Kış mevsiminde çocukluk çağında en sık soğuk algınlığı, grip (influenza), Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV), bronşiolit, farenjit ve pnömoni (zatürre) gibi tablolarla karşılaşıldığını kaydeden Doç. Dr. Özde, özellikle küçük yaş grubunda RSV'nin kritik bir alt solunum yolu enfeksiyonu etkeni olduğunu belirtti. Özde, kreş ve okul gibi toplu yaşam alanlarında çocukların uzun saatler bir arada ve yakın temas halinde bulunmasının bulaşmayı hızlandırdığını, düşük hava sıcaklığı ve kuru havanın ise solunum yollarının doğal savunma kalkanını zayıflatarak hastalıklara zemin hazırladığını ifade etti.
"Çocuk üşüdüğü için mikrop kapmaz"
Toplumda yerleşik hale gelen "çocuk üşürse hasta olur" inancına açıklık getiren Doç. Dr. Özde, üşümenin tek başına bir enfeksiyon kaynağı olamayacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:
"Yalnızca soğuğa maruz kalmak kişiyi hasta etmez; enfeksiyonun ortaya çıkabilmesi için vücudun virüs ya da bakteri gibi bir patojenle temas etmesi şarttır. Ancak soğuk havanın etkisini de tamamen yok sayamayız. Bilimsel veriler, düşük sıcaklık ve kuru ortamın virüslerin havada asılı kalarak yayılmasını kolaylaştırdığını ve solunum yollarındaki koruyucu bariyerleri zayıflattığını ortaya koyuyor. Yani 'üşüdüğü için vücutta mikrop oluştu' demek tıbbi açıdan yanlıştır; fakat kış koşulları mikroorganizmaların bulaşması için son derece elverişli bir zemin sunar."
"Çocuk üşümesin diye pencereleri kapatmak riski artırıyor"
Evlerin, kreşlerin ve sınıfların düzenli şekilde havalandırılmasının kritik rol oynadığını hatırlatan Doç. Dr. Özde, virüslerin sadece temas yoluyla değil, nefes alıp verme sırasında havaya saçılan aerosol damlacıklarla da yayıldığını söyledi. İyi bir hava sirkülasyonunun ortamdaki viral yükü seyrelttiğini belirten Özde, "'Çocuk üşümesin' mantığıyla kış boyu pencereleri kapalı tutmak doğru bir yaklaşım değildir. Bilhassa kalabalık sınıf ve yuva ortamlarına periyodik olarak temiz hava girmesi sağlanmalıdır" dedi.
Kreş ve okul dönemindeki çocukları korumak adına su ve sabunla doğru el yıkama alışkanlığı kazandırılması, aksırma-öksürme esnasında ağız ve burnun kapatılması, ortak eşya kullanımının kısıtlanması ve aşıların eksiksiz uygulanması gerektiğini aktaran Özde; yüksek ateşi olan veya genel durumu bozuk çocukların okula gönderilmeyip evde istirahat etmelerinin hem kendi iyileşme süreleri hem de arkadaşlarına bulaştırmamaları açısından şart olduğunu kaydetti.
Grip ile soğuk algınlığı nasıl ayırt edilir?
İki tablonun seyir farklarına değinen Doç. Dr. Özde, soğuk algınlığının hafif belirtilerle, burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve hafif öksürükle sinsi başladığını; gribin ise yüksek ateş, derin halsizlik, şiddetli baş ve kas ağrılarıyla aniden bastırdığını söyledi.
Çocuklarda her vakada ayrımın net yapılamayabileceğini de sözlerine ekleyen Özde, "Solunum zorluğu, göğüste çekilme, dudaklarda ya da ciltte morarma, aşırı uyku hali, beslenememe veya susuzluk (dehidratasyon) emareleri görüldüğünde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Özellikle 5 yaşın altındaki, bilhassa 2 yaşından küçük bebeklerde grip komplikasyonlara açık ve ağır seyredebileceği için çok daha dikkatli olunmalıdır" uyarısını yaptı.
