İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan satır başları:
Diğer 80 ilde olduğu gibi Rize'de de yatırımları ve icraatları konuştuklarını belirten Erdoğan, yaptıkları çalışmalarla yetinmediklerini söyledi. Erdoğan, Rizeli vatandaşların desteği ve duasıyla 86 milyonun huzur ve refah içerisinde yaşaması için çalışmayı sürdüreceklerini ifade etti.
Biliyorsunuz, 14 Ağustos'ta AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümünü Başkent Millet Bahçesi'nde 100 binlerce kişinin katıldığı tarihi bir mitingle kutladık. Hem teşkilatımızla hem de milletimizle ahdimizi yeniledik. Eser ve hizmetlerle geçen 25 yıllık karnemizi milletimizin takdirine sunarken, önümüzdeki çeyrek asra ve yarım asra ilişkin vizyonumuzu da paylaştık.
“BÜYÜK HAYALLERİMİZ VE HEDEFLERİMİZ VAR”
Bugün de yola çıktığımız ilk günkü kadar kararlı ve azimliyiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Türkiye'nin en dinamik, en vizyoner ve ufku en geniş kadrolarına sahibiz. Büyük hayallerimiz ve hedeflerimiz bulunuyor. Milletimizi fazlasıyla layık olduğu mutlu ve müreffeh yarınlara ulaştırmak konusunda Allah'ın izniyle kararlıyız.
Bunu bugün gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz. Mücadeleyle geçen 25 yılın ardından Türkiye; ekonomiden savunma sanayisine, sağlıktan teknolojiye, tarımdan turizme kadar her alanda artık sağlam bir zemine kavuşmuştur. Bu sağlam temel üzerinde Türkiye Yüzyılı'nın inşası da başlamıştır.
İnanıyorum ki Türkiye Yüzyılı'nın inşası mutlaka tamamlanacaktır. Ülkemizi bir dünya devi yapma hedefimize her geçen gün biraz daha yaklaşacağız. 25 yıl önce Türkiye'nin büyük potansiyelini nasıl harekete geçirdiysek, aynı şekilde başlattığımız stratejik hamleleri de tamamlayacağız.
Elbette bu vizyondan rahatsızlık duyanlar vardır. Türkiye'nin harekete geçmesi, ayağa kalkması, böylesine bir gidişatta barış ve adalet için öne çıkması, masumların kanından beslenenlerin işine gelmiyor. Ülkemizin ihtilaflar yerine ittifaklarını büyütmesi, istikrarsızlıktan beslenen şer odaklarını rahatsız ediyor.
Bu hazımsızlıklarını son dönemde açık şekilde göstermeye başladılar. Bunların kimler olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Türkiye'nin terör gibi yarım asırlık prangalarından kurtularak kardeşliğini daha da güçlendirecek olmasının kimlerin oyununu bozduğunun farkındayız. Onlara diyoruz ki, “Ne yaparsanız yapın, suları tersine akıtamazsınız.”
“ŞEHİTLERİMİZİN KANI ÜZERİNDEN SİYASET YAPMAK VİCDANSIZLIKTIR”
Kardeşlerim, yeri gelir dirilir, pınar oluruz. Yeri gelir irkilir, bir ırmak oluruz. Yeri gelir gürler, çağlayan oluruz. Ancak önümüzün kesilmesine asla izin vermeyiz.
Türk'üyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Laz'ıyla 86 milyon olarak hep birlikte mutlu, huzurlu, müreffeh ve aydınlık bir geleceğe yürümemizin önüne set çekilmesine müsaade etmeyiz.
Ülkemizde olduğu gibi çevremizde, bölgemizde ve dünyada da huzurun, barışın, istikrarın ve demokrasinin hâkim olmasını arzu ediyoruz. İnşallah bunu gerçekleştirmeden de durmayacağız. Tüm tahriklere ve engellemelere rağmen yılmadan, bükülmeden ve tuzaklara düşmeden yolumuza sabırla devam edeceğiz.
Burada bir gerçeğin altını açıkça çizmekte fayda görüyorum. Bölgemiz ve dünya, yüzyılda bir yaşanan son derece kritik süreçlerden geçiyor. Öyleyse siyasetin de kendisini buna göre şekillendirmesi gerekiyor.
Bakınız, yalnızca lafla, kuru hamasetle, hakaret senfonisiyle hiçbir yere varılamaz. Merkezinde insanın, dürüstlüğün, eser ve hizmet üretme kaygısının bulunmadığı bir siyasetten ne ülkeye ne de millete hayır gelir.
Türkiye'nin böyle bir siyaset biçimine tahammülü de toleransı da yoktur. Ülkemize ve milletimize sürekli maliyet çıkaran bu zihniyetten kurtulmanın zamanı çoktan gelmiştir. Türkiye'yi istismar siyasetinden olduğu gibi, iktidar karşıtlığı üzerine kurulan cephe siyasetinden de kurtarmak zorundayız.
Milli menfaatler söz konusu olduğunda ortak bir zeminde buluşabilecek, daha kapsayıcı ve uzlaşmacı bir siyaset anlayışına ülkemizin ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Temennimiz, muhalefet tarafında da bu ihtiyacın fark edilmesidir.
Elbette birbirimize yönelik eleştirilerimiz olabilir. Doğru bulmadığımız, eksik gördüğümüz ya da yanlış olduğunu düşündüğümüz konular da olabilir. Hatta bazı meselelerde çekincelerimiz ve endişelerimiz bulunabilir. Ancak bunların hiçbiri, konu Türkiye olduğunda, demokrasimiz olduğunda, Türk milletinin ezeli ve ebedi kardeşliği olduğunda bir araya gelmemize engel olmamalıdır.
Bir süredir dile getirdiğimiz Ankara merkezli siyaset çağrımızın arkasındaki anlayış da budur: Büyük Türkiye mutabakatı.
Bunu söylerken kastımız; 86 milyonun birliği, beraberliği ve kader ortaklığıdır. Aynı idealler etrafında kenetlenmesidir.
Terörsüz Türkiye süreciyle Cumhur İttifakı olarak bu yönde tarihi bir adım attık. Şurası çok önemli; Meclisimizde 467 oy gibi daha önce görülmemiş geniş bir uzlaşıyla çok güçlü bir destek ortaya çıktı. Milletimiz, terör defterinin bir daha açılmamak üzere tamamen kapanması konusunda kararlı bir irade ortaya koydu.
Hal böyleyken bu konuyu parti çıkarları uğruna polemik konusu yapmak, tahrip edici eleştirilerde bulunmak sorumsuzluktur. Şehitlerimizin kanı ve gazilerimizin fedakârlıkları üzerinden siyaset yapmak bir vicdansızlıktır. Tek kelimeyle şuursuzluktur.
Herkes aklıselimle hareket etmeli, toplumun sinir uçlarıyla oynamak yerine Türkiye'yi merkeze alan bir siyaset anlayışını benimsemelidir. Özellikle Türkiye'nin tökezlemesini isteyenlere malzeme oluşturacak söylemlerden uzak durulmalıdır.
Tekrar söylüyorum; ülkemizin geleceğe ilişkin büyük hedeflerinin peşinden gitmekten başka bir seçeneği yoktur. Çünkü vazgeçersek ülkemiz altın değerindeki yıllarını kaybeder. Geri adım atarsak Türkiye'nin istikbali olan gençlerimiz kaybeder.





