde bulunuyor.

Yüksek sıcaklıklar, yetersiz yağış, aşırı çekilen yeraltı suları ve hızla artan kent nüfusunun belirleyici olduğu bu coğrafyada tuzdan arındırma, teknik bir destek unsuru olmanın ötesinde, günlük yaşamı sürdürülebilir kılan temel altyapı niteliği taşıyor.

SU SİYASİ KARNEYE BAĞLANAMAZ

Basra Körfezi hükümetleri, turizmdeki geçici şokları absorbe edebilir, bazı ticaret yollarını değiştirebilir ve petrol arzındaki bir aksaklığın etkisini kısmen hafifletmek için küresel piyasalara güvenebilir. Su ise olayı farklı bir boyuta taşıyor. Su, günlük hayatın temel ihtiyaçlarını karşılamak için devlete bağımlı şehirlerde uzun süre siyasi olarak karneye bağlanamaz.

KATAR BAŞBAKANI UYARMIŞTI

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, geçen yıl yaptığı açıklamada İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırının bölge sularını “tamamen kirletebileceği” ve başta Katar olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’te yaşamı ciddi biçimde tehdit edebileceği uyarısında bulunmuştu. Al Sani, böyle bir senaryoda Katar’ın içme suyunun yalnızca üç gün içinde tükenebileceğini öngördüklerini, bu nedenle acil durum kapasitesini artırmak amacıyla 15 büyük su rezervuarı inşa ettiklerini ifade etmişti. Bu değerlendirmeler, mevcut savaşın bugünkü gibi doğrudan bölgesel sonuçlar doğurmasından önce yapılmıştı.

Öte yandan Orta Doğu Enstitüsü, 2025’te yayımladığı analizde Körfez ülkelerinin merkezi tuzdan arındırma altyapısına aşırı bağımlılığının, özellikle İran’ın komşuları açısından ciddi bir stratejik kırılganlık yarattığına dikkat çekmişti.

SUUDİ ARABİSTAN İÇİN DE TEHLİKE

Riyad'dan sızdırılan 2008 tarihli bir ABD diplomatik telgrafında, Jubail tuz arıtma tesisinin Riyad'ın içme suyunun yüzde 90'ından fazlasını sağladığı belirtilmiş ve tesisin, boru hatlarının veya ilgili enerji altyapısının ciddi şekilde hasar görmesi veya yok edilmesi durumunda başkentin "bir hafta içinde tahliye edilmesi gerekeceği" uyarısında bulunulmuştu. Aynı telgrafta, "Suudi hükümetinin mevcut yapısının Jubail Tuz Arıtma Tesisi olmadan var olamayacağı" da belirtildi.

TUZ ARINDIRMA TESİSLERİ DAHA ÖNEMLİ

Bu nedenlerle tuzdan arındırma tesisleri, çıkan savaşta daha fazla ilgi gören diğer birçok hedeften daha önemli olarak ön plana çıkıyor. Çatışma kaynaklı su kesintileri üzerine yapılan araştırmalar, tuz arıtma kapasitesinin kirlenmesi veya devre dışı kalmasının su güvenliğini kötüleştirebileceğini ve halk sağlığı risklerini artırabileceğini de gösteriyor.

İRAN'DAN STRATEJİK HAMLE

İran'ın bölge genelindeki son saldırıları, kısmen savaş alanını uluslararasılaştırmak ve Arap devletlerinin Washington ile ittifak kurmasının maliyetini artırmak amacıyla yapılmış gibi görünüyor. Ancak tuzdan arındırma altyapısını hedef almak veya hatta ciddi şekilde tehdit etmek, bu maliyetleri farklı ve daha tehlikeli bir şekilde artırabilir. Bu durum, Körfez İşbirliği Konseyi hükümetlerini su güvenliğini ikincil bir risk olarak değil, ulusal hayatta kalma meselesi olarak ele almaya itecektir. Bu da, onları çatışmaya daha doğrudan dahil edebilir veya daha geniş çaplı misillemelere olan desteği güçlendirebilir.

'SU' BELİRLEYİCİ OLABİLİR

Füze, nükleer tesisler ve enerji akışları etrafında başlayan bir savaş, daha temel bir mesele etrafında genişleyebilir. Yani bölgedeki insanların aşırı sıcaklarda su içebilme, evlerini serinletebilme ve hastanelerin işleyişini sürdürebilme sorununa dönüşebilir. Basra Körfezi'ni çevreleyen Arap ülkeleri, içme suyu tedarikinde yaşanacak büyük bir aksamaya kıyasla, fiyat şoklarına, uçuş iptallerine ve hatta geçici enerji kesintilerine daha kolay dayanabilirler. Bu nedenle, bu savaşın bir sonraki aşaması petrolün başına gelenlerle değil, bölgenin su sistemini bir savaş alanına çevirecek kadar pervasız olanların olup olmamasıyla belirlenebilir.

Kaynak: Türkiye Gazetesi