Hani yeni, yeni akıl baliğ çağına gelmiş çocuklar vardır merakla ebeveynlerine çevresinde gördüğü şeyleri merak ederek sürekli sorular yönetirler:
“Anne bu ne?” veya:
“Baba o nedir?” şeklinde sorular sorarak çevreyi ve her türlü eşyayı veya araç gereçleri sorarak öğrenmeye çalışırlar.
Okuldayken bizim de bir Bebe Rahmimiz vardı. Buna neden bu lakabı taktığımıza gelince. Arkadaşlar arasında muhabbet ettiğimizde lafa dalar:
“O ne? Bu ne? Öylemi olmuş? Neden? Niçin? Nasıl?” Gibi aklınıza gelen her şeyi sorar muhabbete limon sıkardı.
Samet bu duruma çok kızsa da Rahmi’yi kırmak istemiyorduk. Onun sorularına istemezsek te cevap veriyorduk.
Samet bir gün bana geldi:
“Yusuf bak dedi şu bizim Bebe Rahmi’ye bir oyun oynayacağım. Bak bir daha soru soracak mı?” ben merakla sordum:
“Oğlum sakın kötü bir oyun oynama! Biliyorsun fala meraklı Cengiz’e Serpil kahve falı bakıp onun öleceğini söylemesi ile gelişen olayları?” dedim. Samet:
“Yok, be oğlum o bir kere olur bu sandığın gibi kötü bir şaka değil. Sabret göreceksin. Bak bir daha Bebe Rahmi bize soru soracak mı?” dedi. Ben merakla Samet’e:
“Söyle be oğlum beni meraktan çatlatma?” Samet:
“Sen şimdi arkadaşlara söyle, Samet bize pasta ısmarlayacak paydos zili çalar çalmaz arkadaşlar Lale pastanesine gelsinler. Rahmi’yi de mutlaka gelmesi için ikna et.” Ben Samet’in dediğini yapıp arkadaşları Lale pastanesine götürdüm.
Biz oturup Samet’i beklerken o da kapıda göründü. Ben merakla neler olacak diye beklerken Samet selamını verdi sandalyeyi çekip yanımıza oturdu. Ben sitemli sordum:
“Nerede kaldın be oğlum?” Samet başladı saçma sapan konuşmaya:
“İsteleyin kalktım. Uğumu verdim. Önce dikiciye gideyim dedim. Sonra geç göç kargaşasından tınımı kurtardım ve geldim: Rahmi tam ağzını açıp Samet’e soracakken ben atılıp:
“Ne söylüyorsun oğlum? Şimdi ne anlattın sen?” Deyince, Samet:
“Nerede kaldığımı sormadınız mı? Bende anlattım işte!” Serpil bu defa devreye girip:
“İsteleyin misteleyin deyip durdun onlar ne öyle?” bu arada Rahmi dut yemiş bülbüle dönmüş adeta. Aval, aval Samet’in yüzüne bakıp duruyor. Samet boş verin bunları bakın dedem gök götürü ile Hacdan döndü. Gök götürüde güzel bir Konuksal avratla tanışmış. Bu gün bize geldi görmeliydiniz!” bu defa Ceren Samet’in saçmalıklara fazla dayanamayıp sordu:
“Samet sen neler saçmalıyorsun oğlum? Geldiğinden beri ipe sapa gelmez kelimeler üreterek bir şeyler anlatıyorsun ama biz hiç bir şey anlamadık!” Samet gülerek cevap verdi:
“Neden anlamadınız? Bu sözcüklerin hepsi öz Türkçe. Dil Tarih Kurumunun Türkçeyi sadeleştirme adına bulduğu kelimeler. Bakın isteley: (Erken), Uğ: (Karar), Dikici: (Terzi), Geç göç kargaşası: (Trafik yoğunluğu) Tın: (Can), Gök götürü: (Uçak) ve Konuksal Avrat: (Hostes) yalnız ben bunlar ne diye merak edip soracak olan Rahmi olur dedim ama siz Rahmi’yi solladınız!” bayağı bir gülüşmeden sonra Rahmi hiçbir şey konuşmadan çekip gitti.
Okullar tatil oluncaya kadar bizimle hiç konuşmadı. Bir ara ben Rahmi’yi bir köşeye çekip:
“Oğlum bizim suçumuz ne? Sen bizimle neden konuşmuyorsun? Dediysem de beni dinlemedi.” Rahmi çok ince düşünen ve alıngan biri olduğunu bildiğimizden onun sorularına cevap verir, asla onu eleştirmezdik. Samet’in bu şakası onun bayağı bir ağrına gittiğinden bizimle arkadaşlığı ikinci döneme kadar sürmüştü…