Medicana Çamlıca Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, çocukların kalabalık ve kapalı mekânlarda uzun saatler geçirmesinin bulaşıcı hastalıkların yayılımını hızlandırdığına dikkat çekerek, gerçek bir salgın teşhisi koyabilmek için epidemiyolojik verilerin ve laboratuvar sürveyans sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Eylül ayı ile birlikte farklı virüslerin aynı anda dolaşıma girdiğini kaydeden Prof. Dr. Nafiz Koçak, "Okulların açılmasıyla çocukların kapalı alanlarda toplu halde bulunması bulaş zincirini kolaylaştırıyor. Çok sayıda virüsün eşzamanlı aktif olduğu bu dönemde vaka sayılarının yükselmesi olağan bir tablodur" dedi.
"Sınıflarda karbondioksit 5 bin ppm’e kadar çıkıyor"
Öğrencilerin okul servislerinde, sınıflarda ve kapalı oyun alanlarında uzun süre dip dibe vakit geçirmesinin solunum yolu virüslerinin aktarımını kolaylaştırdığını vurgulayan Koçak, okulda enfekte olan bir çocuğun hastalığı evdeki kardeşlerine ve anne-babasına da taşıdığını, bunun da aile içi bakım yükünü ve iş gücü kaybını artırdığını dile getirdi.
Kapalı ortam hava kalitesinin risk faktörlerine işaret eden Prof. Dr. Koçak, TOBB İklimlendirme Meclisi’nin İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum’daki okullarda yürüttüğü saha ölçümlerine değindi:
"İdeal sınıflarda kabul edilebilir karbondioksit (CO2) miktarı 750 ile 1000 ppm arasında olmalıdır. Yapılan incelemeler ise okullardaki CO2 seviyesinin yer yer 5 bin ppm’e kadar ulaştığını ortaya koyuyor. Havadaki CO2 oranının 1000 ppm’i aşması öğrencilerin kavrama ve karar verme performansını orta seviyede zayıflatırken, 2 bin 500 ppm’in üzerine fırlaması konsantrasyonu çok ciddi boyutta düşürüyor. Kötü havalanan bu ortamlar çocukların akademik verimini düşürmekle kalmıyor; yakın temas nedeniyle birbirlerinin üst solunum yolu mikrobiyotasına ve patojenlere daha yoğun maruz kalmasına yol açıyor. Bu tehlikeyi kırmak için ders aralarında sınıfların pencereleri mutlaka açılarak içerisi düzenli havalandırılmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve hastalık belirtisi taşıyan öğrenciler izole edilmelidir."
El-ayak-ağız hastalığında sonbahar hareketliliği
Son haftalarda özellikle okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda el-ayak-ağız hastalığı vakalarının sıklaştığını kaydeden Prof. Dr. Koçak, enterovirüs kaynaklı bu tablonun ılıman iklimlerde yaz sonu ve sonbahar başlangıcında tepe noktasına ulaştığını aktardı.
Rahatsızlığın genellikle ateş, kırgınlık, iştahsızlık ve boğazda yanma hissiyle başladığını ifade eden Koçak, "Ardından ağız mukozasında ağrılı aft benzeri lezyonlar, el ayası ve ayak tabanında; kimi zaman da diz, dirsek, kalça ve gövdede döküntüler belirebilir. Ancak her çocukta bu bölgelerin tamamında döküntü oluşmayabilir. Bu yeni türemiş bir hastalık değildir, kreş ve okul çağında sıklıkla rastladığımız ve yakın temasla bulaşan tipik bir viral enfeksiyondur" değerlendirmesinde bulundu.
"Her boğaz ağrısı grip, her kusan çocuk zehirlenme değildir"
Eşzamanlı seyreden farklı enfeksiyonların benzer klinik tablolar sergileyebileceğini hatırlatan Prof. Dr. Koçak, tek bir belirtiye bakılarak kesin teşhis konulamayacağını söyledi. Gripte (influenza) çocuklarda yetişkinlere kıyasla mide bulantısı, istifra ve ishal gibi sindirim sistemi belirtilerinin daha yaygın görüldüğüne değinen Koçak, şu uyarılarda bulundu:
"Boğazı ağrıyan her çocuk grip olmadığı gibi, kusan her çocukta da tek bir enfeksiyon etkeni aranmamalıdır. Üst solunum yolu virüslerinden mide-bağırsak enfeksiyonlarına, streptokok kaynaklı bakteriyel bademcik iltihabından el-ayak-ağız tablosuna kadar pek çok hastalık başlangıçta aynı emareleri verebilir. Ateş düşürülemeyecek kadar inatçıysa, çocuk sıvı alamıyorsa veya genel durumunda belirgin bir çöküş varsa hekim muayenesi asla geciktirilmemelidir."
"Havanın soğuması tek başına hastalık sebebi değildir"
Mevsim geçişlerindeki ani ısı kayıplarının velilerde yanlış algı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Koçak, soğuk havanın kendi başına bir mikrop kaynağı olmadığını yineledi. Esas riskin soğuyan havayla birlikte pencerelerin kapatılması, yaşamın kapalı alanlara hapsolması ve kalabalık ortamlardaki temas yoğunluğu olduğunu belirten Koçak, havalandırma alışkanlığının terk edilmemesi gerektiğini söyledi.
Hasta çocuğu olan velilere kritik uyarılar
Enfeksiyon zincirinin kırılmasında velilere ve okul yönetimlerine ortak sorumluluk düştüğünü hatırlatan Koçak, ateş, yoğun öksürük, aktif ishal, istifra ve bulaşıcı döküntüleri bulunan çocukların sınıfa gönderilmemesi gerektiğini belirtti.
Bir çocuğun okula devam edip etmeyeceğinin yalnızca termometredeki ateş değerine bağlanmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Koçak, sözlerini şöyle tamamladı:
"Çocuğun okula dönüş kararında genel tablosu, hastalığın türü ve bulaştırıcılık süresi belirleyici olmalıdır. Özellikle aktif kusma, ishal, halsizlik ve yaygın döküntü periyodunda evde dinlenmek en doğru yaklaşımdır. Yemeklerden önce, tuvaletten sonra ve okul dönüşünde ellerin su ve sabunla titizlikle yıkanması en temel koruyucu kalkandır. Okul döneminde vaka artışları her yıl yaşanır; paniklemek yerine temel hijyeni alışkanlık haline getirmek, sınıfları havalandırmak ve hasta çocuğu iyileşene kadar izole etmek hem evlatlarımızın hem de toplumun sağlığını koruyacaktır."





