Erkeklerde en sık saptanan kanser türleri arasında yer alan prostat kanserinin görülme sıklığının yaşla birlikte tırmandığını belirten Prof. Dr. Bağcıoğlu, hastalığın risk faktörleri, erken tanı protokolleri ve modern tedavi yöntemlerine ilişkin kapsamlı bilgiler paylaştı.
"Yaş ilerledikçe risk artıyor, aile öyküsü ve genetik faktörler belirleyici oluyor"
Prostat kanserinde en temel risk unsurunun yaş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Bağcıoğlu, "Hastalığın görülme sıklığı yaşın ilerlemesiyle paralel şekilde artış gösterir. Bunun yanı sıra birinci derece yakınlarda, bilhassa baba veya erkek kardeşte prostat kanseri bulunması riski belirgin biçimde yükseltmektedir. Aile bireylerinde birden fazla kişide bu kansere rastlanması, hastalığın erken yaşlarda teşhis edilmiş olması veya ailede meme kanseri öyküsünün yer alması da genetik açıdan mercek altına alınması gereken unsurlardır. Özellikle BRCA2 başta olmak üzere birtakım genetik mutasyonlar da prostat kanseri riskini doğrudan tetikleyebilmektedir" dedi.
"Erken evrede belirti vermeyebilir, ilerleyen dönemlere dikkat"
Hastalığın ilk aşamalarda tamamen sessiz seyredebileceğini hatırlatan Prof. Dr. Bağcıoğlu, "İlerleyen süreçlerde idrar yapmada zorlanma, idrar akışında zayıflama veya kesintili işeme, sık idrara çıkma ihtiyacı, gece uykudan idrar için uyanma, idrarda ya da menide kan görülmesi gibi yakınmalar baş gösterebilir. Kanserin kemik dokusuna sıçraması durumunda ise bel ve kalça kuşağında ağrılar hissedilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu belirtilerin hiçbiri yalnızca prostat kanserine özgü değildir" ifadelerini kullandı.
Her idrar şikâyeti kanser anlamına gelmiyor
İdrar boşaltımında yaşanan aksaklıkların sıklıkla diğer ürolojik tablolardan kaynaklandığına değinen Prof. Dr. Bağcıoğlu; iyi huylu prostat büyümesi (BPH), prostat iltihabı (prostatit), idrar yolu enfeksiyonları, aşırı aktif mesane veya üretra (idrar kanalı) darlıklarının da benzer klinik şikâyetlerle kendini gösterebileceğini, bu yüzden yakınmaların kesinlikle bir üroloji uzmanı tarafından tetkik edilmesi gerektiğini aktardı.
"PSA yüksekliği tek başına kanser teşhisi koydurmaz"
Kanda bakılan PSA (Prostat Spesifik Antijen) testinin erken teşhis aşamasında önemli bir biyobelirteç olduğunu belirten Prof. Dr. Bağcıoğlu, şu uyarıda bulundu:
"PSA düzeyinin referans değerlerin üzerinde çıkması tek başına kişide prostat kanseri olduğu anlamını taşımaz. İyi huylu prostat büyümesi, prostatın mikrobik enfeksiyonları, idrar yolu iltihapları ve hatta hastaya uygulanan bazı tıbbi işlemler dahi PSA değerini yukarı çekebilir. Bu sebeple PSA neticesi; hastanın yaşı, prostatın hacmi, PSA yoğunluğu, fiziksel muayene bulguları ve multiparametrik prostat MR görüntüleri ile birlikte ele alınmalıdır. Kesin teşhis ise hekimin gerekli gördüğü olgularda yapılan biyopsi ve patolojik inceleme sonucunda kesinleşir."
Tarama yaşı kişisel risk tablosuna göre belirleniyor
Kontrol takviminin risk profiline göre şekillendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bağcıoğlu; ortalama risk grubundaki bireylerde kontrollerin genel olarak 50 yaş civarında başlatılabileceğini, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlarda bu sınırın 45 yaşa, BRCA2 gibi yüksek riskli gen mutasyonlarını taşıyanlarda ise yaklaşık 40 yaşa çekilmesi gerektiğini bildirdi.
Kişiye özel tedavi: Her hastaya ameliyat gerekmiyor
Tümör henüz prostat kapsülü içinde sınırlıyken yakalandığında tam iyileşme şansının ve tedavi seçeneklerinin ciddi oranda arttığını ifade eden Bağcıoğlu, erken evredeki her hastanın cerrahiye alınmasının gerekmediğini, düşük risk grubundaki bazı vakalarda "aktif izlem" protokolünün güvenle uygulanabildiğini söyledi. Hastalık ilerlediğinde ise hedefin tabloyu uzun süre kontrol altında tutmak olduğunu belirtti.
Tedavi sürecinin PSA seviyesi, biyopsi neticesi, Gleason skoru veya ISUP derecelendirmesi, radyolojik görüntüleme sonuçları, hastanın genel kondisyonu, eşlik eden kronik hastalıkları ve beklentileri gözetilerek kişiye özel planlandığını belirten Prof. Dr. Bağcıoğlu; aktif izlem, açık, laparoskopik veya robotik cerrahi teknikleriyle uygulanan radikal prostatektomi ameliyatları, radyoterapi ile ileri safhalarda başvurulan hormonal baskılama, yeni nesil sistemik tedaviler, kemoterapi ve hedefe yönelik akıllı moleküllerin tedavi haritasını oluşturduğunu kaydetti.
"Bilinçsiz takviye kullanımından kaçınılmalı"
Prostat kanserini kesin surette engellediği kanıtlanmış mucizevi bir diyet ya da medikal ilacın bulunmadığını hatırlatan Prof. Dr. Murat Bağcıoğlu, ideal vücut ağırlığının korunması, düzenli fiziksel egzersiz yapılması, dengeli beslenilmesi, taze sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme düzeninin benimsenmesi ve işlenmiş sanayi gıdalarından uzak durulmasının genel bağışıklığı ve sağlığı destekleyeceğini ifade etti. Bağcıoğlu, hastalığı önleyeceği düşüncesiyle hekim tavsiyesi dışındaki vitamin veya takviye edici ürünlerin rastgele kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi.





