OBUR HASANIN HİKÂYESİ

TRAJİ KOMİK HİKÂYELER:

 

Yıl 1973 Kars’ta Cumhuriyetin 50. Yılı dolayısı ile yeni bir Lise kuruldu. 50. Yıl anısına Cumhuriyet Lisesi adını alarak, benim okuduğum Alparslan Lisesinden 4/J, 4/G, 4/H ve 4/K sınıfları Cumhuriyet Lisesi’ne kaydırılarak Cumhuriyet Lisesinin ilkleri olma şerefine nail olduk.

Bu dört lise birinci sınıflar tabiri caiz ise tam bir hababam sınıfları diyebileceğim nitelikte idi.

Yaşları geçmiş, iki üç yıl üst üste sınıfta kalmış dersle alakası olmayan öğrenciler ile dolu idi.

Bizim gibi dersinde ve okul da çalışkan birkaç öğrencinin haricinde kiler yukarıda söylediğim gibi her türlü tipte ve cinste öğrenciye rastlamanız mümkündü.

Bizim sınıfta da bir başka cins, obur Hasan’ımız vardı. Bütün gün bir şeyler yer o çenesi boş durmazdı. Yaz kış cebinde her türden çerezi eksik olmaz derste bile tıkınırdı. Bu yüzden birçok defa hocalardan azar işitip dayak yediği bile olmuştu.

Obur Hasan, zaman, zaman bazı arkadaşlar ile bahse girip, birçoğunu kazanmıştı. Bunlardan biride şaşılacak kadar inanılmaz olanı ise: Yeşilyurt Lokantasında tam 16 lavaş arası döner yiyerek adeta bir rekor kırmıştı. Bazı arkadaşlar çıktığımız pastanelerden birinde Hasan yüzünden rehin kalmış, babalarını arayarak hesap ödemelerini yapmışlardı.

Bu yüzden hiç kimse Hasan ile bir yere gitmezdi.

Kış ayları bitmiş yerini ilkbaharın ilk ayı olan Nisan ayının 27 si ve günlerden Pazartesi idi. Hasan sınıfa bir hışım gibi girdi ve sınıftakilere:

“Arkadaşlar hafta sonu bendensiniz! İstediğiniz yerde yiyip içip tek kuruş vermeyeceksiniz!” Ön sıradan Canan ayağı kalkıp:

“Hayırdır Hasan? Gömü mü buldun? Yoksa piyangodan büyük ikramiye sana mı çıktı?” hasan gevrek, gevrek gülerek:

“Hayır canım! Karşınızda reklam yıldızı Hasan duruyor! Artık paraya para demeyeceğim!”

O yıllarda Karsta TRT’nin siyah-beyaz paket yayın yaptığı Kars Televizyonu vardı.   Genel ve Yerel haberlerin yanı sıra reklamlar da yayınlanırdı. Bizim Hasanın oburluğunu bilen Yeşilyurt Lokantası sahibi reklam için Hasan’ı önermiş. Reklamı çekecek olan firma ise İstanbul’dan hafta sonu gelerek çekimi lokantada yapacakmış.

Biz hafta sonunu merakla bekleyip, cumartesiyi iple çekiyorduk. Nihayet o gün gelip çattı. Bütün sınıf tam tekmil çekimin yapılacağı Yeşilyurt Lokantasına hücum ettik.

Hasana bir sürü makyaj yaptılar, üç kamera ile çeşitli açıdan çekim yapmaları için hazırlıklarda tamamlandı ışıklar falan derken çekim için start verildi. Hasan’ın önüne servis tabağı içinde bir lavaş arası döner konuldu. Hasan hiç kimseden çekim için komut beklemeden dönere yumuldu.

Yönetmen hayretler içinde bağırdı:

“Ne yapıyorsun oğlum? Daha çekime başlamadan döneri bitirdin. Ben çekim için komut vermeden bir daha tabağa dokunma: Anlaşıldı mı?”dedi. Bu arada ikinci tabakta Hasan’ın önüne konuldu. Yönetmen Hasan’a başlaması için komutu verdi. Verdi vermesine ya Hasan aç kurt gibi dönere saldırdı adeta nefessiz bir hamlede döneri yutmaya çalıştığı sırada yönetmenin sinirli bir şekilde bağırması duyuldu:

“Kestik!.. Kestik!.. Ne yapıyorsun oğlum yahu? Kıtlıktan mı çıktın? Şu döneri adam gibi ye! Beni çıldırtma!” dedi ve yeniden çekim için bir tabak döner daha geldi.

Çekimi sık, sık kesen yönetmen yüzünden bizim obur Hasan 28 döner dürümünün birçoğunu midesine indirdi. Nihayet çekimleri tamamlayan yönetmen Hasan’a dönüp:

“Hayatımda hiç böyle obur birisi ile karşılaşmamıştım. Senden adresini alayım bazı filmlerde de sana rol veririz!” Yönetmen Hasan’a o zamanın parası tam 2720 para ödedi.

Adamlar gittiler Hasan oturduğu sandalyeden kalkamıyor karnını ovuşturup duruyor. Rengi beti benzi atmış titriyordu. Bizi bir telaş aldı. Hemen Kalaycı oğlu taksiden bir araba çağırıp Hasan’ı hastaneye yetiştirdik. Hasan’ı ameliyathaneye alıp midesini yıkadılar. Bir zaman sonra servise çıkarıp yatırdılar. Biz

Doktora: “Doktor Bey, arkadaşımızı görebilir miyiz?” dedik. Doktor ise bize:

“Tabi bir şartla arkadaşınızı görebilirsiniz! Arkadaşınızın yanında fazla kalmamak şartı ile!” dedi ve doktor gitti. Bizde hemen Hasan’ın kaldığı odaya daldık. Hasan’ın koluna serum takmışlar, hemşirede Hasan’a kalçadan iğne yapıyordu. Biz hep birden Hasan’a:

“ Geçmiş olsun Hasan nasılsın?” dedik. Hasan hafifçe bize doğru dönüp:

“Nasıl olayım oğlum? Görmüyor musunuz? Kolumda serum, hemşirede ha bire kalçama iğne dayayıp duruyor. Bir daha tövbeler olsun o kadar tıkınmayacağım.”

Ben gıcık verir gibi:

“Oğlum seni adam film yıldızı yapacak ya! Adresini de aldı üstelik. Artist olmak istemiyor muydun?  Artık oldun! Haydi, gözün aydın!” diyince Hasan sinirli, sinirli:

“Yere batsın film yıldızlığı! Kime lazımsa o olsun yıldız!” diyince bizler kahkahaya boğulduk…