Çoğu zaman yazıma gülmece ile yani fıkralarımız ile başlıyorum. Gerçekten ülkemizin birçok yerinde fıkraları bile solda sıfır bırakacak olaylar yaşarız.

Şimdi bunlardan birini anlatım yazımıza devam edelim:

Trabzon’un sevilen simalarından olan Hasan dede tanıdık birinin cenazesine katılıyor. Cenaze namazına duran cemaatin içinde Hasan dede de ön safta yerini alıyor. Kulakları yaşlılıktan dolayı az işittiğinden imama yakın bir yerde saf tutuyor.

İmam Efendi cenaze namazına başlıyor helallik için cemaate:

“Musalla da yatan merhumu nasıl bilirdiniz?” diye sorunca herkes:

“İyi bilurduk hocam!” diye cevap verirler. Hasan dedede hocanın ne dediğini anlamadığı için yüksek sesle hocaya:

“Haçan uşağum ha orayı bir daha söyle anlamadum da!” haça Hasan dedeyi iyi bildiği için başını sallayarak:

“Hasan dede, ben zaten üç defa aynı soruyu soracağum der.” Hasan dede:

“Hangi soriyu uç defa soracan uşağum?” der. İmam Efendi başını sallar namaza kaldığı yerden devam eder. Hasan dede içine iyice kurt düşmüştür. Yanında ki cemaatten birine:

“Ula uşağım hoca üç defa ne soracakmış?” yanında ki adam namazı bozmamak için sus işareti yapar. Hasan dede rahat durmaz yine merakla:

“Uşağum, sana da bir şey sorulmayi. Ula imam uşağım sana orayi anlamadum dedum neden anlatmayusun. Bak senin yüzünden günaha gireceyuk!”

Şimdi insan yaşlanınca önce gözler az görür ve gözlüklere muhtaç olur. Ayaklar bedeni taşıyamaz dayanacak bir şey arar ve üçüncü ayak dediğimiz bastona muhtaç olur. Kulaklar ağır işitir, işitme cihazına muhtaç olur. Ağzında dişleri kalmaz takma dişe muhtaç olur. Yani anlayacağınız yeni doğmuş bebe gibi bir hal alır insanoğlu.

Hatırlarsanız bizim gazetenin bir MG’si vardı. Yani Mustafa Güngör ağabeyimiz. Bana hep takılarak şöyle derdi:

“Yusuf sakın yaşlanma! Yaşlılık bir halt değil!” diye. Ama ne yaparsın her insanın göreceği bir dönem. “Yaşlılığında güzel yanları vardır.” Diyenlere bende MG’nin sözü ile cevap veriyorum ve MG ağabeyimize de saygı ve selamlarımı yolluyorum…