Birçoğumuz yaşlandığımız da evde eşlerimiz ile sürekli tartışma içinde oluruz. Bu tartışmalar kısır çekişmeler fazla uzamaz tekrar yağlı ballı oluruz.
Allah onların eksikliğini vermesin! Her ne kadar tartışsak ve atışsak ta onların yerleri başımızın üzerindedir. Şimdi önce bu günkü yazıma güzel bir hikâye ile başlayalım dedim.
Evet, varlıklı bir adamın güzel ve alımlı bir hanımı varmış. Güzel olmasına güzelmiş de. “Her güzelin bir kusuru vardır.” Derler ya bu zengin adamın hanımının da kusuru; yiyip içip yan gelip yatması imiş. Ne ev işi yapıyor, ne yemek pişiriyor tembel, tembel oturup duruyormuş.
Bunun bu hali kocasının çok zoruna gitse de elinden bir şey gelmiyormuş. Bir gün oturdukları evlerinin önünden geçen eskicinin bağırmasına kulak kabartan adam, pencereye varıp eskiciyi izler. Sokaktan geçen eskici ise şu Eskicinin arabasında bir de kadın olduğunu da fark der. Eskici ise şu şekilde bağırmaktadır:
Eskici ise şu şekilde bağırmaktadır:
“Eskiyi getir yeniyi götür!”
Eskicinin bu şekilde bağırmasına adamın beyninde şimşek çakar. Varlıklı adam hemen kapıya çıkıp eskiciye seslenir:
“Bak bakalım eskici! Benim vereceğim eskinin yerine şu arabanda ki hatunu verir misin?” Eskici hiddetlenerek:
“Sen ne dersin beyim? Bu hatun benim eşim! Üstelik daha yeni evlendik. Ayıp olmuyor mu? Bu yaşta böyle teklifler yapmaya?” Zengin adam kuşağından bir kese altın çıkarıp, diğer elinin içine azar, azar boşaltarak:
“Bak sana vereceğim eskinin üstüne de bu bir kese altını vereceğim! Ne dersin?” Eskici koca bir kese çil, çil altını görünce gözleri yuvasından fırlar. Eşine dönüp:
“Hatun ben fakir bir eskiciyim. Bak bu adam hayli zengin hem sen rahat bir hayat sürersin, hem de ben! Ne dersin?” Kadın böyle bir teklif karşısında hemen razı olur. Eskici zengin adama:
“Tamam, kabul ediyoruz beyim. Getir şu eskiyi al bizim yeni hatunu.” Zengin adam eşinin kolundan tutup eskiciye:
“Al şu eskiyi hayrını gör!” der eskici hayret dolu gözlerle adama bakar ve şaşkınlığını gizleyemez ve adama:
“Aman beyim bu hatunun neresi eski? Üstelik güzel ve alımlı!” Zengin adam:
“İyi ya al işte daha ne istiyorsun be adam?” der. Eskici zengin adamın eşini arabasına bindirip evine döner.
Gel zaman git zaman eskici zengin adamın hatununu kolundan tutup zengin adamın evininin kapısına dikilir. Kapıyı çalar. Kapıyı eskicinin eski eşi açar.”
“Buyurun ne istemiştiniz?” der. Eskici eski eşini süslü püslü görünce içi bir tuhaf olur:
“Hatun beni tanımadın mı? Ben senin eski eşin Mecit!” Hatun içeri doğru bağırarak:
“Bey kapıda bir eskici var ne istiyor bilmiyorum. Bakar mısın?” der. Zengin adam kapıya gelir. Eskiciye:
“Ne istemiştin birader?” Eskici adeta burnundan solumaktadır. Yanında getirdiği zengin adamın eski eşini kolundan tutup, kuşağından da iki kese altını çıkarıp zengin adama uzatarak:
“Al şu bozuk malı ver benim eski sağlam malı!” zengin adam gıcık verir bir tavırla:
“Üzgünüm! Satılan mal geri alınmaz!. Hem neden böyle bir teklifte bulunuyorsun anlamadım doğrusu!” der. Eskici başlar içini dökmeye:
“Arkadaş bu kadını memnun ede bilmem için gece gündüz çalışıyorum. Altı saat aşçılık, altı saat bulaşıkçılık, altı saat gece bekçiliğinden sonra dört Saat’te eskicilik yapıyorum. Şu kadının boğazına, elbisesine, süsüne yetişemiyorum. Üstelik evler pislik içinde! Onca çalışmalardan sonra da evde yapabildiğim kadar temizlik yapıyorum. Halime acıyan ailem etraftan para toplayıp bana bu iki kese altını verdiler. Al işte bir kesede faizi yeter ki benim eşimi geri ver!” Zengin adam:
“Yahu sen bu kadına iki ay bile dayanamadın! Ben iki yıldır ne haldeyim haberin var mı? Şimdi götür şu bizim eski hatunu ister çöpe at, istersen başkasına sat!” der.
Şimdi tabi bu bir hikâye! Ama günümüzde böyle hatunlara rastlamıyor muyuz? Bütün gün televizyonun başından ayrılmayıp kanal, kanal dizi film izleyip eşini ve çocuklarını ihmal eden hanımlar yok mu?
Şimdilerde adeta bir moda halini alan sosyal medyada arkadaşlık kurup çoluğunu çocuğunu terk edip başka erkeklere kaçanları televizyon da izlemekteyiz. Ve bizde bu duruma: Dünyanın çivisi çıkmış demekten başka bir şey diyemiyoruz doğrusu.