Dün İnegölspor'umuzu antrenmanda ziyaret ettiğimde Yönetim kurulu üyeleri sevgili İbrahim Oğuzay ve sevgili Fatih Pal tarafından nezaket bulunup antrenmanı izleme fırsatım oldu. Bu esnada değişik duygulara kapıldım. Hasbelkader bir yöneticinin psikolojisini, duygusunu yaşamaya hayal etmeye çalıştım ve bu duyguları yazıya dökmek, sizlerle paylaşmak istedim. İşte bu anlık duyguların eseri olan yazım...

İnegölspor’u yönetmek, yalnızca bir spor kulübünün günlük işlerini yürütmek değildir. Bu görev; bir şehrin hatıralarını, beklentilerini, hayallerini ve yıllardır aynı armaya gönül vermiş insanların duygularını omuzlarında taşımaktır.
Dışarıdan bakıldığında futbol yöneticiliği çoğu zaman transferlerle, maç sonuçlarıyla, teknik direktör tercihleriyle veya puan cetveliyle değerlendirilir. Oysa işin içinde olanlar bilir ki bir kulübün kapısından yönetici sıfatıyla girdiğiniz andan itibaren hayatınızın önemli bir bölümü artık size ait değildir.
Çünkü İnegölspor söz konusuysa alınan her kararın karşısında yalnızca bir bilanço ya da puan tablosu yoktur.
Tribünde umutla maç bekleyen bir çocuk vardır.
Yıllardır deplasman yollarına düşen bir taraftar vardır.
Babasıyla ilk kez İnegölspor maçına gitmiş, bugün kendi çocuğunun elinden tutarak aynı tribüne gelen insanlar vardır.
Esnafı vardır, emekçisi vardır, genci vardır, yaşlısı vardır.
Kısacası o armanın içinde bir şehir vardır.
İşte yöneticiliğin en büyük zorluğu da burada başlar.
Her karar herkesi mutlu etmez. Bazen kulübün geleceği için bugün eleştirilmeyi göze almak gerekir. Bazen imkanlarla beklentiler arasında sıkışıp kalırsınız. Bazen kazanılan bir maçın sevincini bile tam yaşayamadan ertesi günün sorunlarını düşünmeye başlarsınız.
İyi günde herkes yanınızdadır.
Asıl mesele kötü günde o armaya aynı inançla bakabilmektir.
İnegölspor gibi geçmişi, taraftarı ve şehirde karşılığı olan bir kulüpte yöneticilik yapan insanların en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de budur: aidiyet.
Çünkü aidiyet yoksa bu yük ağır gelir.
Sevgi yoksa fedakarlık bir süre sonra yorucu olmaya başlar.
İnanç yoksa ilk büyük fırtınada insanın vazgeçesi gelir.
Ama gerçekten seviyorsanız mesele değişir.
O zaman gece yarısı yapılan toplantılar, çözülmeye çalışılan ekonomik problemler, alınması gereken zor kararlar, eleştiriler ve uykusuz geceler başka bir anlam kazanır.
Çünkü bilirsiniz ki bütün bunlar şahsi bir makam için değil, İnegölspor için yapılmaktadır.
Profesyonel spor kulübü yönetiminde elbette yalnızca sevgi yetmez.
Akıl gerekir.
Planlama gerekir.
Mali disiplin gerekir.
Doğru insanlarla çalışmak, sürdürülebilir bir yapı kurmak, altyapıya değer vermek ve kulübün yarınlarını bugünün heyecanına feda etmemek gerekir.
Fakat bütün bunları ayakta tutan görünmez bir güç vardır:
Sevgi.
Kulübüne duyduğun sevgi…
Şehrine duyduğun sorumluluk…
Tribündeki insanların sevincini kendi sevincin gibi görebilmek…
Bir yenilgiden sonra onların üzüntüsünü kendi içinde hissedebilmek…
Ve bütün zorluklara rağmen ertesi sabah yeniden “İnegölspor için ne yapabiliriz?” diye masaya oturabilmek…
Gerçek yöneticilik belki de tam olarak budur.
Bugün İnegölspor’un ihtiyacı yalnızca saha içerisindeki başarı değildir. Kulübüyle taraftarı, geçmişiyle geleceği, yönetimiyle şehri arasında güçlü bir gönül bağına her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Çünkü İnegölspor herhangi bir şirket değildir.
Bir şehrin ortak değeridir.
İnsanları aynı tribünde buluşturan, farklı hayatları aynı sevinçte ve aynı hüzünde bir araya getiren büyük bir aidiyet duygusudur.
Elbette zor günler olacaktır.
Eleştiriler olacaktır.
Yanlış kararlar da verilebilir, hayal kırıklıkları da yaşanabilir.
Futbolun doğasında bunların hepsi vardır.
Fakat bir şey kaybolmamalıdır:
Birbirimize ve İnegölspor’a olan sevgimiz.
Çünkü insanlar değişir.
Yönetimler değişir.
Futbolcular gelir, gider.
Sezonlar başlar ve biter.
Galibiyetler unutulur, mağlubiyetlerin acısı zamanla diner.
Ama arma kalır.
Şehir kalır.
İnegölspor kalır.
Bu yüzden İnegölspor’da görev alan herkesin taşıdığı sorumluluk, aslında kendisinden sonraki nesillere bırakacağı bir emanettir.
Mesele yalnızca bugünü yönetmek değildir.
Mesele, yarın bir çocuk babasının elinden tutup İnegölspor tribününe geldiğinde hâlâ gurur duyabileceği bir kulüp bırakabilmektir.
Ve bunu başarabileceksek;
aklımızı profesyonellikten,
gücümüzü birlikten,
cesaretimizi ise İnegölspor sevgisinden almalıyız.
Çünkü sevginin olduğu yerde mücadele vardır.
Aidiyetin olduğu yerde vazgeçmek yoktur.
Ve İnegölspor için aynı duyguyla atan kalpler oldukça, aşılmayacak hiçbir zorluk yoktur.
Yazılacak çok şey var ancak bu yazıya da burada nokta koyalım.
Ayrıca İbrahim Oğuzay ve Fatih Pal'a sevgilerimi sunuyorum.