İsteksiz yapılan iş hayır getirmez. Yazımın başlığında ki atasözündeki gibi: “Gönülsüz davara giden köpek sürüye kurt getirir”
Bizim çocukluğumuzda Karsta zenginlerden biri Halit Paşa Caddesi üzerinde Paşa Erginsoy’un bakkalı ilerisinde köşede Kars’ın zenginlerinden Şemistan Koç’un hayratı olan bir çeşmesi vardı. Bu çeşmenin suyu Borluk dağından gelen kaynak suyu idi. Sürekli insanlar bu sudan testilerle dükkanlarına içmek için götürürlerdi. Bizde bu sudan içmek için kullanırdık.
Ailenin küçükleri olan ben ve kardeşim Yakup sırayla bu çeşmeden testi ile su getirirdik. İkimizde her defasında suya gitmemek için sızlanır dururduk. Bu yüzden de her suya gidişimizde babam bizi uyarırdı:
“Testiyi düşürüp kırmadan su getirin!” derdi. Bir gün su sırası yine bana gelmişti. Mahalle arkadaşlardan biri olan Muzaffer de dedesinin dükkanına bakır ibrik ile su götürmek için çeşmenin başına geldi ve bana:
“Yusuf su dolu ibriği kulpundan tutup daire şeklinde çevirebilir misin?” Bende:
“Ne var onda ben su dolu testi ile bile çeviririm!” iddialaştık. Ben su dolu testiyi havada daire biçiminde çevirmeye başladım. Suyun ağırlığını taşıyamayan eski su testisinin kulpu koptu ve testi yere çakıldı. Bu arada bakkal Nuri amca kapının önünde bizi izliyormuş. Gülerek:
“Ya oğlum; acemi cambaz yere düşerken üstünde yürüdüğü ipe kusur bulurmuş. Şimdi sende babana bakalım ne bahane uyduracaksın!” ben süklüm püklüm bizim otelin yolunu tuttum. Herkes öğlen yemeği sofrasında benden su bekliyor. Babam bana dönüp:
“Nerede su oğlum? Elinde testi falan görmüyorum? Yoksa testiyi kırdın mı?” ben ezile büzüle:
“Baba benim hiç suçum yok! Testinin kulpu çürükmüş. Kulp elimde kaldı testi yere düşüp kırıldı.” Babam biraz sinirli bir şekilde bana dönüp:
“İsteksiz yapılan işten maraz doğar! Kim bilir sen testiyi nasıl taşıyordun da bunca yıl sağlam olan testinin kulpu birden çürüğü verdi?” tonlarca azar ve fırçadan sonra bir başka testiyi bana uzatıp:
“Bu sofraya su gelmeden sana da yemek yok!” dedi. Çaresiz bu defa testiye gözüm gibi bakıp çeşmeden suyu getirdim.
Gerçekten gönülsüz yapılan işlerde mutlaka bir aksilik olur. Birde işin başka şekli vardır o da tembellik ve üşengeçlik. Hani bu konu ile de bir atasözümüz vardır ya:
“Tembelin evi yanmış kılını bile kıpırdatmamış!” oysa çalışkan koşuşturan insan, tembel insan dan daha çok yaşadığı söylenmektedir. Hep atasözlerimiz ile örnek veriyoruz ya yine onlardan biri olan:
“İşleyen demir ışıldar veya işleyen demir pas tutmaz!” tembellik veya miskinlik aynı zamanda her türlü hastalığın insanı bulmasıdır. Bunların başında obezlik aşırı (şişmanlık) hareketsizlik kemiklerin ve eklemlerin işlevini azaltır veya tamamen ortadan kaldırır.
İşte ailemiz de bizim hareketli olmamız için sağa sola yollar, ya su taşıttırırdı veya otelin temizlik işlerini yaptırarak çalışmanın önemini bizlere kavratırlardı. Öte yandan çalışarak alın teri ile kazanılan paranın değeri de ölçülemeyecek kadar önemlidir. Tembeller için sıkça söylenen alay yollu söylenen:
“Dünyada iş yapıldığını bilseymiş şu tembeller dünyaya gelmezmiş!” evet, bu günkü yazımızın da sonuna geldik.
Esen kalın!..