İlk yazımızda sivil toplum kuruluşların güçlü topluma sağladıkları katkıları yazmıştık. İkinci yazımızda ise yozlaşan sivil toplum kuruluşlarının toplum yapısına verdikleri zararlardan bahsedeceğim.

Toplumların gelişiminde önemli bir rol üstlenen dernekler, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları; gönüllülük, dayanışma, katılımcılık ve toplumsal fayda ilkeleri üzerine inşa edilir. Ancak tarih göstermektedir ki, hangi kurum olursa olsun temel değerlerinden uzaklaştığında yozlaşma kaçınılmaz hale gelebilmektedir. Bu durum yalnızca kurumların değil, toplumun geleceğinin de zarar görmesine neden olmaktadır.

Sivil toplum kuruluşlarındaki yozlaşma çoğu zaman ani değil, yavaş ve fark edilmesi güç süreçlerle başlar. Ortak aklın yerini kişisel çıkarlar aldığında, liyakatin yerini yakınlık ilişkileri doldurduğunda, hizmet anlayışı makam ve güç mücadelesine dönüştüğünde kurumların kuruluş amaçları ikinci plana itilmeye başlanır. Gönüllülük ruhunun zayıflaması ve aidiyet duygusunun kaybolması ise bu süreci daha da hızlandırır.

Yozlaşmanın ilk sonuçlarından biri güven kaybıdır. Bir toplumun en büyük sermayesi olan güven duygusu zedelendiğinde insanlar kurumlara olan inançlarını kaybeder. Gönüllüler uzaklaşır, bağışçılar desteklerini azaltır ve toplumun ortak fayda üretme kapasitesi giderek düşer. Güvenin kaybolduğu yerde dayanışma zayıflar, dayanışmanın zayıfladığı yerde ise toplumsal çözülme başlar.

Özellikle gençlerin rol model olarak gördüğü kurumlarda yaşanan değer erozyonu, gelecek nesiller üzerinde kalıcı etkiler bırakabilir. Adaletin yerine ayrıcalığın, emeğin yerine ilişkilerin, liyakatin yerine sadakatin geçtiği bir ortamda yetişen gençler; çalışmanın, üretmenin ve topluma katkı sunmanın değerine olan inançlarını kaybedebilirler. Bu durum uzun vadede toplumsal motivasyonu ve sosyal gelişimi olumsuz etkiler.

Sivil toplum kuruluşlarının siyaset üstü kalması gereken toplumsal misyonlarının kişisel veya grupsal çıkarların gölgesinde kalması da yozlaşmanın önemli göstergelerinden biridir. Kurumlar topluma yön vermek yerine belirli çevrelerin etkisi altına girdiğinde, temsil ettikleri kitlenin güvenini ve meşruiyetini kaybetmeye başlarlar.

Bugün yaşanan küçük ihlaller ve görmezden gelinen yanlışlar, yarının büyük krizlerinin habercisi olabilir. Çünkü yozlaşma çoğu zaman büyük hatalarla değil, küçük tavizlerle başlar. Şeffaflıktan verilen bir taviz, liyakatten yapılan bir ödün veya adaletten uzaklaşan küçük bir karar zamanla kurum kültürünü dönüştürebilir.

Peki çözüm nedir? Buna karşılık çözüm yine kurumların öz değerlerinde saklıdır. Şeffaf yönetim anlayışı, hesap verebilirlik, liyakat, katılımcılık ve etik değerlere bağlılık; sivil toplumun geleceğini koruyacak en önemli unsurlardır. Kurumlar geçmişten aldıkları değerleri koruyabildikleri ölçüde geleceğe güvenle yürüyebilirler.

Sonuç olarak sivil toplum kuruluşlarını ayakta tutan şey yalnızca binalar, bütçeler veya yöneticiler değildir. Asıl güç; güven, aidiyet, vefa, adalet ve ortak amaç duygusudur. Bu değerler korunduğunda kurumlar nesiller boyu yaşar, ancak kaybedildiğinde yalnızca kurumlar değil, toplumun geleceğe dair umutları da zarar görür. Bu nedenle yozlaşmaya karşı mücadele, yalnızca kurumları değil, toplumsal vicdanı koruma mücadelesidir.

Kurumsal gücün yapının mali kaynakların güçlü olması ile ilişkilendirildiği bir ortamda son söz olarak şunu söylemekte fazda vardır.

"Bir kurumun çöküşü mali kaynaklarını kaybettiği gün değil, değerlerini kaybettiği gün başlar."