Bugünkü yazıma kısa bir hikayecik ile başlayıp sonrasında yazıma devam etmek istiyorum. Özellikle de kurnaz dolandırıcıların tuzağına düşmemeniz için yine sizlerin uyanık olmanızı tavsiye ediyorum.
Gelelim bu günkü hikayemize:
Eski ahşap evlerde fareler hiç eksik olmaz. Evin her köşesindeki küçük deliklerinden adeta fare fışkırır. Bu yüzden ev sahipleri genelde evde kedi beslerler. Hikayemiz avcı kedi sarmanın hikayesidir:
Eski tarihi bir konakta emekli bir Paşa yaşıyormuş. Ancak farelerden muzdarip olan Paşa eve bir avcı kedi alıyor. Kedi evdeki bütün fareleri yakalayıp görevini başarı ile tamamlıyor. Tamamlıyor tamamlamasına ya bu farelerin içinde en kurnazı olanı bir türlü punduna getirip yakalayamıyor. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar pusuya yatıp o fareye karşı hamle yaparsa yapsın her defasında kedinin hamleleri hep boşa çıkıyor.
Bir gün kedi yine pusudayken iki duvar arasında ki delik arasında mekik dokuyan fareye hamle yapıyor ancak kurşun hızı ile sıvışıp kediyi atlatıyor. Kedi düşünüyor taşınıyor nihayet, bu fareyi alt etmenin yolunu buluyor. Mutfaktaki masanın üzerinde bir tabağın içindeki küçük bir parça peyniri görüyor ve kafasında şimşekler çakıyor. Hemen o bir parça peyniri alıp deliklerden birinin önüne dikiliyor ve peyniri deliğin başına getirerek farenin çıkmasını bekliyor.
Peynirin kokusunu alan kurnaz fare deliğe doğru yaklaşıp etrafı kolaçan ettikten sonra kediyi fark ediyor biraz geri çekilip kediye:
“Ne o kedicik beni beslemeye mi karar verdin?” kedi kurnazca gülüp:
“Öylede denilebilir. Ama senin bu çabukluğunu ölçüp bu peyniri de ödül olarak sana vereceğim!” Fare biraz düşünceli sorar:
“Nasıl yani? Çabukluğumu nasıl ölçecek mişsin?”
Kedi kurnazca gülerek:
“Şu karşı duvardaki deliğe ne kadar hızlı gideceğini ölçeceğim. Eğer bir hamlede o deliğe varırsan bu güzel ödülü sana vereceğim.” der. Fare bir karşı duvarda ki deliğe bakar, birde kedinin patisindeki peynire! Sonra kendi kendine:
“Mesafe kısa, ödül büyük. Bu işte bir iş var" diyerek kediye:
“Tamam, kabul ama bu iki mesafeyi metre il ölç. Bende ona göre koşayım!” der. Kedi fareyi kandıracağını sanarak, elindeki peyniri masa üzerine bırakıp metre aramaya gider. Bu arada farede masa üzerinde ki peyniri kapıp deliğe girer. Kedi elinde metre ile gelip mesafeyi ölçer ve fareye seslenerek:
“Tamı tamına iki metre farecik. Haydi, çıkta şu masa üzerinde ki ödülü sana vereyim der.” Fare delikten seslenir:
“İki gram peynir için İki metrelik mesafeye canımı veremem! Üstelik bana gösterdiğin ödül bile piyasada yok” diyerek gözden kaybolur. Kedi merakla masaya bıraktığı peyniri göremeyince farenin onun bir kez daha aldattığını anlar.
Evet, bu kısa hikayede kurnaz farenin kediyi nasıl dolandırdığını bırakıp biz de yazımıza devam edelim:
Öyle bir zaman dilimi içindeyiz ki türlü dalavereler ile insanları aldatmak sıradan bir hal aldı. Etrafımızı adeta saran, gerek telefonlarımıza mesajlar atarak ve gerekse yine cep telefonlarımızı arayarak bizleri dolandırmaya çalışan yığınla sahtekarın daha bizleri nasıl oyunlarla aldatacaklar diye düşünmüyor değilim?
Ben sürekli bu köşede yazarak vatandaşlarımızı uyarırken güvenlik güçlerimizde yine sürekli cep telefonlarına uyarı mesajları atarak insanları bu sahtekarlara karşı uyanık olmaları için ikaz ediyorlar. Ancak saf ve masum insanlarımız bu sahtekarın tuzağına düşerek mağdur oluyorlar.
Tabiri caiz ise bir atasözündeki gibi “Sütten ağzımız yanıp yoğurdu üfleyerek yemeyelim!”