"Termometredeki rakama değil, çocuğun genel tablosuna bakın"
Ateş yönetiminde ailelerin sıklıkla paniklediğini söyleyen Doç. Dr. Özde, şu noktalara işaret etti:
"6 aydan büyük bebek ve çocuklarda ateşin sayısal değeri tek başına tablonun ciddiyetini yansıtmaz. Bizim için asıl belirleyici olan çocuğun genel neşesi, solunum ritmi, beslenmesi ve eşlik eden diğer klinik bulgularıdır. Ateş düşürücülerin gayesi dereceyi zorla normale indirmek değil, çocuğun hissettiği huzursuzluğu ve acıyı hafifletmektir. Ancak 3 aydan küçük bir bebekte ölçülen 38 derece ve üzeri ateş kesinlikle acil hekim muayenesi gerektirir. Her yaş grubunda nefes darlığı, şuur bulanıklığı, havale, basmakla solmayan deri döküntüleri ve belirgin genel durum bozulması derhal acil servis müdahalesi gerektiren tablolardır."
"Öksürüğün 3-4 haftaya kadar uzaması normal karşılanabilir"
Geçirilen viral solunum yolu enfeksiyonlarının ardından öksürüğün hemen kesilmeyeceğini belirten Özde, akut öksürüğün 3 ila 4 haftaya kadar sarkabileceğine değindi. Çocuğun genel halinin iyi olması, rahat nefes alması ve öksürüğün şiddetinin zamanla azalması durumunda paniğe gerek olmadığını kaydeden Özde, öksürüğün şiddetlenmesi, 1 ayı aşması, hırıltı ve göğüste çekilmenin eşlik etmesi ya da gece uykudan uyandıran nöbetler halinde tekrarlaması durumunda astım ve benzeri altta yatan nedenlerin araştırılması gerektiğini vurguladı.
"Sarı veya yeşil sümük antibiyotik gerekçesi değildir"
Kış mevsimindeki enfeksiyonların çok büyük bir bölümünün virüs kökenli olduğunu anımsatan Doç. Dr. Özde, antibiyotiklerin virüslere karşı hiçbir etkisi bulunmadığının altını çizdi. Özde, "Burun akıntısının renginin sarıya ya da yeşile dönmesi dahi kendi başına bakteriyel bir tabloyu ve dolayısıyla antibiyotik ihtiyacını göstermez. Rastgele kullanılan antibiyotikler ishal, cilt döküntüleri ve alerjik reaksiyonlara sebep olurken, ilerleyen süreçte antibiyotik direncinin tırmanmasına yol açar. İlaç sadece doktor teşhisiyle, uygun dozda ve tavsiye edilen süre boyunca tüketilmelidir" uyarısında bulundu.
Aileler için üç altın kural: Koru, gözlemle ve gereksiz ilaçtan kaçın
Kış sezonunda çocuk sağlığını korumaya dönük ebeveynlere üç temel ilkeyi hatırlatan Doç. Dr. Şükriye Özde, sözlerini şöyle tamamladı:
"Takvime uygun aşıları tamamlayın, senelik grip aşısı tavsiyelerini göz ardı etmeyin, hijyen bilinci aşılayıp yaşam alanlarını düzenli havalandırarak çocuklarınızı koruyun. Hastalık baş gösterdiğinde sadece termometreye kilitlenmek yerine çocuğun beslenmesini, soluk alışverişini ve genel durumunu gözlemleyin. Hekim reçete etmedikçe başta antibiyotik olmak üzere gereksiz ilaç kullanmayın. Amacımız evlatlarımızı fanus içine alıp mikroplardan bütünüyle tecrit etmek değil; doğru hijyen, temiz hava, aşı ve yerinde tıbbi adımlarla kış enfeksiyonlarının ağırlaşmasını ve yayılmasını dizginlemektir."





